<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810</id><updated>2011-12-15T04:35:21.400+02:00</updated><category term='kara patlangaç'/><category term='oyun incelemeleri'/><category term='film eleştirisi'/><category term='klip kalınlamaları'/><category term='reklam eleştirileri'/><category term='kara kurmaca'/><title type='text'>Düşünce Tarlası</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Anonymous</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img1.blogblog.com/img/blank.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>526</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-6651180874983632259</id><published>2008-11-04T16:15:00.004+02:00</published><updated>2008-11-05T21:10:23.268+02:00</updated><title type='text'>Etnik Terörün Vicdani Sömürüsüne Reddiye</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3hhareketi.org/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=1005&amp;amp;Itemid=41#usercomments"&gt;3H Hareketi&lt;/a&gt; adlı sitede de yayınlanan "Türkiye'de Liberaller Neden Yok" adlı yazıma gelen çok sayıda eleştirinin çoğununson derece önyargılı ve vicdani sınırları hiçe sayması beni ayrı bir yazı yazmaya yöneltti. Bu eleştiriler bir cevap yazmak gereği duydum, işte o cevap:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının sitede yer almasına şaştım, ama teşekkür ederim. Zira etnik siyaseti eleştirmek artık daha en baştan “faşizm”, “ırkçılık” diye yaftalanır oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik siyasetin dayanaklarının sosyolojik ve hukuki olarak anlamlı olup olmadığını cesaretle sorgulamadıkça, gerçekten de sosyolojik ve tarihi olarak değiştirilemeyecek millet ve milliyet duygularına toslayıp dururuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyetçiliği sürekli telin edenler, etnik siyasetin ham ırkçılık üzerine kurulduğunu neden görmezden geliyor anlayabilmiş değilim? Siyasi Kürtçü’ler ve onların taraftarları ağızlarını her açtıklarında Kürt varlığının farklılığının mutlaklığını vurgulamak için sürekli ırk vurgusu yaparlar. Bunu eleştiren kimseye henüz rastlayamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanında yazıda ırkçı veya faşist bir vurgu yok. Milletin ne olduğuna dair realitelerden hareketle oluşturulmuş bir tanım var. Bu tanım, ırka ( genetiğe), dine veya dile atıfta bulunmadan, milletin tarih içinde kendiliğinden oluşmuş bir HETEROJEN yapı olduğunu söylüyor. Ben bu tanımı bütün yazılarımda tekrarladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tanımın önemi, milletin oluşumunda, birbiriyle bir arada yaşamak iradesini göstermiş kavimlerin, Nozick’in tekelci adalet ve emniyet sağlayıcısının oluşumuna benzer şekilde bir “işletme” seçtikleri, meydana getirdikleri ve tarih içinde de ortak bir kültürel paydada buluştuklarını söylemesi idi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tanımda iki önemli husus var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- “Toplumsalın” oluşumunda bilhassa Hayek’in büyük bir ferasetle ortaya koyduğu “kendiliğindenlik” kavramını göz önünden ayırmaması&lt;br /&gt;2- “Adalet ve hukuk sağlayıcısı” tekel oluşumunun talep edilmesiyle heterojen yapıda “uyumun” sağlanmasına adım atılması…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tanımın önemi nedir? Bu tanım, tekrar etmekte sayısız faydalar gördüğüm şekilde, millet denen aşılamaz ( ırki ve kültürel heterojentite açısından) sosyal realitenin “doğal” bir olgu olduğunu, bunun kendi başına kötü olmadığını, millete mensubiyet duygusunun da özünde kötü olmadığını anlatmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazılar niye tepki aldı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü kendi başına düşünmek bizim memleketimizde henüz hayal edilemeyen bir şey. Dolayısıyla herhangi bir gruptan bağımsız düşünebilmek imkânsız sayılıyor. Gene de 3H ve LDT gibi istisna sayılabilecek topluluklar özünde barışa, adalete ve hürriyete aykırı olmayan her görüşe sıcak bakarak bir açıdan bireyselliği koruyor. Ama bu arzulandığı kadar yaygın değil ve sanırım önümüzdeki bin yılda da yaygınlaşamayacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka nedeni de düşünce sahiplerinin titrleri, ünvanlarının düşüncelerinden daha öne çıkması. Ünvanınız, titriniz yoksa bu memlekette “yok sayılıyorsunuz”. Dünyanın en büyük keşfini veya icadını da yapsanız en azından akademisyen , “yazar” vs değilseniz, beş para etmez bir vatandaş olarak değerlendiriliyorsunuz. Bu sitede fakiri eleştirenler de aynı seçkinciliği besliyorlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öbür yandan Kürt kökenli yurttaşlarımızın temel haklarını hiç kullanamadığı gibi bir yalanı, devletin bir dönemki yanlış uygulamalarına dayanarak savunmanın vicdana sığmadığını tekrar tekrar belirtiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı da ülkenin her yanında mülk edinip iş kuran, iş bulan, tahsil gören insanlarımızın bu durumunda hiçbir şekilde şikâyet edilmiyor. Dolayısıyla Türk Solu gibi ne idüğü belirsiz bir sitenin resminin benim yazımda kullanılmasını şahsen doğru bulmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik siyasetin terörü tehdit olarak kullandığı gerçeği, devletin arızi hatalarıyla mazur gösterilemez. Etnik siyasetin, ideolojisini silahla/ tehditle kabul ettirmeye çalışan ( bu, terörün tanımıdır) bir örgütü savunmasının bir devleti adalet ve hukuk sağlayıcı tekel olarak kabul etmek olan vatandaşlığın tanımıyla uyuşmadığını söylemek faşizm midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ülkede devletin yanlışlarına karşı hak müdafaasının ancak hak ihlaliyle orantılı olması gerektiğini savunmak devletçilik midir? Bu gün ırkçı etnik terör örgütü, bir soykırımla karşı karşıya olan bir halkın savunucusu mudur? Eğer böyle bir durum varsa, meclisteki milletvekilleri nereden gelmektedir? Altınova’da otuz yıldır çalışan galerici , İstanbul’da yerleşmiş doktor, Ankara’da çalışan memur, kim tarafından tehdit edilmiştir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıyı eleştirenlerin objektif olmak gayretleri yok. Etnik siyaset, bugün kendi ırkçı zihnî diktasını, hümanist vicdanları ipotek altına alarak sürdürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İfade hürriyeti silâhla talep ediliyorsa önce silahlı tehdit ortadan kaldırılmalıdır. Meşru bir talep gayrı meşru araçlarla ortaya konamaz. Eğer böyle bir aracın meşruluğu ısrarla iddia ediliyorsa bu talep sahibinin meşruluğunu da ortadan kaldırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgaristan’da Türk’ler açık soykırıma uğramalarına rağmen demokratik mücadeleden vazgeçmediler ve Bulgar devletine karşı ayaklanmadılar. Türkiye’de Bulgaristan’da Türk’lere yapılanlara en ufak şekilde benzeyen bir hareket olmuş mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gayrımeşru bir araçla hak talep eden bir grubun, beraber yaşadığı diğer topluluklarca “güvenle” karşılanması mümkün müdür? Komşunuzun polise taş attığını, bebek katleden, ülkenize ve milletinize düşman olduğunu söyleyen bir adamı açıkça desteklediğini görseniz, “barış” söylemlerine ne kadar güvenebilirsiniz? Irkçı, etnik şiddeti “toplumsal” bir hareket olarak meşrulaştırmak isteyenler, bu hareketlere karşı toplumsal bir tepki oluşmasını neden garip karşılıyor, anlayamıyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik/ırkçı terör yandaşı bir gruba vatandaşlar pompalı tüfekle saldırmış ki bunu “normal” bir tepki saymak elbette mümkün değil. İyi de etnik/ırkçı terör yandaşlarının polisleri taşlamasının, araba yakmasının, dükkânları kapattırmasının, dükkânları tahrip etmelerinin eleştirisi neden yapılmaz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu memleketin bir bölümünü bir etnik grubun malı saymak ne vatandaşlık bilinciyle ne kardeşlikle ne de hukukla bağdaşır. Ne yazık ki etnik/ırkçı terörün zihnî diktası aklımızı köreltmekte, vicdanlarımızı öldürmekte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-6651180874983632259?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/6651180874983632259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=6651180874983632259' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6651180874983632259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6651180874983632259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/11/etnik-terrn-vicdani-smrsne-reddiye.html' title='Etnik Terörün Vicdani Sömürüsüne Reddiye'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1109308109254182064</id><published>2008-11-04T16:15:00.003+02:00</published><updated>2008-11-04T16:25:24.735+02:00</updated><title type='text'>Devlet Yardımı Neden İşe yaramıyor?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SRBbQ9CNceI/AAAAAAAAA-o/0BwMZaPORD8/s1600-h/sadaka.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264808311215976930" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 261px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SRBbQ9CNceI/AAAAAAAAA-o/0BwMZaPORD8/s320/sadaka.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Mesele kimlik meselesi falan değil. Mesele, sürekli devlet yardımının rahatlıkla, karşılıksız çarçur edilebilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet projelerinin makus ve değiştirilemez talihi bunların, karşılıksız olmasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğuya “yatırım” adıyla yapılan ayni ve nakdi yardımlar, insanlarca bedava elde edildiği ve dağıtıldığı sanılan şeyler olduğundan rahatlıkla israf ediliyor. Bunların terörü bitirmekte bu yüzden hiçbir faydasını görmüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölge insanının bir kısmı hem bu karşılıksız yardımdan sürekli istifade etmekten vazgeçemiyor hem de bu getirileri meydana getirenin terör tehdidi olduğu anlayışıyla huzursuzluk çıkarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadilde eğitim vs talepleri devede kulaktır. Bölgede devletin emniyet ve adalet tekeli reddedildikçe hiç kimse orada refah için kımıldamaz. Etnik siyasetçiler, gerçek yatırımlar yapılmadıkça, istihdam için bölge diğer vatandaşlar için güvenilir bulunmadıkça ana dilde eğitimin refahı getirebileceğine gerçekten inanıyor mu? Bu “Biz bu devleti istemiyoruz, sizi de istemiyoruz! Sizden ayrılmak için kan dökmekten de çekinmeyiz!” tedhiş ve tehdit anlayışının takiyeci ifadesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddetten beslenen etnik siyasi Kürtçüler bu yüzden yapılan hiçbir şeyi beğenmemekte,küçük görmekte, tehdit gibi sunmakta… Çocukların kızamıktan, annelerin doğum tetanozundan ölmelerinin engellenmesi, koruyucu hekimliğin bölgede gelişmesi ve aile hekimliği ile daha da gelişecek olması, daha geniş kitlelere daha hızlı sağlık hizmetinin ulaştırılabilecek olmasının, okur yazar sayısının artmasının, üniversitelere daha çok insanın girebilmesinin, bölgede nitelikli iş gücünün daha da artacak olmasının bu yüzden siyasi Kürtçü’ler için hiçbir anlamı yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bu imkânlar onların kendi emekleriyle elde ettikleri imkânlar değil! Sürekli terör tehdidiyle siyaset yapanların bu konularda hiçbir proje geliştirmedikleri sadece ve ancak bölge halkını basit kabileci ve ırkçı söylemlerle isyana teşvik etmeleri de bu hizmetlerin ilanihaye ve bedava süreceğini sanmalarından...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Bağımsızlık" hayalleri kuranların akıl edemediği şey, kendilerine hizmet ulaştıranların bu bölgeden çekilmesi ve bütün hizmetlerin maliyetinin bölge halkının omuzlarına kalması halinde aşısız, tedavisiz, gıdasız, ve ulaşımsız, kaç gün hayatta kalabilecekleri... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1109308109254182064?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1109308109254182064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1109308109254182064' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1109308109254182064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1109308109254182064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/11/devlet-yardm-neden-ie-yaramyor.html' title='Devlet Yardımı Neden İşe yaramıyor?'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SRBbQ9CNceI/AAAAAAAAA-o/0BwMZaPORD8/s72-c/sadaka.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-5411161744418661794</id><published>2008-11-04T11:22:00.003+02:00</published><updated>2008-11-04T12:04:07.769+02:00</updated><title type='text'>Ne Yapsak Nafile!</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3hhareketi.org/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=1004&amp;amp;Itemid=43"&gt;Haydar Eren&lt;/a&gt; adlı bir "yazar", Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya yapılanlar hakkında Şamil Tayyar isimli köşe yazarının yazısını "yorumlamış", ben de suyunun suyu gibi olsa da onun yazısını gözden geçirdim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorumcunun yazısı orijinel haliyle, büyük harfli olarak alıntılanmıştır. Köşe yazarının yazısı ise kalınlaştırılmış italik verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;212 sağlık yatırımı yapıldı. Doktor, ebe, hemşire sayısı arttırıldı. Van’ın Bahçesaray gibi kar nedeniyle aylarca kapalı bulunan köylerindeki riskli gebelik hali bulunan anne adayları, merkezde doğum yapana kadar misafir bile edildi. &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;15-20 MILYON NUFUSA 212 SAGLIK YATIRIMIN ARITMETIGINI YAPIN. USTELIK BU "SAGLIK YATIRIMLARI" DENILEN SEYLER HASTAHANE FILAN DEGIL.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin gibiler, mezra mezra dolaşıp da anne ölümlerini azaltmak için PKK tehdidine rağmen aşılama yapan sağlık görevlilerinin çabasını acaba anlayabilir mi? Doğudada sağlık görevlerinin hizmet puanlarının daha yüksek olması bu bölgeye sağlık hizmeti akışınız hızlandırmıştır. Ayrıca mecburi hizmet ile de bölgedeki doktor açığı azaltılmıştır! Her köye bir hastane mi yapılmasını mı istiyordun? Buradaki sağlık görevlileri hastaları ayırıyor mu? Bahçesaray’ın yolın 8-9 ayı Van’dan koptuğunu biliyor musun? Bahçesaray’da doktorların nerede, hangi şartlarda ikamet ettiklerini biliyor musun? Peki Bahçesaray’da devlet hastanesi olduğunu biliyor musun? Sadece dört yılda Van gibi bir yerde yapılan sağlık çalışmaların böyle nankörce değerlendirmek için insanın ancak hain olması lazım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bölgede sadece Kürt’ler yok! Yani bir mahrumiyet varsa sadece onlar yaşamıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Diyarbakır’ın suyu ve yolu olmayan köyü kalmadı. Doğu ve Güneydoğu’da 8.6 katrilyon liralık yatırım gerçekleştirildi. 26 bin 400 derslik yapıldı, öğrencilerin yararlanması için 86 bin bilgisayar gönderildi. Hakkari ve Tunceli bile üniversite ile tanıştı.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;BU OKULLAR O COCUKLARIN ANADILLERINDE EGITIM VERECEKMI? YOKSA BASBAKANIN ALMANYADA BAHSETTIGI GIBI "ANADILINI OGRENEMEYEN ASIMILE OLUR" ANLAYISININ UYGULAMASIMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin açtığı okullarda Türkçe eğitim verilmesinin neresi yanlış? Amaç memleketin vatandaşlarının memleketin her yerinde rahatlıkla yaşayabilecek, iletişim kurabilecek ve iş bulabilecek asgari eğitimi vermek mi, değil mi? İnsan anadilini okulda öğrenmez! Burası Almanya mı? Burada iki yabancı toplum mu var? PKK’nın ölüm kapmalarının duvarlarındaki bütün yazılar bile Türkçe! İnsanları Türkçeden uzak tutarak onlara ne gibi bir gelecek vaad edebiliriz!? Almanya’da nasıl Türkçe bilmeyen Türk yoksa ama gene de Alman toplumunun bir parçası haline gelinmişse burada bu olay çoktan vardır. Kürt’lerin Türkçe öğrenmesine asimilasyon demek bu iki topluluğun birbiriyle kesin şekilde ayrılmasını istemektir, bölücülüktür, ihanettir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Köye dönüş için 468 trilyon harcandı.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;BU HARCAMALARIN NE OLDUGUNU ANLATSANIZDA PARANIN KIMLERE GITTIGINI BILSEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman zahmet edip doğuya geleceksin, valiliklerin il özel idarelerinde terör zarar tespit komisyonlarının kayıtlarına bakacaksın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Şu ana kadar 25.6 katrilyon lira harcanan ve 17 yılda yüzde 62’si tamamlanan GAP’a hız verildi, tümüyle tamamlanırsa 1.8 milyon hektar alan sulanacak, 27 milyar kilovat elektrik üretilecek&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORMASI AYIP, GAP TA URETILEN ELEKTIRIK NEREYI AYDINLATACAK?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batıda nereyi aydınlatacak gerçekten ben de merak ediyorum ama Türkiye’de kaçak elektrik kullanımında başı çeken Diyarbakır’ı ve Van’ı aydınlattığı kesin! Hiç baktın mı Diyarbakır’dan elektrik parası tahsil edilebilmiş mi bugüne kadar? Diyarbakır’ elektriğinin bedelini ödeyenler Diyarbakır’ın elektriğini kesse hoşuna gider miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;GAP kapsamında 2008 itibariyle 272 bin 972 hektar alan sulamaya açıldı, 99 bin 518 hektarlık alanda inşaat devam ediyor. Sulama projelerinin sadece yüzde 15’i işletme, yüzde 5’i inşaat halinde, yüzde 80’i yeni dönemde tamamlanacak&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;SULAMAYA TABI OLAN BU ARAZININ NE KADARI URFA VE GAZIANTEPIN DOGUSU? BU INSAATLARDA CALISAN MUHENDISINDEN ISCISINE ONCA PERSONEL YEREL HALKTANMI YOKSA BASKA BOLGELERDEN GELEN IS GUCUMU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorular mantıklı mı sence? “Doğunun mühendisi..” diye bir şey mi var? Mühendislik nitelikli iş gücüdür. Bak bakalım batının inşaatlarında nerenin işgücü çalışıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bu yıl Diyarbakır, gelecek yıl Gaziantep ve Şanlıurfa cazibe merkezi haline getirilecek. Suriye sınırı boyunca 30 hektar mayınlı alan organik tarıma açılacak&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NASIL? BUNU OKUYUNCA DEMIRELIN "ANKARAYA DENIZ GETIRECEGIZ" FIKRASI AKLIMA GELDI.&lt;br /&gt;Çok komik olmuş hakikaten!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bölge ulaştırma ve lojistik hizmetleri güçlendirilecek. Karayolu ve havayolu ulaştırması geliştirilecek. Batman Havaalanına yeni terminal binası yapılacak. GAP Uluslararası havaalanı hızla tamamlanacak. Doğalgaz ve elektrik şebekeleri yenilenecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;DUYAN BATMAN HAVAALANINA CHARTER TURIST SEFERLERI DUZENLENIYOR VE HALIHAZIRDAKI TESISLER YETMIYOR ZANNEDECEK. BU ASKERI HAVAALANININ BOLGE HALKINA NE FAYDASI VAR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batman’ın ülke ekonomisine katkısı nedir bilemem? Ama şunu biliyorum Van’da her gün 8 uçak inip kalkıyor. Özel havayolu şirketleri buraya ulaşımı kolaylaştırdığından beri ekonomi, hareketlendi, canlandı ve terör ciddi şekilde azaldı. Van’da yerleşimi kolaylaştırdı. Çünkü Van halkı refahın ve hürriyetin devlete silah çekerek sağlanamayacağını zaten biliyordu. Sen önce Batmanlı hemşerilerine her Nevruz’da doğu vilayetlerine gösterici, kışkırtıcı vs ihraç etmekten vazgeçip işine gücüne bakmasını söyle bak bakalım charter seferler başlıyor mu başlamıyor mu? Isparta’da da hava alanı var neye yarıyor? Bir yere havaalanı yapılması yetmez, oranın aynı zamanda kullanılabilir, gelişebilir bir yer de olması lâzım… Bu arada Van havaalanı da askeri statüde ama vızı vızır çalışıyor hemşerim hem de sivillerle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Okul öncesi eğitim yüzde 50 artırılacak. Zorunlu eğitime gelmeyen öğrenci kalmayacak. 1865 yeni derslik yapılacak, 9043 öğrenci okula kazandırılacak. Orta öğretimde okuma oranı yüzde 90’a çıkarılacak&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HERALDE KENDI ANADILLERINDE EGITIM VERECEK OKULLARDAN BAHSEDIYOR... YANILIYOR OLABILIRMIYIM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir devletin, o ülkenin yaygın diliyle eğitim vermesinin neresinin yanlış olduğunu sormuş idim. Anadilin okulda öğrenilmediğini de söylemiş idim ama tekrar edelim. O çocukların "ana dilleriyle" eğitim alıp Türkçe öğrenmeden Türkiye'de yaşamalarının ne kadar zor olacağını acaba yazarımız fark edebiliyor mu? Ama maksat zaten bütünleşmek, entegre olmak falan değil. Bu bir niyet okuma da değil... Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Bize söylenen şu: " Bizim size ihtiyacımız yok, burası bizim ülkemiz,sizin dilinizi de yatırımlarınızı da istemiyoruz. Bunu açıkça söyleyecek kadar mert mi yazarımız? Elbette değil, çünkü bir yandan yeşil kartla kolaylıkla sağlık hizmetlerine ulaşabilmenin, kaçak elektrik kullanabilmenin, bedava okuyup mühendis, doktor, avukat olabilmenin, vatandaşın işyerinin camını indirebilmenin, vatandaşı tehdit ederek, dükkânını kapattırabilmenin keyfini hep beraber başka nerede yaşayabilir, bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP’yi sevip sevmemek ayrı konu. Ama yapılmış olumlu işleri böyle yorumlayabilmek ancak ihanetle mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydar Bey ve takımının niyeti gerçekte barış, adalet falan değil. Memleketimiz liberalleri maalesef halis niyetlerle, bu bölücülük ve ihaneti desteklediklerinin farkında değiller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleketin en büyük istihdam merkezi Gebze’de devletin beş kuruşluk yatırımı yok! Eskihisar feribot iskelesini saymazsanız tabii… Tohum Sertifikasyon ve TÜBİTAK MAM gibi kamu işletmeleri memleketin her yerindekilerden farksız, yani bu işletmelerin istihdamdaki oranı devde kulak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın bakalım doğuya son dört yılda KOBİ ne inşaat projeleri başlatmış?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işler devlet yatırımıyla falan da olmaz! Çünkü devlet yatırımı sadaka gibidir maliyeti ( görünürde)sıfır bir yardımdır! Doğuda şu anda doğulu müteahhitlerin inşaatları başlıca istihdam ve katma değer kaynağıdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerde refah mı istiyorsunuz, oranın diğer yerlerden farkı olmadığını, emin ve sakin olduğunu göstereceksiniz, insanları ikna edeceksiniz. Orda da ülkenin her yerindeki gibi yaşanabileceğini ispatlayacaksınız ki üreticiler oraya gitsin. Bunu yapacak olan da o bölgenin insanıdır. Bölge insanı  kendi memleketinde emniyet ve asayişi ihlal ediyorsa bir de bunun üzerine refah beklemesi açıkça saçmadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa devletin yaptığı her işi, altına “Kürt” imzası atılmıyor diye böyle çirkince, haince kötülemeye, karalamaya kalkarak bölge halkı için hiçbir fayda sağlayamazsınız.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-5411161744418661794?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/5411161744418661794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=5411161744418661794' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5411161744418661794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5411161744418661794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/11/ne-yapsak-nafile.html' title='Ne Yapsak Nafile!'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2454376705969581606</id><published>2008-11-03T14:15:00.001+02:00</published><updated>2008-11-03T14:33:26.792+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film eleştirisi'/><title type='text'>Testere V</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7stitg4PI/AAAAAAAAA-I/pnh1WEizG-0/s1600-h/files.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264405281598660850" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 216px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7stitg4PI/AAAAAAAAA-I/pnh1WEizG-0/s320/files.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşin garip yanı, serinin ilk filmini seyretmemiş olmam. Yüreğim dayanır mı emin değilim. Çünkü en nihayetinde serinin konseptini belirleyen film o…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam filmlerinde tekrarlar, tatsızlıklar, artık filmin fanatikleri dışında kimsenin filme ilgi göstermemesine yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar verilen bilgilere göre Testere seyirci sayısını her seferinde artırmış da olsa şahsen ben niteliksel düşüş beklentisiyle filme gittim.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7t1vYj0vI/AAAAAAAAA-g/UKcBES_TKlg/s1600-h/2061_24.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264406521951015666" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 212px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7t1vYj0vI/AAAAAAAAA-g/UKcBES_TKlg/s320/2061_24.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Öyle olmadığını gördüm, çok da sevindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurgu başınızı döndürecek kadar karmaşıklaşmış, senaryo yazarını kutlamak lâzım. Bir yerde “Testere” John Kramer nihayet bu bölümde artık işlerinin felsefesini seyirciye benimsetiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işıklar ölümün yalınlığını ve sertliğini sürekli, hatırlatıyor. Göz kıyınızda bir iğneli at gözlüğü gibi uyarıyor sizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzikler iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi alıp götüren Kramer’ın icatları gibi görünse de böyle bir film ancak başarılı oyunculukla seyredilir ki insan oyuncuların filmden sonra terapi görüp görmediklerini cidden merak ediyor. Oyuncular kesinlikle çok iyi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grenli görüntüler “Sürtünme kuvveti hayatın bir gerçeği” der gibi bizi sürekli uyanık tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7tlPE7qbI/AAAAAAAAA-Q/5w4W2RB-J4g/s1600-h/2061_19.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264406238400850354" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 226px; CURSOR: hand; HEIGHT: 166px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7tlPE7qbI/AAAAAAAAA-Q/5w4W2RB-J4g/s320/2061_19.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yapım tasarımı bence kendine özgü ve bir kült haline gelmiş durumda “Testere” serisinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bütün bunlardan öte “Testere” serisi, ahlâkın kökenlerine dair çok çarpıcı ve sarsıcı bir araştırma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin iyi yanı, felsefesini, korkunun şöleninde, görünen ama göze batmayan bir köşeye oturtabilmesi.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7tsnnB06I/AAAAAAAAA-Y/gYcr0mDpHLk/s1600-h/2061_23.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264406365245395874" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 232px; CURSOR: hand; HEIGHT: 144px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7tsnnB06I/AAAAAAAAA-Y/gYcr0mDpHLk/s320/2061_23.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sinema bir eğlencelikse “Testere V” onun en incelikli örneklerinden…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yönetmen&lt;br /&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=David" aramatip="'2"&gt;David Hackl&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Senaryo&lt;br /&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=Patrick" aramatip="'2"&gt;Patrick Melton&lt;/a&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=Marcus" aramatip="'2"&gt;Marcus Dunstan&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Oyuncular&lt;br /&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=Julie" aramatip="'2"&gt;Julie Benz&lt;/a&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=Scott" aramatip="'2"&gt;Scott Patterson&lt;/a&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=Meagan" aramatip="'2"&gt;Meagan Good&lt;/a&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=Shawnee" aramatip="'2"&gt;Shawnee Smith&lt;/a&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=Tobin" aramatip="'2"&gt;Tobin Bell&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tür&lt;br /&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=7&amp;amp;AramaTip=4"&gt;Gerilim&lt;/a&gt; - &lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=28&amp;amp;AramaTip=4"&gt;Suç&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Görüntü Yönetmeni&lt;br /&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=David" aramatip="'2"&gt;David A. Armstrong&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Müzik&lt;br /&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=Charlie" aramatip="'2"&gt;Charlie Clouser&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gösterim Tarihi&lt;br /&gt;24 Ekim 2008 Cuma&lt;br /&gt;Resmi Web Sitesi&lt;br /&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" id="lnkWeb" href="http://www.saw5.com/site/index.html" target="_blank"&gt;Siteye gitmek için tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ülke&lt;br /&gt;&lt;a class="kunyeAciklama" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Arama2.aspx?Ara=ABD&amp;amp;AramaTip=2"&gt;ABD&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yıl&lt;br /&gt;2008&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2454376705969581606?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2454376705969581606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2454376705969581606' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2454376705969581606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2454376705969581606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/11/testere-v.html' title='Testere V'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7stitg4PI/AAAAAAAAA-I/pnh1WEizG-0/s72-c/files.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-3876749795400017287</id><published>2008-11-03T13:05:00.000+02:00</published><updated>2008-11-03T13:12:13.513+02:00</updated><title type='text'>Türkiye’de Liberaller Neden “Yok”?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7cfIMHkvI/AAAAAAAAA-A/3CHKZnvmeyM/s1600-h/439px-Ludwig_von_Mises.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264387441775055602" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 234px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7cfIMHkvI/AAAAAAAAA-A/3CHKZnvmeyM/s320/439px-Ludwig_von_Mises.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Türkiye’de Liberalizm Talep Darlığı Üzerine Siyasî Bir Eleştiri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de ciddi bir entelektüel ağırlık taşımlarına, otoriter, kolektivist düşünce biçimlerine karşı içerikli eleştiriler getirmelerine rağmen liberal entelektüellerin toplumda sahiplenilmemesi bilhassa Marksistlerce bir tür kara zafer gibi algılanmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba liberalizme yönelik dar talebin sebebi nedir? Liberal ilkeler toplumsal gerçeklikle mi bağdaşmamaktadır yoksa liberal okulun Türk yorumcularında bir okuma hatası mı vardır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci sebep sıkça telaffuz edilen sebeptir ki bu, liberalizme karşı son ve öldürücü darba olarak kabul edilmektedir. Geri kalmışlığın sabırsızlığından ve yüzeyselliğinden beslenen toptancı fikirlerin birinci sebebi benimsemeleri gayet normaldir. Oysa sonuçların sebepleri üzerinde düşünecek kadar sabırlı ve serinkanlı bir liberal için durum farklıdır, farklı olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle görünmektedir ki Türk liberalleri içinde yaşadıkları toplumun gerçeklerinin sosyolojisini yapmak yerine edindikleri bir sosyolojiye göre gerçekleri yorumlamaktalar. Toplumsal talepleri ve gerilimleri objektiflik adına tepeden bakan bir tavırla gözlemledikleri için “ne gördüklerini” tam olarak algılayamamaktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselâ Kürt sorununda sürekli tırmanan Türk milliyetçiliği tehlikesinden bahsederlerken Türk adlı heterojen toplumun mensubiyet, aidiyet duygularının tarihî ve toplumsal tezahürlerini incelemeyi gereksiz bulmakta ve konjonktürel tepkisellikleri esas kabul etmektedirler. Bunu yaparlarken edinilmiş/ yorumlanmamış sosyolojik bilgileri şablon olarak kullanmaktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna mukabil Kürt etnik siyasetinin ve şiddetinin aidiyet ve mensubiyet duygularının dayanakları ve tezahürlerini aynı şablonlarla incelemeye gerek duymamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sebebi de sanırım, azınlığın haklarına karşı hayranlık duyulası hassasiyetlerinin, gerçekleri okurken maalesef bir noktada gözlerini körleştirmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette çoğunluk azınlık üzerinde kayıtsız şartsız hâkim değildir ve olmamalıdır ama Mises’in deyimiyle “Çoğunluğun isteğine göre devletin barışçı ayarlanması” anlamındaki bir demokraside çoğunluğu yok sayarak azınlık haklarını korumak açıkça çelişkidir. Bu açıdan Anayasa’dan “Türklük vurgusunun kaldırılması” gibi öneriler, azınlık adına çoğunluğu ezmek anlamına gelir. Anayasa’da Türklük vurgusu Anayasa’nın Türk olmayı emretmesi anlamına gelmez. Eğer böyle bir hüküm varsa kaldırılır ama bu devleti oluşturan çoğunluğun, devletin belirleyici grubu olduğunun telaffuz edilmemesini gerektirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu felsefi alt yapının bir sonucu olarak liberaller azınlık kimliklerini telaffuzunu “hak” kabul ederken çoğunluktan, azınlık lehinde bu hakkından vazgeçmesini istediklerinde kendi toplumlarına yabancılaşmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asla değiştirilemeyecek ve ortadan kaldırılamayacak olan millet ve millete mensubiyet/ aidiyet duygusunu tabiata aykırı veya bir hastalık gibi kabul ettiklerinden kendi toplumlarında birer “vatansız” gibi kabul edilmekteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette her millet dünyalı olmalı ve müreffeh yaşamalıdır. Ama bu “millet” olgusunu yok etmekle sağlanamaz.&lt;br /&gt;Millet, kendiliğinden doğmuş bir toplumsal kabul/ kimlik ise bunu yok saymak veya yok etmeye çalışmak insan tabiatına karşı savaş açmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkın arasına karıştıktan sonra sosyoloji kitapların çöpe attığın söyleyen genç bir milletvekilimiz ülkemizde entelektüel seçkinciliğin körlüğünü çok çarpıcı biçimde ortaya koymuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liberallere düşen, artık hangi toplumun entellektüelleri olduklarını daha mütevazı şekilde araştırmaları ve liberal ilkeleri, içinde yaşadıkları toplumun barışçı gerçeklerini göz önüne alarak savunmalarıdır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-3876749795400017287?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/3876749795400017287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=3876749795400017287' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3876749795400017287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3876749795400017287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/11/trkiyede-liberaller-neden-yok.html' title='Türkiye’de Liberaller Neden “Yok”?'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQ7cfIMHkvI/AAAAAAAAA-A/3CHKZnvmeyM/s72-c/439px-Ludwig_von_Mises.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-3382037082409892965</id><published>2008-11-01T02:59:00.000+02:00</published><updated>2008-11-01T03:01:57.370+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQuqUGqo5-I/AAAAAAAAA94/odzbCfJeDEM/s1600-h/Scanned+at+11-1-2008+02-57.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5263487851876116450" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 202px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQuqUGqo5-I/AAAAAAAAA94/odzbCfJeDEM/s320/Scanned+at+11-1-2008+02-57.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Işıktan Uyanmak&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;- Ayağımın altından kayıyor yer. İnanmıyorsunuz ama öyle! Tam bahçedeki o gölgeliklerde dolaşmaya çıkıyorum ki… Gölgeler koyulaşıyor. Koyulaşıp çöküyor. Kocaman ağızlar gibi açılıyorlar, Bütün toprağı yutuyorlar! Bana neden inanmıyorsunuz? Öyle olmasa kayıp düşer miyim?&lt;br /&gt;- Onuniçin mi geceleyin tuvalete giderken bütün ışıkları yaktırıyorsun?&lt;br /&gt;- Gün ortasında gölgeler… Ahh! Hiç biriniz bilmiyorsunuz ya! Beni alaya alıyorsunuz! Pencereden dışarı baktın mı hiç geceleyin?&lt;br /&gt;- Severim…&lt;br /&gt;- Öyleyse senin de ruhun karanlık!&lt;br /&gt;- Ama neden böyle düşünüyorsun? Geceleyin odamın ışığını da kapatırım… Dışarının o serin karanlığı odaya dolar… Karanlık diyoruz ama aslında mavidir rengi…&lt;br /&gt;- Nasıl? Karanlık karadır, kara!&lt;br /&gt;- İnan ki değildir… Yıldızlar göz kırpar ya…O derin laciverdin dibinden… Çok severim çok! Günün dağdağasından kurtarırlar beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sustu… Dinliyordu. Aklında belli ki binlerce çelişki kılıçların çekmişti. Önce elleriyle yüzünü kapadı, karanlığın, sözlerden bile sızacağını sanıyordu odasına. Gözleri sürekli ışığa bakmaktan kıpkırmızıydı. Başının sağ yarısında bir balta gibi saplıydı migren ağrısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşan adam tedirgin ediyordu onu… Gözü bir yerden ısırıyordu… Lüzumsuz ahbaplıkların ağırlığıyla tıkanır gbi oldu bir an…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşan adam ona bakmıyordu, dışarıya, karanlığa bakıyordu! O isimleri, zamanı, ve… “Allah’ım ne diyecektim ben?” Evet.. İşte o her şeyi yutan karanlığa bakıyordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun bakışları durduruyordu ama karanlığı!Ellerini yüzünden tamamen çekti. Sırtını duvara dayadı. Duvarın serinliği hoşuna gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamın kelimelerini kâh anlıyor kâh anlamıyordu. Kelimeler anlamlarından sıyrılıyor, birer ışıklı kanat gibi uçuşuyorlardı odada. Yüzüne konuyorlardı, ellerine dokunuyorlardı. Adam karanlıktan gözlerini ayırmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırtındaki serinlikle ir anda… Kafasında bir görüntü belirdi. “Gene.. Gene tutamadan kaçacak ama?”…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklediğinin aksine kaçıp gitmedi o görüntü… Gece göğünün sularda eridiği bir yaz gecesinin hatırasıydı sırtına konan… Gözleri kapalıydı, hatırlıyordu.. Gözleri kapalıydı geceye, kulakları açıktı lacivertlerin hışırtısına…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalgalar mecalsiz ve belki ziyadesiyle çekingen vuruyordu sahile…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyot tan ruhlar salıyordu dalgalar koyunlarından geceye… Gümüş yolun ikircikliği yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözleri kapalı, elleri kenetli, başı eğik oturuyordu. Oturduğu kayayla bütünleşiyordu geceyi ürkütmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz gibi nemli eller tuttu omuzlarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Üşüdün sen…&lt;br /&gt;- Üşümedim..&lt;br /&gt;- ….&lt;br /&gt;Sözler ne ağırdır , tebessümlerle kıyaslandığında…&lt;br /&gt;O eller az sonra bir hırka bıraktı omuzlarının üstüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O eller beyazdı ve o beyazlık geceyi sindirmişti içine… Geceyle ıslak ellerini tuttu kadının, öptü, öptü, öptü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Beni bırakma, olur mu?&lt;br /&gt;- Bırakmam canım…&lt;br /&gt;- Doktorlar ne derse, desin, tamam mı?&lt;br /&gt;- Ne derlerse desinler…&lt;br /&gt;- ….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kandının avuçlarını yüzünde tuttu bir müddet, sonra öptü, öptü, öptü onları.…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve şaşırdı bunları hatırladığına… Kör edici ışıklara gömülmüş yatarken… Işıklarla kafasını yontarken.. Her hatırlayışta, keskin ışık usturalarıyla doğrayarak bileklerini…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işıktan uyandı işte o an…Bu sefer kaybolmadı hatırası… Bütünüyle belirdi en lâcivert ve serin haliyle bütün gecelerinin merhabasıyla… Önce ürktü gene de.. Sonra ürküntüsü seyreldi adamın sesiyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamı gözü bir yerden ısırıyordu.. Hayalini bile kaybettiği bir gençliğin tebessümüyle konuşuyordu adam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Gece güzeldir… Gece, düşmanlarla girer ya aramıza... Gece örter ya üstümüzü sevgilinin nemli elleri gibi…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini kapattı ve dinledi adamı… Gözlerinin tuttuğu karanlıkla baktı adama…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra aniden açtı gözlerini. Adam gitmişti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamı görmek için pencereye koştu, belki bahçeden bakar, el sallardı ona. Öyle de oldu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kiminle konuşuyordu sence?&lt;br /&gt;- Kiminle konuşacak yahu? Kendi kendisiyle, görmüyor musun?&lt;br /&gt;- Kendisine mi el sallıyor peki?&lt;br /&gt;- Karanlıkta kendisini bile göremez ki! Öff tüylerim diken diken oldu be!&lt;br /&gt;- N’odu, sen de mi korkarsın karanlıktan?&lt;br /&gt;- Kim korkmaz ki?&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben korkmam..” dedi içinden, gülümsedi…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-3382037082409892965?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/3382037082409892965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=3382037082409892965' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3382037082409892965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3382037082409892965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/11/iktan-uyanmak-ayamn-altndan-kayyor-yer.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQuqUGqo5-I/AAAAAAAAA94/odzbCfJeDEM/s72-c/Scanned+at+11-1-2008+02-57.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-6372529096553743185</id><published>2008-10-31T08:14:00.000+02:00</published><updated>2008-10-31T08:15:54.449+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>bazen öyle olur,&lt;br /&gt;insan yorulur...&lt;br /&gt;sesiniz körelir, her şey durur...&lt;br /&gt;gene de kalkarız ayağa,&lt;br /&gt;yürürüz,&lt;br /&gt;bu işler hep böyle olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-6372529096553743185?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/6372529096553743185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=6372529096553743185' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6372529096553743185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6372529096553743185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/bazen-yle-olur-insan-yorulur.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-604138619741942985</id><published>2008-10-30T16:11:00.000+02:00</published><updated>2008-10-30T16:20:00.397+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film eleştirisi'/><title type='text'>Hellboy 2 Altın Ordu</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQnBVm9H_5I/AAAAAAAAA9g/cGHvA4PI0no/s1600-h/zmdqf9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5262950216537472914" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 187px; CURSOR: hand; HEIGHT: 276px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQnBVm9H_5I/AAAAAAAAA9g/cGHvA4PI0no/s320/zmdqf9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Hellboy’u bir kere daha seyretmek için sabırsızlanıyordum. Sebebi de bu sefer yönetmen koltuğunda “ Pan’ın Lâbirenti” filminin yönetmeninin oturmasıydı Çocukluk hayallerinin yumuşaklığıyla savaşın ezici gerçekliğinin sertliğini, tokat gibi çarpıcı bir filmde sunan Guillermo del Toro’nun bu sefer iyi bir iş çıkardığını söylemek zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenin hatası mıdır, senaryo mu kötüdür bilmem ama oturmayan bir şeyler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hellboy ilk&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQnBezna3UI/AAAAAAAAA9o/5fD8sreuoX4/s1600-h/d93_119cv4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5262950374554918210" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 228px; CURSOR: hand; HEIGHT: 187px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQnBezna3UI/AAAAAAAAA9o/5fD8sreuoX4/s320/d93_119cv4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; filmde oldukça sert, soğukkanlı ve yalnızken bu filmde bir aile babası olmak yolunda yumuşuyor, “sıradanlaşıyor”. Bu filme bir sevimlilik kazandırıyor mu açıkçası tartışılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette fantastik sinemada bol bol özel efekt kullanılmasını normal buluyorum. Ama bu her şeye yetmiyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım yönetmenin etkisiyle yapım tasarımında Pan’ın Lâbirenti’ne tekrar düştüğümüzü sanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde aradığımı bulamamamın bir sebebi de Hellboy karakteriyle tam uyuşmaması, Oyunculuk sıradan, karakterler filme yama gibi tutturulmuş sanki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzikler fena değil. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQnBpb6V_GI/AAAAAAAAA9w/DJ8v4v5GVbo/s1600-h/hellboy2altinordu-goruntu-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5262950557170400354" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 246px; CURSOR: hand; HEIGHT: 140px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQnBpb6V_GI/AAAAAAAAA9w/DJ8v4v5GVbo/s320/hellboy2altinordu-goruntu-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar kötülememe rağmen hemen belirtmeliyim ki “Hellboy 2 Altın Ordu”, özellikle bilgisayar oyunu tutkunlarının severek seyredecekleri bir film.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yönetmen: Guillermo del Toro&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Oyuncular: Luke Goss, Doug Jones, Thomas Kretschmann, John Hurt, Ron Perlman, Selma Blair, Jeffrey Tambor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Senaryo: Guillermo del Toro, Mike Mignola (Kitap)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tür: Aksiyon, MaceraDil: Türkçe/Altyazılı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Süre: 120 dk.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Web Sitesi: http://www.hellboymovie.com/ &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-604138619741942985?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/604138619741942985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=604138619741942985' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/604138619741942985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/604138619741942985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/hellboy-2-altn-ordu.html' title='Hellboy 2 Altın Ordu'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQnBVm9H_5I/AAAAAAAAA9g/cGHvA4PI0no/s72-c/zmdqf9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-4659188227211647406</id><published>2008-10-29T10:55:00.000+02:00</published><updated>2008-10-29T10:57:33.714+02:00</updated><title type='text'>İyi Dinleyici “Badem”</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQgla3JZY9I/AAAAAAAAA9Y/MtXb8lkpM5Q/s1600-h/badem2ws7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5262497307992613842" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 296px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQgla3JZY9I/AAAAAAAAA9Y/MtXb8lkpM5Q/s320/badem2ws7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Badem" üzerine iki çift laf etmeden geçemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbet Türk Halk Müziği'nin otantik icrası işin kaynağıdır buna zaten kimse itiraz edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin güzel yanı şu ki bu zengin kaynak, dinlemeyi bilen her kulak için paha biçilmez bir birikim sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptıkları müziği beğeniriz, beğenmeyiz ama şahsan sadece Türk Halk Müziği'nden zevk aldıkları için kutlanmaları gerektiğini düşünüyorum&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-4659188227211647406?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/4659188227211647406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=4659188227211647406' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4659188227211647406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4659188227211647406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/iyi-dinleyici-badem.html' title='İyi Dinleyici “Badem”'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQgla3JZY9I/AAAAAAAAA9Y/MtXb8lkpM5Q/s72-c/badem2ws7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-3378729783949106582</id><published>2008-10-23T20:23:00.002+03:00</published><updated>2008-10-23T22:25:45.506+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQC0nvLdomI/AAAAAAAAA9Q/6AegsqH2tV8/s1600-h/pkk_katliamlari.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5260402959541183074" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 209px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQC0nvLdomI/AAAAAAAAA9Q/6AegsqH2tV8/s320/pkk_katliamlari.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hurfikirler.com/hurfikir.php?name=Kose_Yazilari&amp;amp;op=viewarticle&amp;amp;artid=1083"&gt;Hür Fikir'lerdeki&lt;/a&gt; 23 Ekim 2008 tarihli yazısından dolayı,&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mustafa ERDOĞAN'a açık mektup:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Hocam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anayasa Hukukuna Giriş kitabınız okudum, çok da yararlandım. Liberalizmin hukuki veçhesini de enfes şekilde savunduğunuzu görüyorum, buna mukabil son yazınızı hayretler içinde kalarak okudum. Maalesef site yoruma izin vermiyor, onun için yorumu doğrudan size yollamak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türk" adına karşı hissiyatınızı anlayamıyorum. Ben Van'da oturuyorum ve insanlar burada DTP/PKK ittifakının tehdidi altında neden bir gün bile DTP veya PKK'yı kınamadığınızı merak ediyorum.. Ayrıca Hür Fikir'lerde sürekli siyasi Kürtçülüğü savunan yazıların çıkması, siyasi kürtçülük eleştirilerine neredeyse hiç yer verilmemesinin sebebini de merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hak savunmasının silahla yapılmasının ancak hayat hakkı söz konusuysa meşru olabileceğini düşünmem acaba yanlış mı? Sizce Ortadoğu'da Kürt'ler en müreffeh ve özgür nerede yaşıyor? Ülkenin istedikleri yerine yerleşen, iş kuran, devlet dairelerinde inanılmaz kadrolaşan, büyük şehirlerde mafyayla organize olan, kendi kurtarılmış bölgeleri olan bu insanlara sizce memlektin ne kadarını verirsek sorun çözülür?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nüfusunun en az %90'ının kendisinin Türk olarak tanımladığı bir ülkede "Türklük" vurgusundan vazgeçmek" ne demek? Devletin adından Türk kelimesini çıkarsak terör biter mi? Türk kimliğini ilkel etnik ırkçılığa feda etmek hümanizm mi oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu memleketi Türk'ler fethedip vatan yaptığı için adına da "Türkiye" denmiş, bundan bu kadar nefret etmek hangi vicdanla bağdaşıyor, anlayabilmek mümkün değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt probleminde vatandaşa kepenk kapattıran, günlük hayatın akışını bozan, hayat hakkımızı tehdit eden PKK yanlısı Kürt'lerin hiç mi sorumluluğu yok?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hümanist de vatandaşa tehditle kepenk kapattıran alçaklara taviz verilmesini kınasın ama!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iş artık ciddi şekilde Türk düşmanlığına vardı! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Saygılarımla.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-3378729783949106582?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/3378729783949106582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=3378729783949106582' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3378729783949106582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3378729783949106582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/mustafa-erdoana-ak-mektup-hocam-anayasa.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQC0nvLdomI/AAAAAAAAA9Q/6AegsqH2tV8/s72-c/pkk_katliamlari.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-8795184585935470211</id><published>2008-10-23T16:54:00.000+03:00</published><updated>2008-10-23T16:57:52.372+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film eleştirisi'/><title type='text'>Orijinal Cinayetler</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQCCrtXQSfI/AAAAAAAAA9I/Outcdpi9pYY/s1600-h/2768744780_3a7485f0f3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5260348052191857138" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 222px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQCCrtXQSfI/AAAAAAAAA9I/Outcdpi9pYY/s320/2768744780_3a7485f0f3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Canım sadece oyunculara bakılarak filme mi gidilir?” diyebilir bazıları…. Kesinlikle gidilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele o oyuncular Robert De Niro ve Al Pacino olursa!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllanmış bir mesleki beraberliği bu ikilden daha kimse canlandıramazdı, doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemanın gitgide görsel efektlere, , birbirinden fantastik hikâyelere sırtını dayadığı bir dönemde, bir polisiye hâlâ iş yapıyorsa ya çok güçlü bir hikâyeye- senaryoya, ya çok güçlü oyunculara dayanmalı ki “Orijinal Cinayetler ikisini de içeriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin hikâyesini anlatmak istemiyorum. “Filmde şöyle şöyle mesajlar var!” falan demeyeceğim. Zaten eskimiş ofisler, kirli sokaklar, izbe diskolar kendi dillerince anlatıyor hikâyeyi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca seyretmek için sinemaya gitmeye değer bir film “Orijinal Cinayetler”. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yönetmen:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sinema.com/film/7152/kisi/342/jon-avnet"&gt;Jon Avnet&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Senaryo :&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sinema.com/film/7152/kisi/19423/russell-gewirtz"&gt;Russell Gewirtz&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Müzik:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sinema.com/film/7152/kisi/3975/ed-shearmur"&gt;Ed Shearmur&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Görüntü yönetmeni:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sinema.com/film/7152/kisi/11408/denis-lenoir"&gt;Denis Lenoir&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tür:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sinema.com/film/7152/filmler/tur/5/suc"&gt;Suç&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7152/filmler/tur/7/dram"&gt;Dram&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yapım:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sinema.com/film/7152/filmler/ulke/1/abd"&gt;ABD&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7152/filmler/yil/2008"&gt;2008&lt;/a&gt; (Renkli)&lt;br /&gt;Dil:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sinema.com/film/7152/filmler/dil/1/ingilizce"&gt;İngilizce&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dağıtıcı Firmalar:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sinema.com/film/7152/filmler/firma/2580/35-milim-filmcilik"&gt;35 Milim Filmcilik&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Internet adresi:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.righteouskill-themovie.com/" target="_new"&gt;www.righteouskill-themovie.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-8795184585935470211?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/8795184585935470211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=8795184585935470211' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8795184585935470211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8795184585935470211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/orijinal-cinayetler.html' title='Orijinal Cinayetler'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SQCCrtXQSfI/AAAAAAAAA9I/Outcdpi9pYY/s72-c/2768744780_3a7485f0f3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2670557492439893655</id><published>2008-10-20T21:09:00.000+03:00</published><updated>2008-10-20T21:19:35.846+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kızılay’daki Ev&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İnsan bir işi neden sever? Çok düşünmüştüm, bulamamıştım o güne kadar&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPzJq9QzLDI/AAAAAAAAA8w/_ki7lrRkERo/s1600-h/Scanned+at+10-20-2008+20-22.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5259300204698610738" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPzJq9QzLDI/AAAAAAAAA8w/_ki7lrRkERo/s320/Scanned+at+10-20-2008+20-22.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;Kızılay’da bir ev vardır. Gri cepheli , Fransız balkonlu, daracık bahçesine iki akasya sığışmış bir apartman…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski yazarlardan biri yaşarmış bu evde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağı solu , insanın içini tıkayan binalarla doludur, o dar balkonları ve akasyalarıyla sokağın başında gülerek karşılar sizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben müteveffa yazarın karısına her ay emekli maaşını götürürüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulakları biraz ağır işitir, her seferinde bağırmak mecburiyetinde kalırım, her seferinde onun yaşına gelebilirsem hayata onun gibi bağlı kalabilmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette yaşlı insanlar aranıp sorulmak ister. Allah’tan oğlu hayırlı bir evlâttır, o da yazardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sanırım onun beni sevmesinin en büyük sebebi, kütüphanesine gösterdiğim ilgi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sever misin evlâdım kitap okumayı?&lt;br /&gt;- Severim teyzeciğim…&lt;br /&gt;- Ne güzel! Ceyhun da severdi… Bazı bazı gelip kitaplarını istiyorlar kütüphaneler için falan… Bizim oğlan kendisi korumak istiyor ben dene yapacağımı şaşırdım…&lt;br /&gt;- Belki daha iyi korur.. kütüphane zaten pek fazla kullanılmıyor… Bir benim gibiler…&lt;br /&gt;- Estağurullah evladım o ne demek?&lt;br /&gt;- Yani efendim… Maaş belli.. Öyle ha deyince kitap almak zor.&lt;br /&gt;- Ne zaman istersen al götür oku getir!&lt;br /&gt;- Ama efendim…&lt;br /&gt;- Oğlum bırak Allasen… Çay içer misin, çay?&lt;br /&gt;- Vallahi efendim…&lt;br /&gt;- Otur otur.. Zaten hazırdı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuştuk, konuştuk… Yüzündeki ışıltı herhalde hatıralarının asla kaybolmayacağını bilmektendi. Bana torunlarının resimlerini gösterdi, büyüğü üniversiteye gidecekti, küçüğü orta sondaydı. Onlar için bir oyun konsolu almıştı, hafta sonarlı gelip ninelerinde kalıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teyze çaya gittiğinde oturduğum yerden sokağa baktım. Akasyaların dalları evi kucaklar gibiydi… Karşı apartmanlar yiyebilecekleri her karış toprağı yiyip sonra beton kusan devler gibi bakıyorlardı bu eve… Sokak durmadan, dinlenmeden, bakmadan , görmeden daha da kötüsü görmek de istemeden akıp giden bir insan selini zapt etmeye çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenarlarında, kadife perdeleriyle devri geçmiş bir asilzade gibi dikilen dar balkon kapısının kanatlarından biri, bu insan dışı kayıtsızlığa dayanamayacakmış gibi kapalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de evin içinde beklenmedik bir sükûnet hakimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık, pencerelerin asil kanatlarına değdikten sonra hoyratlığını bir kenara bırakıyor, sokak sesleri , her köşesi hatıralarla , fotoğraflarla dolu evin dilinden, “konuşmayı” öğreniyorlardı.&lt;br /&gt;- Beklettim evlâdım kusura bakma… İhtiyarlık malum…&lt;br /&gt;- Ben yardım etseydim, çok özür dilerim, daha önce…&lt;br /&gt;- Otur evlâdım otur… Benim kız daha yeni gittiydi, çayı da o demlediydi zaten, efendiden bir kız maşallah, bu devirde bulmak zor, sen evli misin?&lt;br /&gt;- Evliyim efendim ellerinizden öper bir kızımız var, beş yaşında…&lt;br /&gt;- Maşallah! Allah analı babalı büyütsün, bahtını açık etsin evlâdım, ne güzel!&lt;br /&gt;- Teşekkürler, eksik olmayın…&lt;br /&gt;- Evlâdım, sana “evlâdım” diyip duruyorum ama, kızmıyorsun inşallah?&lt;br /&gt;- Estağfurullah efendim…&lt;br /&gt;- Sağolasın… Evlâdım.. Gene dedim, kusura bakmayasın…Bu dünyada bir insanı iki şey mesut eder…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır duymadığım bir kelimeyi kullanması hoşuma gitmişti. Evin bütün hatıralarına sinmiş o kabullenişini ne güzel ifade ediyordu.. “Mesut”… Ferin ve sarsılmaz bir inancın, derin ve dile gelmez bilgisiydi bu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gülümsedin, hayırdır, ne hoşuna gitti?&lt;br /&gt;- “Mesut” dediniz de efendim… Uzun zamandır işitmemiştim, ondan…&lt;br /&gt;- Hahahaha! Kaybolan paranı bulmak gibi mi?&lt;br /&gt;- Vallahi daha iyi tarif edilemezdi…&lt;br /&gt;- Evet canım, evet… Öyledir. Ne diyordum?&lt;br /&gt;- “İnsanı iki şey mesut eder”, diyordunuz…&lt;br /&gt;- Evet.. Biri eştir, öbürü iş! Hatta ikincisinin daha fazla mesut ettiği de söylenir ya!...&lt;br /&gt;- Belki onu bulmak daha zordur da ondan?&lt;br /&gt;- Aferin be! Vallahi zeki çocukmuşsun! Çayın bitti mi?&lt;br /&gt;- Bitti ama lütfen.. Sohbeti kesmeyelim…&lt;br /&gt;- Ah canım! Yahu senin kimin kimsen yok mu evlâdım? Kikirik bir karının sohbetine muhtaç kalmışsın?&lt;br /&gt;- Estağfurullah efendim! O ne kelime!? ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün nezaket malumatım, şaşkınlığım karşısında eriyip gitmişti. Başka biri söylese bunamaktan mütevellit bir kontrol kaybı diyebilirdim ama kendisiyle dalga geçebilecek kadar aklı başında bu olgun insan kendimden utanmama sebep olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Utanma çocuğum! Kişi kendini bilmeli! İhtiyarlık başa beladır, hem kişinin başına hem çocuklarının başına! Ben yaşadım, yaşayacağımı… Ceyhun rahmetli de mesuttu, bunu bilmek içimi rahatlatıyor. Sevdi, sevildi, yazdı, konuştu… Erkek milleti hiç büyümez evlâdım aklında bulunsun, hep methedilmek ister, hep pohpohlanmak… Bazıları hak ederek ister bunu, bazıları da etmeden… Dedim ya, insanın işi, kendisini eşinden fazla mutlu edebilir diye… Bazısı bunu kıskanır… Kıskanmak da hamlıktır… Seviyorsan sevdiğinin saadetini istemez misin? Elbet ister! O zaman onun derdini, tasasını, neşesini, paylaşmak icap etmez mi? Diyeceksin ki niye tek taraflı olsun bu? Öyledir de ondan! Siz erkelerin hamlığını ancak biz kadınların “analığı” kabullenir, inceltir. Bunun için de kişi işini sevmeli.. İşini sevmeyen adam mesut olamaz evlâdım…&lt;br /&gt;- İyi de efendim, herkes sevdiği işi yapamıyor ki?&lt;br /&gt;- Ah benim güzel evlâdım kaçımız gerçekten sevdiğimiz eşlere varıyoruz peki?&lt;br /&gt;- Özür dilerim, anlayamadım?&lt;br /&gt;- Yavrum… Sevmek, öğrenilen bir şeydir. Gayret ister. Sen, bu işi sevmiyorsun, değil mi?&lt;br /&gt;- Yani şey…&lt;br /&gt;- Eveleyip geveleme evlâdım ben emekli öğretmenim…Kimin işini sevmediğini yüz metreden anlarım! Sen zaten işinin sevilecek bir şey olmadığını düşünerek işe başlamışsın! Doğru mu?&lt;br /&gt;- Yani.. Evet…&lt;br /&gt;- Niye? Ayak işidir, diye mi? Çok kazandırmıyor, diye mi? Yoksa sıradan olduğundan mı?&lt;br /&gt;- Belki de hepsi?&lt;br /&gt;- Peki güzel yavrum… Hiç düşündün mü benim gibi evlerine maaşlarını götürdüğün ihtiyarların, ahir ömürlerinde görecekleri bir iki kişiden biri olabileceğini? Onarlın seni kapıda yarım dakika gördüklerinde yüzlerinden geçen tebessümü fark ettin mi hiç? Kim bilir kaç tanesi çaya davet etmiştir seni, sende hayırsız evlâtlarının kokusunu aramıştır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyeceğimi şaşırmıştım, teyze doğru söylüyordu. Yutkundum, gözlerim&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPzLZxLH_kI/AAAAAAAAA9A/E6UXuas2YPo/s1600-h/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC010.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5259302108419063362" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPzLZxLH_kI/AAAAAAAAA9A/E6UXuas2YPo/s320/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC010.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;in nemlendiğini belli etmemek için başımı öne eğdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sen hiç yürürken etrafına bakar mısn?&lt;br /&gt;- Çok zaten işim gereği…&lt;br /&gt;- Bırak işi evlâdım.. Bak bu sokakta bu ev gibi ne kadar azı kaldı…&lt;br /&gt;- Fark ettim..&lt;br /&gt;- Yaaa! O evleri yıkmak için , içlerindeki ihtiyarların ölmelerini bekliyorlar. Sen onarlın kapısını her çaldığında “Bu şehirde ben de varım!” diyorlar, seviniyorlar. İşinin manasını düşünmezsen evlâdım, sevmeyi de öğrenemezsin… İşine mana katacak olan da senden başkası değil… çok konuştum, değil mi? Kusura bakma…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet.. konuştuk, konuştuk, konuştuk.Onlarca kitap aldım, okudum ondan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vefat etti o, postacı bey…&lt;br /&gt;- Öyle mi? Çok üzüldüm.. Başınız sağolsun..&lt;br /&gt;- Dostlar sağolsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gittim bir ara sokağa saptım ,alçak bir duvarın üstüne oturup ağladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan bir işi neden sever? Çok düşünmüştüm, bulamamıştım o güne kadar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2670557492439893655?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2670557492439893655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2670557492439893655' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2670557492439893655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2670557492439893655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/kzlaydaki-ev-insan-bir-ii-neden-sever.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPzJq9QzLDI/AAAAAAAAA8w/_ki7lrRkERo/s72-c/Scanned+at+10-20-2008+20-22.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-6164829431622914985</id><published>2008-10-18T18:03:00.001+03:00</published><updated>2008-10-19T00:12:34.487+03:00</updated><title type='text'>Finansal Tsunamileri Kim Yaratır?</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPn9Sydd25I/AAAAAAAAA8g/zz-Ecpp-WoQ/s1600-h/britannia_socialism%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5258512539156601746" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPn9Sydd25I/AAAAAAAAA8g/zz-Ecpp-WoQ/s320/britannia_socialism%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Devlet müdahalesini bir türlü gözünde canlandıramayanlar için çok somut bir örnek üzerinde kısaca kafa yormak belki işe yarayabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Merkez Bankası Başkanı geçen günlerde faiz indireceklerinden bahsetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu beyanın anlamı yeterince kavranamadığı için sanırım, gözümüzün önünde duran müdahaleciliği de bir türlü fark edemiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkez Bankası memlekette para basmaya yetkili tek kurumdur. Bu kurumun davranışları para arzını ilk elden ve büyük bir kudretle etkiler. En başta bu durumu müdrik olmamız icap eder. Demek ki Merkez Bankası Başkanı ağzını her açtığında, bu bize piyasaya girecek para miktarı açısından hayati bilgiler sunuyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar anlaşılmadıysa tekrarlamakta fayda vardır, Merkez Bankası diğer bankalar arasında, “eşitler arasında birinci” değil, doğrudan hükümdar konumundadır! Varlığı, faaliyetleri rekabete açık değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar dokunulmaz ve neredeyse sınırsız yetkili bir kurumun başkanı “Faizleri indiriyoruz!” dediğinde bu, “eşitler arasında bir üyenin ferdi beyanı” değil, piyasadaki faiz oranları üzerinde doğrudan bir “emir” niteliğindedir. Bu, “Ben parayı bollaştıracağım, miktarını arttırıp, değerini düşüreceğim, elde edilmesini kolaylaştıracağım!” demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözü herhangi bir banka genel müdürü etse, sermayesiyle sınırlı bir laf etmiş olacak ve piyasadaki rakiplerinin davranışlarını belki de çok değiştirmeyecektir. Çünkü eşitler arasında hiç kimse özentiyle hareket etmez. Bankacılık gibi dakik ve fevkalâde hassas emniyet ayarlarının olduğu bir sektörde hiç kimse duygusallıkla/ kıskançlıkla hareket edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Merkez Bankası gibi bankaların birinci para tedarikçisi bir kurumun parayla ilgili davranışları bütün diğer “eşitleri” doğrudan etkiler. Hiçbir banka Merkez Bankası davranışlarına kayıtsız kalamaz. Bu açıdan bakıldığında belki büyük iktisadi krizlerin köşe başında neden Merkez Bankalarının oturduğu daha rahat anlaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkez Bankası Başkanı belki özel sektörden bazı kesimlerin talepleri doğrultusunda belki görünürdeki kredi sıkışıklıklarını aşabilmek için böyle bir teşebbüse geçebilir. Oysa kredi faizlerindeki yükselmenin anlamı mevcut para miktarının talebe karşılık gelmediği ve bu yüzden değerlendiğidir. Bankalar da elbette değerlenmiş bir malı, satın alma gücü en yerinde olan müşteriye, ederinin en üstünden satmaya çalışacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun tersinin de olabileceğini düşünenler varsa, ABD’deki ipotekli satış kredilerind&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPpRCZFrw3I/AAAAAAAAA8o/1XnD8TaM0Fs/s1600-h/Frederic_Bastiat.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5258604616444789618" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPpRCZFrw3I/AAAAAAAAA8o/1XnD8TaM0Fs/s320/Frederic_Bastiat.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;e yaşanan facia hiç de öyle olmayacağına dair belki en iyi örnek olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasalarda meselâ faizlerin yükselmesinin muhtemel sebepleri üzerinde düşünmeksizin, olayı sadece görünüşe göre değerlendirmek, büyük iktisat yazarı Bastiat’ın ferasetinden hiç nasiplenmediğimizin bir delilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faizler yükseldiğinde piyasadaki parayı azaltacak kadar bir büyük bir sektörel talebin olup olmadığına bakılmalı. Buna nasıl bakılabilir? O an için mevcut verilmiş kredilerin daha çok hangi sektörlerce çekildiği belirlenebilir. Bu sektörlerde artan para miktarıyla üretimin artıp artmadığına bakmaksa biraz daha derin ve sabırlı bir bakışı gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para arzının çoğunu kendisine çeken sektörlerde, üretim miktarı artarken kredilerin geri ödenmesini de içeren bir maliyet muhasebesiyle, ürünlerde belli bir fiyata doğru yönelme meydana gelecektir. Bu noktada üreticinin şartların en azından makul bir süre sarsıcı şekilde değişmeyeceğine dair bir güven duygusu olmalı ki hesaplarını, fiyatlandırmayı, muhtemel talebe göre ayarlayabilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faiz burada, bir havuzun bazı deliklerini tıkayıp akışı belli deliklere yönlendiren tıpalar gibi çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet faiz oranlarını düşürdüğünde, tıpaları, havuzdan beslenenlere sormaksızın açıverir. Bu durumda havuzdaki paraya ulaşmak yönünde toplumun çok geniş bir kesiminde talep meydana gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nispeten yüksek faizi ödemeye gönüllü ve buna gücü yeten üreticiler yerine, ödeme gücü sınırlı ve şüpheli olduğu halde para talebinde bulunan müşterilerin hücumuyla, havuz bir anda boşalır. Bu hem, krediyi verimli kullanma ihtimali kuvvetli üreticilerin para darlığına düşmesine hem de koaly elde edilen paranın değerinin düşmesine yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkez Bankası Başkanı belki para basmadığı için vicdanen rahattır ama emrettiği faiz indiriminin enflasyonla aynı sonucu verdiğini nedense fark edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük faizlerin yarattığı muazzam talep para arzının hızını geçtiğinde piyasalar kendiliğinden faiz arttırımına gidecektir. Nitekim bizdeki ipotekli ev satışlarında aynı davranış rahatlıkla gözlenebilir. Bu durumda Merkez Bankası, “vurguncu” bankaların dersini vermek ve halkın refahı için tekrar faiz indirimine gittiğinde birincisinden daha ciddi bir para darlığına yol açacaktır. Bu durumda da muhtemelen “&lt;em&gt;Madem paramız az, basalım&lt;/em&gt;!” diyecektir. Para basımıyla artan para miktarı/ emisyon hacmi para bulamayan müşteriler için kısa vadeli, susuzluk giderici bir zehir etkisi yaratacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paranın değeri gene düşecek, para üretimle meydana getirilmediği için piyasada “kalp” muamelesi görecek ve vatandaşın alım gücü kendiliğinden düşecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat edilirse, para arzını dolaylı olarak arttıran iki müdahale bir “dalgalanma” yaratmıştır. Bunun olması kaçınılmazdır, çünkü kaynakların, malların artma ve azalmasının doğal sonuçlarına uyulmadığında yani fiyat artışları iyi okunmadığında sisteme yaptığınız her müdahale bir “büyüme” ve hemen ardından bir çöküş yaratacaktır. Çünkü para miktarındaki artışın teminatı olabilecek bir üretim bulunmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden piyasa düşmanlarının dört elle sarıldığı “kapitalizmin kriz dalgaları” fikrini kabul etmeden önce yıkıcı ölçüdeki bir finansal tsunamiyi yaratabilecek tek aktör olarak, devletin, ilgili krizdeki rolü ciddi şekilde gözlenmeli. Krizlerin önüne geçmek istiyorsak,devletin ekonomik müdahalelerinin kümülatif bir etkisi olduğunu daima akılda tutarak zamana bağlı bir gözlem ve kısıtlama düzeniyle, devletin “azdırıcı” etkisini, daha en başında engellemeliyiz.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-6164829431622914985?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/6164829431622914985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=6164829431622914985' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6164829431622914985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6164829431622914985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/finansal-tsunamileri-kim-yaratr.html' title='Finansal Tsunamileri Kim Yaratır?'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPn9Sydd25I/AAAAAAAAA8g/zz-Ecpp-WoQ/s72-c/britannia_socialism%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-6838735102686338070</id><published>2008-10-15T01:44:00.001+03:00</published><updated>2008-10-15T02:55:16.762+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUxDNwfnbI/AAAAAAAAA8Y/tDzOlCbWAOI/s1600-h/Scanned+at+10-15-2008+02-51.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5257162071327350194" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUxDNwfnbI/AAAAAAAAA8Y/tDzOlCbWAOI/s320/Scanned+at+10-15-2008+02-51.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUnPBdywDI/AAAAAAAAA8Q/Zp-n-WJseoU/s1600-h/writer.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Şehirle Nefes Almak&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Parkta oturuyordu. Gün batıyordu. Günün batışı, sırtını sızlatıyordu. Dik duramıyordu. Ellerine artık bakmıyordu, çoktan nasırlaşmışlardı. Gerinecek takati bile kalmamıştı. Parkın öbür ucunda, dedesiyle oynayan bir kız çocuğu gördü. Eli kendiliğinden cebine gitti. Kirden kararmış, sayfaları yağlanmış, kırık bir bloknot çıkardı. Cebindeki kurşun kalemle yazmaya başlayacaktı ki durdu… Kızın yüzündeki ışıltı, dedesini yorgun sevinci, uzayan gölgeler, şehrin uğultusu, kırık banklar ve “ben de varım!” der gibi yalnız ruhları için bir medet uman bütün park ahalinsin sözleri.. Hepsi kapıda kaldı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omzuna sertçe dokunan elle şaşırdı.&lt;br /&gt;- Ne yapıyorsun bu günlerde?&lt;br /&gt;- Elinin körünü!&lt;br /&gt;- Lan bir kere de adam gibi cevap ver be!&lt;br /&gt;- Adam olsan tamam da…&lt;br /&gt;- Allah belanı…&lt;br /&gt;- Amin!&lt;br /&gt;- Yahu oğlum,ne yiyip ne içiyorsun?&lt;br /&gt;- Peynir ekmek,arada bir de şarap.. Şu rakı faşizmine de illet oluyorum, belirteyim! “Toplumcu” bir yalaka olabilmek için illâ ondan zıkkımlanman icap ediyor ya?&lt;br /&gt;- Oğlum sen içki içmezdin ki?&lt;br /&gt;- Ne yazık değil mi? “Günahtı” değil mi?&lt;br /&gt;- Ayıp ayıp!&lt;br /&gt;- Ayıp değil mi? Hakikaten Cengiz, iyi ki söyledin!&lt;br /&gt;- Oğlum aklın başına al artık! Bak gazetede işin hazır diyorum!&lt;br /&gt;- Vay be! “Gazetede” ha?&lt;br /&gt;- Nesini beğenmiyorsun oğlum! Gül gibi iş!&lt;br /&gt;- Cengiz?&lt;br /&gt;- Efendim?&lt;br /&gt;- Yazı işleri müdürü, sana ne yazıp ne yazmaman gerektiğini söylerken hiç gerinmeye çalıştın mı?&lt;br /&gt;- O ne demek şimdi?&lt;br /&gt;- Hayır omurgan var mı diye merak ettim de?&lt;br /&gt;- Bizim gazetenin tirajı kaç biliyor musun sen?&lt;br /&gt;- Ulan pezevenk! “Sizin” gazeteyi, boktan bir han odasında ilk çıkaran kimdi? Kime anlatıyorsun gazetenizi?&lt;br /&gt;- Bak geçekten ayıp ediyorsun!&lt;br /&gt;- Ya bırak Cengiz! Bana terbiye verme şimdi! Kimler için çıkarıyorsunuz oğlum siz bu gazeteyi? Ne yazıyorsunuz içinde?&lt;br /&gt;- Ah ah! Hiç kafan çalışmayacak oğlum senin hiç! Son bir senedir tirajı ikiye katladık biliyor musun?&lt;br /&gt;- Sen benim en eski dostumsun… Kahrımı da bir sen çekersin&lt;br /&gt;- Alışığız biz..&lt;br /&gt;- Abi tiraj adama yazı yazdırabilir mi Cengiz’im? Kim tirajla yazar olmuş,söylesene?Bak gençten bir çocuk bulmuşsunuz.. Çocukta nefis bir hikâyeci damarı var! Herife abuksabuk vaazlar yazdırıyorsunuz Cengiz!&lt;br /&gt;- Ne yazdıralım abi? Seninkiler gibi devri geçmiş, küflenmiş hikâyeler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cengiz buz gibi bir sükûtla karşılaştı cevap yerine… Arkadaşının bakışları öfkeyle körelmiş boş bakışlar değildi...Ve en korkutucu olan da buydu… Yaptığı işin içinden bakıyordu arkadaşı ve onun yaptığını yapamadıklarını bilmek eziyordu Cengiz’i…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bak, yanlış anlama…&lt;br /&gt;- Anlamam, anlamam, merak etme sen…&lt;br /&gt;- Bak bu devirde gazetede hikâye falan yazılmaz!&lt;br /&gt;- Yazılmaz değil mi?&lt;br /&gt;- Yazılmaz! O devirler geçti!&lt;br /&gt;- Geçti, değil mi?&lt;br /&gt;- ….&lt;br /&gt;- Şimdi, sığ denemler devrindeyiz ,değil mi Cengiz’im? Hahaha! Yahuben de ne safım? Hâlâ edebiyat var sanıyorum!&lt;br /&gt;- Memleketin hali edebiyatı kaldırır mı abi?&lt;br /&gt;- Kaldırmaz, değil mi Cengiz’im?&lt;br /&gt;- Kaldırmaz abi…&lt;br /&gt;- Ciddi işler, değimli bunlar Cengiz’im?&lt;br /&gt;- Abi…&lt;br /&gt;- Tamam Cengiz’im,tamam, sen çaycılık falan gibi bir şey bulursan söyle bana gazetede, mürekkep kokusu alamadım mı nefesim kesiliyor, içim daralıyor…&lt;br /&gt;- Abi olur mu hiç?&lt;br /&gt;- Cengiz’im.. Asıl senin dediğin olur mu?&lt;br /&gt;Cengiz başını eğdi, fısıldadı, gücü ancak buna yetti:&lt;br /&gt;- Olmaz abi..&lt;br /&gt;- Olmaz tabii Cengiz’im olmaz…&lt;br /&gt;- Ama.. Ben sana haber edeceğim!&lt;br /&gt;- Selâmetle!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cebindeki bloknotu tekrar çıkardı. Kalemin tepesini kemirdi bir müddet. Yoldan geçenlerin kıyafetleri kafasına bir sürü imge yığdı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukla dedesi hâlâ oynuyordu. Adamın üstünde…&lt;br /&gt;Bunarlı görerek başladı yazmaya… Sırtının ağrısı önce hafifledi,sonra ağrıyı hissetmez oldu… İhtiyarın gözlerindeki sevincin burukluğunu yakaladı, kızın katıksız neşesini…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürperdi… Sokakları, evleri, şehri içinde hissetti. Şehirle nefes aldığını…&lt;br /&gt;Sevindi… &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-6838735102686338070?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/6838735102686338070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=6838735102686338070' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6838735102686338070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6838735102686338070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/ehirle-nefes-almak-parkta-oturuyordu.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUxDNwfnbI/AAAAAAAAA8Y/tDzOlCbWAOI/s72-c/Scanned+at+10-15-2008+02-51.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2268104907510201073</id><published>2008-10-15T00:27:00.001+03:00</published><updated>2008-10-15T00:51:16.312+03:00</updated><title type='text'>Yazmak veya yazmamak...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUS7ih_ZmI/AAAAAAAAA8A/l5mq5MaLaDE/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5257128954115876450" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 258px; CURSOR: hand; HEIGHT: 262px" height="304" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUS7ih_ZmI/AAAAAAAAA8A/l5mq5MaLaDE/s320/untitled.bmp" width="258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan niçin yazar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçin için kaynar da ondan... Yazarın ruhudur kaynayan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir volkan gibi duran, bekleyen ve sonra her yanı sarsan ruhuyla gezer dünyada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve dünyadan bir cevap bekler yazar... Çünkü var olmanın yalnızca "yazmak" dilini bilir yazar. Bu yüzden,yalnızlığı, boynuna asılmıştır. Çünkü yazar tam da bu yüzden bir dilsizdir, sıradan insanlar arasında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadan bir cevap bekler, bekler, bekler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alabildiği cevap genellikle, dünyasının dilini anlamaktan aciz, içleri hasetle dolu, safsız ruhlarıyla dünyaya kıpkırmızı bakan eleştirmenlerden gelir. Onlar, yazarın dilsizliğini sömürür, durur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmak var olmanın tek şeklidir yazar için. Kendine sığınır, kendinden beslenir,kendini tüketir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa artık dünyada volkanların devri bitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın dilsizliği en kıyıcı haliyle dikilir karşısına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradanlıkların suratsız, kişliksiz, renksiz çölünde, sıradanlıkların mürekkepli derebeyliklerinin sancakları dalgalanır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUTPNU2e_I/AAAAAAAAA8I/lX7PGtFuEPI/s1600-h/desert2_OPT.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5257129292021005298" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUTPNU2e_I/AAAAAAAAA8I/lX7PGtFuEPI/s320/desert2_OPT.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkaldırmanın bile içi boşalmıştır artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar kırılır dünyaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hangi dünyadır benim dünyam?" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendindendir yazarın öyküsü, kendi bedenindendir,ruhundandır, onda sıradanlık çetelerinin lekesi bulunmaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Üretirim ben! Siz olmasanız da!" der.... Çölde başveren bir ayrık gibi bitiverir aklında bir öykü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı kendindendir yazarın... Bırakalım dilsizliğinin yankılarıyla bestelensin öyküleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevinçle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2268104907510201073?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2268104907510201073/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2268104907510201073' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2268104907510201073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2268104907510201073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/yazmak-veya-yazmamak.html' title='Yazmak veya yazmamak...'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUS7ih_ZmI/AAAAAAAAA8A/l5mq5MaLaDE/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-4646726334036413548</id><published>2008-10-15T00:13:00.001+03:00</published><updated>2008-10-15T00:27:11.920+03:00</updated><title type='text'>Etnik Siyasetin  Tarihsici Zaafı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUMX-M-0NI/AAAAAAAAA74/MFqtBOToWtQ/s1600-h/IRA.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5257121745998893266" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUMX-M-0NI/AAAAAAAAA74/MFqtBOToWtQ/s320/IRA.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik siyaset görüldüğü kadarıyla hep bir şiddet odağından destek almakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik siyaset, İrlanda, İspanya vs de etnik şiddeti, bir “hak müadfaası” olarak meşrulaştırmaya çalıştı. Keza Türkiye örneğinde de , etnik şiddeti, meşru devlet güçlerinin karşısında meşru bir alternatif ordu gibi göstermek etnik siyasetçilerin başlıca gayreti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddeti meşrulaştırma gayretinin en büyük desteği ise tarihtir. Tarih hem, etnik gruplara ihtiyaç duydukları bir “derinlik” ve anlam verir hem de gösterdikleri şiddet için sürekli haklılaştırma malzemesi sunar. Şiddeti benimseyen etnik gruplarda tarih bir zulüm ve hak ihlalleri manzumesidir, bir ezilmişlik destanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih etnik şiddetin gelgeç bir hırçınlıktan ziyade kalıcı ve haklı bir eylem olduğu kanaatini yaratmaya çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik grupların nispeten kapalı yapıları yüzünden etkilendikleri sosyo ekonomik kuram genellikle Marksizmdir. Dolayısıyla Marksizmin tarihsel materyalizmi, tarihsiciliği etnik şiddet için kuvvetli bir destek verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihsici anlayışa göre tarih kaderdir aynı zamanda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksist tarih tezi ile etnik gruplar, tarihsel ezilmişliklerinden kurtulmak için tarihin fasit dairesini silahlarıyla kırabileceklerini düşünürler. Yanlış bir bilinçlenmeyle lekeli o ezilmişlik ve zulüm geçmişlerini gerekirse kan dökerek değiştirecek ve kendi tarihlerini yazacaklardır. Etnik şiddetin yayınlarında sürekli çarpıcı,”bilinmeyen”, korkunç, iğrenç baskıların bulunması bu nefret ateşinin kavıdır. Mesaj: “&lt;em&gt;Geçmişte başımıza gelenler gelecekte de gelsin istemiyorsanız, savaşın!&lt;/em&gt;”dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin kader kabul edilmesi, tarihin insan üzerinde âmir bir güç olduğu kabulüne dayanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bakış gerek etnik grubun gerekse etnik grubun içinde yaşadığı çoğunluğun zihnî, sanatsal, coğrafî değişimlerine karşı kördür. Bu, intikam psikolojisinin kanlı gözleriyle bakmaktır dünyaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bakış, Türkiye’nin dört biryanında iş bulan, iş kuran, yerleşen, yıllarca kapalı bir toplumun parçası olduktan sonra piyasayla tanışan insanların yaşadığı köklü değişimleri ısrarla görmemektedir. Tarihsicilik “kin” zehirli sarmaşığını besleyen en münbit topraktır. Tarihsicilik, etnik grubun mensuplarını aslında hiç değişmediklerine, asla değişmeyeceklerine inandırmaya çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih, eleştirilemez bir kutsal değildir! Tarihin gerçekleşmiş olması onu eleştirel okumamıza engel değildir. Tarih bir “kader belirleyici” değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihî aktörlerin torunlarının değişebileceğini inkâr ederek tarihe müracaat etmek,ona tapınmak demektir. Etnik şiddeti tarihsel, kaçınılmaz bir sonuç gibi gösterenlerle tam da bu yüzden sürdürülebilir bir müzakere sağlamak imkânsızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih bir kin dinamosu olarak kullanılırsa, dedelerimizin hiç bitmemiş hesaplaşmalarını sürdürmek yüzünden insanlığın kendini yok etmesi mukadderdir. Bunun karşıtı “yok saymamak” değildir ama geçmişte yaşamamaktır. Geçmişi sürekli ısıtmak, geçmişle bugünü mukayese etmemek gerçeklere gözlerimizi kapatmaktır ki bu tavır hiçbir ahlâkî gerekçe ile açıklanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin batısında kendi bildiklerince yaşayan Kürt kökenli yurttaşlarımızı geçmişin korkularıyla gütmeye çalışmak her şeyden önce ahlâkî değildir. Çünkü kini, öfkeyi, onların tercihleri üzerinde ipotek olarak kullanmak demektir. Kine dayalı bir “siyaset” kurmağa çalıştığınızda kindar cevaplarla karşılaşmanız kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi şaşmaz bir yol gösterici saymak, yolu bulmak sorumluluğundan kaçmak demektir. Kararı daima insan verir, tarih değil! Karar verebilmek, kaçınılmazlara esir olmamak demektir. Ama karar vermek sorumluluğunu tarihe yıkmak kaçınılmazlık fasit dairesinde hapsolmak demektir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-4646726334036413548?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/4646726334036413548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=4646726334036413548' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4646726334036413548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4646726334036413548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/etnik-siyasetin-tarihsici-zaaf.html' title='Etnik Siyasetin  Tarihsici Zaafı'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPUMX-M-0NI/AAAAAAAAA74/MFqtBOToWtQ/s72-c/IRA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2732540019673006455</id><published>2008-10-13T20:33:00.001+03:00</published><updated>2008-10-13T20:38:11.970+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film eleştirisi'/><title type='text'>Aynalar</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5256693480006200818" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPOG3nDhrfI/AAAAAAAAA7g/fZJBCgd_7HE/s320/Aynalar-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ne yalan söyleyeyim filme Kiefer SUTHERLAND’ın hatırına gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama pişman olmadım doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyküsü son derece güzel gelişen ve çarpıcı şekilde biten bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar grenli dolayısıyla görüntülerde filmi farkında olmadan son derece korkutucu kılan bir gerçeklik var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işıklar kesin&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPOG7z4dbtI/AAAAAAAAA7o/8fVwXmgdKnI/s1600-h/Aynalar_0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5256693552168922834" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPOG7z4dbtI/AAAAAAAAA7o/8fVwXmgdKnI/s320/Aynalar_0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;likle çok iyi! Bol bol silüetler oluşturarak filmi inanılmaz bir gerilim seviyesinde tutuyor sürekli!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapım tasarımına diyecek söz yok! Kapkara bir zenginlik trajedisi halinde sunuluyor Mayflower Mağazası. Yanmış mankenlerin yüzleri her gördüğünüzde karnınıza ağrılar girmesine sebep oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzikler de kesinlikle güzel. Bir kere o çok sık duyduğumuz ama hiç bestecisini bilmediğimiz Andres Segovia’nın Asturia’sı, güzle bir düzenlemeyle bizi daha jenerikte gerilime hazırlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kiefer’dan sürekli “24” performansı bekleyenler bence bu filme gitmesin. Kaldı ki aslında gene son derece kırılgan, asabi bir tipi canlandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası “Aynalar” sinemada seyretmeye değer bir film.&lt;br /&gt;Yapım : &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPOHCEW62QI/AAAAAAAAA7w/mvkn-8txrLo/s1600-h/Aynalar_8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5256693659670862082" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPOHCEW62QI/AAAAAAAAA7w/mvkn-8txrLo/s320/Aynalar_8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2008, &lt;a title="2008, ABD yapımı fimler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=-1&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=2290&amp;amp;year=2008&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;ABD&lt;/a&gt; / &lt;a title="2008, Romanya yapımı fimler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=-1&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=2482&amp;amp;year=2008&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;Romanya&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tür :&lt;br /&gt;&lt;a title="Gerilim Türündeki Filmler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=564&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=-1&amp;amp;year=-1&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;Gerilim&lt;/a&gt; / &lt;a title="Korku Türündeki Filmler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=567&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=-1&amp;amp;year=-1&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;Korku&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen :&lt;br /&gt;&lt;a title="Yönetmen: Alexandre Aja" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/27511/Alexandre-Aja/"&gt;Alexandre Aja&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Senaryo :&lt;br /&gt;&lt;a title="Senarist: Alexandre Aja" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/27511/Alexandre-Aja/"&gt;Alexandre Aja&lt;/a&gt;, &lt;a title="Senarist: Grégory Levasseur" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/27513/Grgory-Levasseur/"&gt;Grégory Levasseur&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Oyuncular :&lt;br /&gt;&lt;a title="Oyuncu: Kiefer Sutherland" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/25742/Kiefer-Sutherland/"&gt;Kiefer Sutherland&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Paula Patton" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/26590/Paula-Patton/"&gt;Paula Patton&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Amy Smart" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28203/Amy-Smart/"&gt;Amy Smart&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Jason Flemyng" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/31591/Jason-Flemyng/"&gt;Jason Flemyng&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Mary Beth Peil" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/40979/Mary-Beth-Peil/"&gt;Mary Beth Peil&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Erica Gluck" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/78449/Erica-Gluck/"&gt;Erica Gluck&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Cameron Boyce" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/78450/Cameron-Boyce/"&gt;Cameron Boyce&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Darren Kent" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/80184/Darren-Kent/"&gt;Darren Kent&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yapımcı :&lt;br /&gt;&lt;a title="Yapımcı: Alexandre Aja" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/27511/Alexandre-Aja/"&gt;Alexandre Aja&lt;/a&gt;, &lt;a title="Yapımcı: Alexandra Milchan" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/49773/Alexandra-Milchan/"&gt;Alexandra Milchan&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Görüntü Yönetmeni :&lt;br /&gt;&lt;a title="Görüntü Yönetmeni: Maxime Alexandre" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/27354/Maxime-Alexandre/"&gt;Maxime Alexandre&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Müzik :&lt;br /&gt;&lt;a title="Müzisyen: Javier Navarrete" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/26624/Javier-Navarrete/"&gt;Javier Navarrete&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Süre :&lt;br /&gt;1 saat, 50 dk.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2732540019673006455?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2732540019673006455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2732540019673006455' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2732540019673006455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2732540019673006455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/aynalar.html' title='Aynalar'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SPOG3nDhrfI/AAAAAAAAA7g/fZJBCgd_7HE/s72-c/Aynalar-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2176178945450799788</id><published>2008-10-08T14:02:00.001+03:00</published><updated>2008-10-08T14:21:15.035+03:00</updated><title type='text'>Etnik Ayrılıkçılığın Psikolojisi Ve Yanlışları</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Ortada ciddi bir tehdit var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tehdit etnik ayrılıkçılığın şiddet unsurlarından geliyor. Peki tehdit ne? Tehdit, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bölümünü bir etnik gurubun egemenliğine sokarak, ayırmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselenin özüne doğrudan girilmeden, “çözüm önerileri” denen şeylerle herhangi bir şey söylenmiş olmadığı gibi ahlâkî olarak da ikiyüzlülük ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir çoğunluk içinde kalan farklı gruplar doğal olarak benimsedikleri kimliklerini ifade etmek isteyeceklerdir. Böyle bir ifade talebini reddetmek hukukla bağdaşmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun bir ifade hürriyeti kısıtlamasından ileri şekilde fiziki bir kırım haline geldiği anda söz biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Türkiye’de durum böyle midir? Türkiye’de devlet eliyle herhangi &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOyUnXuweTI/AAAAAAAAA7I/Nw_2-jZDFVQ/s1600-h/semdinli_aktutun.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254738269340465458" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOyUnXuweTI/AAAAAAAAA7I/Nw_2-jZDFVQ/s320/semdinli_aktutun.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bir etnik gruba yönelik fizikî bir kırım icra edilmekte midir? Bin kere hayır! Herhangi bir etnik gruptan herhangi bir vatandaş, ülkemizin istediği her yerinde yerleşebilmekte ve iş edinebilmekte midir? Şüphesiz evet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik kimlikle siyaset yapma noktasında ise sorulmayan sorular şunlar: Bu talep gerçekte anlamlı bir talep mi? Bölgelerinden seçilerek gelen milletvekillerimizin hangi etnik gruplara mensup oldukları bilinmiyor mu? Hangi milletvekilimizin, siyasetçimizin, etnik aidiyetinden dolayı seçimlere girmesi engellenmiştir? Eğer bu yeterli görülmüyorsa, cevaplanması gereken diğer soru:” “ Türk” milletvekillerinin seçilmelerinde herhangi bir imtiyaz var mıdır?” sorusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde etnik aidiyete yönelik hiçbir resmi tavır yoktur. Arızi tepkiler bu genel durumu değiştirmiyor. Bürokraside pek çok etnik gruptan memurlarımız gayet güzel çalışıyor ve hatta çoğunluğa yönelik bir tepkisellikle istihdamda etnik aidiyeti de gayet rahat kollayabiliyor. Bu sadece bürokraside değil, meslek örgütlerinde de aynı… Bölgelerine dışarıdan gelen meslektaşlarına karşı meslek örgütleri çeşitli bahanelerle engelleyici tutumlar takınabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun ve çözüm birbiriyle ilgili ve adil olmalı. Sorun bir fiziki kırım, yok etme politikası değilse çözüm de silahla aranamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli dillendirilen “asimilasyon” terimi sosyolojiden habersizliğin bir itirafı gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ülke belli bir “baskın” kültürü barındırır. Bu doğaldır çünkü devletleşen her toplumda çoğunluğu oluşturan bir grup muhakkak bulunacaktır. “Mikro milliyetçiliklerin”, devletleşerek uluslaşma çabalarının altında yatan şey sadece baskın kültürden kurtulmak değil kendi baskın kültürünün egemen olduğu ve “safsızlıklardan” uzak bir ulus devlet yaratma çabasıdır ki bu bakımdan eski dilde “kavmiyetçilik” denen mikro milliyetçiliklerin devletleşme çabaları ırkçılığa sanıldığından çok daha fazla yakındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim &lt;a title="blocked::http://www.kerkuk-kurdistan.com/nivisar.asp?ser=" href="http://www.kerkuk-kurdistan.com/nivisar.asp?ser=3&amp;amp;cep=2" cep="2"&gt;Barzani’nin &lt;/a&gt;resmi internet sitesinde çıkan haberlerdeki şu ifadeler bunun delili gibidir*: &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“…Türk ordusu, yüksek mahkemeleri ve üniversiteleri yeteneksiz ve beceriksiz Balkan devşirmelerinin arpalığı gibidir…” &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;veya&lt;em&gt;&lt;strong&gt; "...Türklük’ün etnik sosyal ve kültürel bir oluşum olmadığı biliniyor. Türklük soysuzluktur. Olayları belli bir tarzda yorumlamak ve tek bir biçimmde döşünnmektir. Daha doğrusu düşünmemektir. Türk şahsiyetsizleştirlmiş, içi boşaltılmış, teslim olmuş bireylerden meydana geliyor”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Bu satırlara benzer pek çok ifade güneyimizde “bağımsızlık” devlet olmaya çalışan komşu topluluktan gelmekte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun etnik mensubiyet ile millet mensubiyeti arasındaki psikolojik farkın ortaya kasıtlı olarak koyulmamasıdır. Zira bir dönemin Hitler hayranı bürokratları haricinde bu memlekette etnik gruplar için Barzani destekçilerinin kullandığı ifadelere benzer ifadeler asla kullanılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik mensubiyet bir kapalı toplum psikolojisidir. Benzeri çağırmak, benzerle bulunmak, farklılığı düşman bilmek psikolojisidir ki büyük şehirlerdeki kıyafet, yaşayış çeşitliliği ile taşra yerleşimlerindeki homojen yaşayış arasındaki fark bunun bir tezahürüdür. Etnik topluluklar, geniş coğrafi yayılım göstermeyen, nüfusça nispeten az ve ırki ve kültürel homojenitesi fazla gruplardır. Dediğimiz gibi etnik grupların devletleşme çabaları “karışma” ve “çözülmeden” korkmanın bir ifadesidir. Keza kuzey Irak’ta Soranice dışındaki Kürt diyalektlerinin yasaklanması bu korkunun nerelere varabileceğinin bir göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Millet mensubiyeti ise soyut bir kavramsallaştırma içerir. Çünkü milletler, geniş coğrafî dağılım gösteren ve bu yüzden ırki açıdan son derece karışık, nispeten büyük nüfuslu ve kültürel açıdan da son derece heterojen olan topluluklardır. Bir millete mensup olmak, belli değerlerin paylaşılmasının verdiği güven ve gurur duygusundan ibarettir. Meselâ “Türk” denildiğinde kafamızda belli bir ırkî tipoloji belirmez. Çünkü “Türk” kimliği içinde sayısız ırktan gelen kalabalık bir n&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOyUsk1smwI/AAAAAAAAA7Q/VZCPvcRpzFg/s1600-h/IRA_Terrorism-321x259.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254738358758578946" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOyUsk1smwI/AAAAAAAAA7Q/VZCPvcRpzFg/s320/IRA_Terrorism-321x259.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;üfus bulunmaktadır. Bu yüzden bir milletin ferdi, kendi varlığını “başkasın” göre tanımlamaz. Onun varlığı ve kimliği kendiliğinden vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa etnik gruplar, kendi varlıklarını sürekli çoğunluğun tehdidi altında hissedip bir “çözülme”, “erime” korkusu içinde yaşarlar. Bu yüzden doğal olarak kendilerinden farklı olana düşmanlık hissedebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de sürekli var olduğu söylenen “inkâr” ve “asimilasyon” söylemlerinin altındaki psikoloji budur. Bürokrasideki yaygın kadrolaşma bunun tam tersini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de “inkâr” diye ifade edilen şey esasında, etnik gerilimin, etnik huzursuzluğun toplumda yankı bulmamasıdır. Türk kimliği bin yıllara dayanan varlığının barındırdığı sayısız etnisiteye o kadar aşinadır ki açık bir şiddetle karşılaşmadıkça kendini ifade etmek gereği bile duymaz. Nitekim “Türk’ün” ifade edilişi büyük bir imparatorluğun çökmesi, büyük yenilgiler ve kopuşlardan sonra olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli “asimilasyondan” bahseden etnik ayrılıkçıların, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürtleşmiş Türkmen aşiretleri konusunu bilip bilmediklerini sormak isterim. Sözgelimi Karakeçililer uzun zaman kendilerini Kürt diye bilmiş, sonradan Oğuzların Kayı boyu’ndan olduklarını, Osmanlı Beyliği’nin Güneydoğu Anadolu’da kalan parçaları olduklarını öğrenmişlerdir. Merak edenler her yıl yapılan Ertuğrul Gazi’yi Anma Şenlikleri’nde onları kendi pankartları altında görebilirler. Buradan görülebilir ki toplumlar hem homojen değildir hem de hareketlidir. Etnik ayrılıkçılık bu hareketlilikten ve karışmadan ölesiye korkmaktadır.&lt;br /&gt;Kültürel hareketlilik bir toplumun diğerini kendine benzetmesine yol açabildiği gibi başkasına benzemeye de yol açabilir. Giyim kuşam ve davranış olarak gitgide bir batılı gibi görünmemize rağmen, el öpmek, rahatça kucaklaşmak, durmadan sadaka vermek, sık komşu ziyaretleri,kendimize özgü tasarruf alışkanlıklarımız ( yastık altında altın bulundurmak gibi) bize kendimize ait bir renk vermektedir. O halde hiçbir toplum diğerini tümden eritemez, yok edemez. Bu toplumsal gerçekliği yok saymak, belki çoğunluğa karşı kahramanca bir direniş gibi görünebilir ama kendi azınlık grubunun toplumsal dinamizmini engellemek, kültürel hayatiyetini öldürmek demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk kimliği altında ırkî farklılıkların önemsizleşmesi, etnik ayrılıkçıları sürekli ve hırçın bir şekilde ırki farklılığa dayanan bir söyleme itiyor. Bu “önemsizleşme” etnik ayrılıkçılarca bir “inkâr”gibi görülüyor , ayrılık duygusuna toplumsal bir taban yaratmak amacıyla bombalamalara varan tahriklere girişiliyor. Bu yüzden, büyük şehirlerde meydana gelen bombalama olaylarının failleri aranırken bunların gerçekte kimin işine yaradığı serinkanlı düşünülmeli. Bu tip provokasyonlar, farklılıkların uzlaşmaz olduğunu, ayrılma dışında bir uzlaşma olamayacağı fikrini baskın kültür grubuna kabul ettirmek isteyenlerin işidir. Bu tip ir ayrışmayı etnik ayrılıkçılığın hedeflediği açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen toplumda, toplumun yaşattığı kültürün kodların içinde bulunmadığı için maya tutmayan “ötekileştirme” davranışı, etnik ayrılıkçıların “farklılaşma korkularını” çoğunluğa projekte etme çabasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki genel yanılgı, milletleşmenin veya kimliğini korumanın tek yolunun “devletleşmek”, “ayrışmak”, olduğu yanılgısıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa devlet size bir millet kimliği sağlayamaz. Olsa olsa belli bir grup insanın “saf” beraberliğinden meydana gelmiş bir bürokrasi yaratabilirsiniz ki bu beraberliğin gerçekte bürokratik elit dışında kimin işine yarayacağı merak konusudur. Milletler haritalarda yaratılmaz. Milletler uzun tarihi tecrübeleri beraber yaşamış, belli bir devlet düzeni ihtiyacını ortaklaşa karşılamış kavimlerin büyük beraberlikleridir. Devleti yaratan bu tip bir büyük heterojen beraberlikse; büyük ihtimalle bir millet ortaya çıkar. Aksi takdirde her köyde bağımsız bir bürokratik teşkilatlanma meydana getirmek de mümkündür ki bu, her köyün bir millet olabileceği anlamına gelmez..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadarki analizmiz, milletleşme iddiasıyla ayrılmak isteyen bir etnik grubun söylemlerinin eleştirisine yöneliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin siyasi ve hukukî boyutuna gelince, bir ülkede devlet ve toprak bütünlüğü o ülkenin hakim çoğunluğuna dayanır. Bu her ülkede böyledir ve böyle de olmalıdır. Aksi takdirde emniyeti, adaleti ve geçinmeyi temin edemezsiniz. Dolayısıyla farklılıkların kendilerini ifade edebilmesi talepleri de ancak belli bir toprak ve teşkilatlanma bütünlüğünün korunduğu yerlerde anlamlıdır. Farklılıkların ifadesi için emniyetli olan yol, farklılıkları topluluktan fiziken ayırmak değil, farklılıkların varlığının teminat alınması yolunda gayret sarf etmektir. Farklılıkların hukuki teminatı yalnızca çoğunluk iradesinin hukukça sınırlandırılması ile sağlanamaz. Aynı zamanda sistemi, barışçı yollarla tadil etmeyi kesin metot olarak benimsemiş "azınlıkları" da gerektirir. IRA ve ETA sorunlarında çözüme ancak bu örgütler silâh bıraktıktan sonra yaklaşılabilmesi bunun delilidir.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOyUzCYGZ2I/AAAAAAAAA7Y/y2NQAuODkBE/s1600-h/eta.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254738469766719330" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOyUzCYGZ2I/AAAAAAAAA7Y/y2NQAuODkBE/s320/eta.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hukuk ancak farklılıklar varsa canlı tutulabilir. Çünkü hukuk uzlaşmazlıklarla sürekli ateşlenen bir keşif motorudur. Hayek’in dediği gibi “Adalet adaletsizliğin giderilmesidir.” Farklılıkların her birini bağımsız birer birim haline getirdiğinizde, büyük toplum içinde renklerden biri olan o rengin egemen olduğu tek renkli bir birim yaratırsınız ki bu birimde “hukuk” donuklaşır, silikleşir ve hayatiyetini kaybeder. Böyle bir toplumda demokrasi de hayatta kalamaz, faşizm ve onun bütün düşman kardeşleri derhal idareyi ele alır. Keza Kuzey Irak yönetiminin Türkmen nüfusunun, Irak Anayasası’nda ifade edilmemesi için uğraşması, bölgeyi Türk’lerden ve Arap’lardan arındırmaya çalışması, Türkmen emlâkini yağmalaması, belli bir diyalekt dışındakileri yasaklaması bunun hiç de uzak bir hayal olmadığını göstermektedir. Kuzey Irak tecrübesi “homojen” toplum gayretlerinin henüz derinliği tam belli olmayan bir sonucudur ki bu bölgede liberal bir demokrasinin mi kolektivist bir devlet vesayetinin mi hüküm sürdüğü, üzerinde hiç durulmamış bir ayrıntıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden Türkiye’de etnik ayrışma sorununda asıl görev, şiddete karşı tutumunu açık ve net şekilde belirtmesi gereken etnikçi siyasetçilere düşmektedir. Şiddeti bir tehdit aracı olarak kullanarak, “İmralı ile uzlaşılmasını” isteyenler özüne siyaset değil, şiddet sözcülüğü yapmaktadır. Bu yüzden, Kürt kökenli vatandaşlarımızın acil ihtiyacı, şiddetle bağlarını açıkça koparmış, şiddeti bir seçenek olarak benimsemeyen, hürriyeti ve refahı diğer bütün vatandaşlar gibi bu topraklarda ve bu tadil edilebilir devlet çatısı altında geliştirmeye kafa yoran siyasetçilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="blocked::http://www.kerkuk-kurdistan.com/nivisar.asp?ser=" href="http://www.kerkuk-kurdistan.com/nivisar.asp?ser=3&amp;amp;cep=2" cep="2"&gt;*http://www.kerkuk-kurdistan.com/nivisar.asp?ser=3&amp;amp;cep=2&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2176178945450799788?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2176178945450799788/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2176178945450799788' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2176178945450799788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2176178945450799788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/etnik-ayrlkln-psikolojisi-ve-yanllar.html' title='Etnik Ayrılıkçılığın Psikolojisi Ve Yanlışları'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOyUnXuweTI/AAAAAAAAA7I/Nw_2-jZDFVQ/s72-c/semdinli_aktutun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-9167371774927445571</id><published>2008-10-06T12:39:00.000+03:00</published><updated>2008-10-06T13:18:59.544+03:00</updated><title type='text'>Tabansız Liberaller</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOnky0q2HeI/AAAAAAAAA7A/8cno2V08RrY/s1600-h/lord-acton-bw.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253982002087337442" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOnky0q2HeI/AAAAAAAAA7A/8cno2V08RrY/s320/lord-acton-bw.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Fakiri, tahmin etmediği kadar ilgili şekilde takip ettiğini her vesileyle gösteren &lt;a href="http://www.derindusunce.org/2008/09/26/birgun-gazetesi-genc-sivilleri-boykot-mu-ediyor/#comment-20198"&gt;Derin Düşünce&lt;/a&gt; müellifi Suat Bey refikimiz "Genç Siviller" namlı hareket ile ilgili bir yorum yazısında Sevgili Alper AKALIN'a &lt;a href="http://www.derindusunce.org/2008/09/26/birgun-gazetesi-genc-sivilleri-boykot-mu-ediyor/#comment-20198"&gt;şöyle&lt;/a&gt; bir cevap vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cımbızla çekilmiş satırlar konusundan şahsen ben de rahatsız olsam da bazı satırların metnin omurgasını teşkil ettiği kanaatindeyim. Suat Bey şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"....Kötü niyet sezinlemesem de fazlaca naif bir söyleminiz olduğunu söyleyemeliyim. &lt;strong&gt;Ülke gerçeklerinden bîhaber bir liberal gibi tepki veriyorsunuz. &lt;/strong&gt;Siyaset felsefesi ile siyaseti birbirine karıştırıyorsunuz. Tabii sizin görüşünüz ancak bence gerçekçi bir hal değil bu. Bu da benzeri düşüncede olduğunuz liberallerin niçin ülkede bir taban bulamadığının da göstergesi aynı zamanda." &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Kalınlaştırdığım bölüm son derece önemli. Demek ki liberaller "genelde" ülke gerçeklerinden" habersizler&lt;em&gt;?&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Peki "ülke gerçekleri" neler? &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;"Ülke gerçekleri "söylemi, görünür sonuçları, kaçınılmaz ve değişmez hakikatler olarak görmenin bir ifadesi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meselâ memleketin bir yerinde Kürt'lere kaşrı bir infial gelişmişse bu tek, somut, değişmez ve hatta belirleyici "gerçek"?... Bu "gerçeğin" ardındaki sebepleri, psikolojiyi, manipülasyonları ve Suat Bey'e göre biraz "naif" gelse de felsefeyi düşünmek, "ülke gerçekçilerine" göre tamamen lüzumsuz!&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Meselâ İstanbul'da hamal mafyasından, taksici mafyasına kadar her yeri ellerine alan bir takım etnik grupların var olup olmadığına, bu grupların, kültürel çoğunluğa bakışları, etnik grupların iş ve aş bulmak, mülkiyet edinmek, gerçekten sıkıntı yaşayıp yaşamadıklarına, sanayii veya turizm sektörlerinde büyüyüp gelişen müteşebbislerin etnik gruplara mensup olup olmadıklarına, kültürel çoğunluğun ırki ayrımcılık mayası taşıyıp taşımadığına vs. bakılmaksızın bir takım mevcut hadise üzerinden hükme varmak son derece "gerçekçi" oluyor.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Ama mesela "milletin", "kavmin", "kabilenin" ne oldukları, milliyet duygusunun tabiatı, milletin sosyolojik tahlili gibi konuları da daha en baştan "ırkçılık" diye yaftalamak da hümanizm sayılıyor Suat Bey ve arkadaşları tarafından herhalde?..&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Hülasa, Suat Bey'in siyaseti bir "taban" ihtiyacına bağlaması, siyasî felsefesizliğimizin, siyasî sığlığımızın semptomlarını ortaya çıkarıyor. Suat Bey'in anlayışında siyaset sadece belli bir tabanın talepleri doğrultusunda oluşturulan ir menfaat dilekçesinden ibaret. Bu anlayıştakilerin elbette liberal bir siyaset felsefesini anlaması zor...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Çünkü liberal anlayışa göre "devlet" denen zor kullanıcı, eğer belli bir felsefe ve onun ilkeleri ile sınırlandırılmazsa, yüzünü vahşete dönüvermeye meyyaldir. Vahşet sadece sopayla kafa kırmak değildir. Vahşet, insan olmamızı sağlayan soyut sınırlayıcılardan uzak şekilde davranmaktır. Stalinizmde dipçikle, sosyal demokraside çoğunluğun talebine dayanarak mülkiyet hakkını çiğneyen devlet bu açıdan aynı vahşeti sergilemektedir.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;"....Siyaset felsefesi ile siyaseti birbirine karıştırıyorsunuz...."&lt;/em&gt; diyor Suat Bey refikimiz. Demek ki siyaset aslında felsefesiz yapılan biriştir. Keşke geri kalmışlığımızın arkasında bu felsefesizliğin,bu tepkiselliğin yatıp yatmadığını düşünseymiş SuatBey...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kutsal olan, tabanı elde etmek değil, hakkı ifade etmektir&lt;/strong&gt; ve liberaller bu ülkeye "ilkeli" olmayı hatırlatmışlardır.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Suat Bey'in liberallerde gördüğü o dik, değişmez duruşu, "gerçekçilikten" uzak bulmasını anlıyorum da bugün eğer hâlâ tadil edilebilir bir devlete sahipsek, malımızın mülkümüzün her güçlü tarafından gasp edilmeyeceği teminatına az çok sahipsek bu tam da Suat Bey'in "naif" bulduğu "Temel haklaırn korunmasına dair güçlü, değişmez" bir bağlılıktan kaynaklanmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Liberaller, temel haklarla sınırlandırılmış bir devlet, serbest piyasa konularında "gerçeklerden"bağımsız şekilde dik duruyorlarsa , bu duruşun mu yoksa "gerçeklere" boyun eğen "idare-i maslahatçı" tavrın mı daha ahlâkî olduğunu Suat Bey ve takımına sormak isterim.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Liberaller, siyasetin , ezilip duran "tabanlara" değil ilkelere dayanması gerektiğini söylediklerinde belki idare-i maslahatçı gerçekçilere göre "hayalci" kalıyorlar ama en azından kimseyi ezmediklerini bilmenin rahatlığın yaşıyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Resimde "&lt;strong&gt;Güç yozlaştırır, mutlak güç, mutlaka yozlaştırır&lt;/strong&gt;!" diyen İngiliz düşünür, Lord Acton görülüyor&lt;/span&gt;.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-9167371774927445571?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/9167371774927445571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=9167371774927445571' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/9167371774927445571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/9167371774927445571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/tabansz-liberaller.html' title='Tabansız Liberaller'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOnky0q2HeI/AAAAAAAAA7A/8cno2V08RrY/s72-c/lord-acton-bw.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1887644196151892297</id><published>2008-10-06T02:12:00.000+03:00</published><updated>2008-10-06T02:14:34.559+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOlKQrTjNVI/AAAAAAAAA64/INqmOAkVBcs/s1600-h/senge%C3%A7erkenbusokaktan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253812090667480402" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOlKQrTjNVI/AAAAAAAAA64/INqmOAkVBcs/s320/senge%C3%A7erkenbusokaktan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Sen Geçerken Bu Sokaktan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk unutulur mu acep?.&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çay ocağın sokağa taşan taburelerinde oturup kitap okumayı severim. Bakmayın okur yazar görünmek hevesime o da vardır elbet ama bir talebelik alışkanlığıdır bu benimkisi. Parasız günlerin hatırasına sarılmaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen düşünüyorum acaba orada oturunca tanıdıklara mı rastlayacağımı mı sanıyorum? Yahut da birinin ben hatırlayacağını? “Sen serseri günlerinde de burada oturmaz mıydın?” diye sormasını?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her havanın ayrı güzelliği vardır burada… Sıcaklarda caddenin insan esintisi serinletir gönlümü. Güz serinliğinde insan sokulganlığıyla ısınır içim… Severim, karıkocaların kol kola girip birbirlerine sokularak yürümesini öyle havalarda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani zaman geçer, ümitler söner diye düşünebilir insan ama, ümit değil mi bizi hayata bağlayan? Hiç gelmeyecek tanıdıkların kahkahaları sanki rüzgârla savrulur hâlâ. . Bu bile kımıldatır içimi. Ben kitapları aslında onarlın hayaline okurum. Şiirleri onlar için mırıldanırım. Herkesin itikadı kendine ben de bilirim ki dostlar muhakkak işitir sesimi, soluğumu, şiirin kımıltısını…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene öyle içim usul usul kaynarken gök altın sarısı bir güz parlaklığıyla akşama dönüyordu… Karşı dükkânda bir kıpırtı kaptı gözüm. Kapın hemen yanındaki yeni çıkanlar rafında bir kıpırtı. Bir dik duruş, kararlı bir tutuş, bir beyaz berenin altından omuzlara dökülen, içinde çokça gümüşlü altın saçlar… Neredeyse hastalıklı bir solgunluk, bu tende ziyadesiyle melûl o iri gözler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerini bir türlü hatırlayamıyordum ki kıyaslayayım…&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşün ki ilk gençlik çağlarındasın…. Memleketinden uzaktasın, yaralısın… O yaşın yarası olmaz sanmayasın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşün ki her şarkıyı onun için dinliyorsun, her türküyü onun için söylüyorsun. Düşün ki en mutlu anların, seni sevmediğini bilsen de yüzüne bakıp da güldüğü anlardır… Yol boyunca dizili kötü, kör lâmbaların ışıkları sulandırırken geceyi… Başı öne eğik de olsa dik, emin yürüyüşünü görmektir sana güç veren…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bardağı koydum usulca sehpaya. Niye usulca koydum, onu da anlayamadım. Kim düşünür böyle bir zamanda bardağı? İhtiyarlık mıdır bu ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dükkânda az ötede durdum ben de, kitaplara bakar gibi yaptım. Beni fark etsin mi etmesin mi bilemedim. Fark etse ne söylerdim? Kitaplara bakar gibi yaklaştım yavaşça.. Burnuma bir sabun kokusu çarptı. Ne tanıdıktı Allah’ım o koku! Nefes almaktan utandım bir an… Saçlarının matlığı içimi ezdi.Parmaklarının boş olup olmadığını göremiyordum, gene utandım… Gönlünün boşluğundan medet umduğum için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki seslenseydim ona… Gülümseyerek bakacaktı bana, hatırlayınca apaydınlık olacaktı solgun yüzü… Hatta belki sarılacaktı boynuma, sakınmasız, sımsıcak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki yılların yüklerinden bir yük gibi görecekti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki sırf kasiyerle konuşmasından, sürekli müşteri olduğunu anladığım için yanaşmadım ona… Onu yine kötü, kör lâmbaların ışığında yürürken seyretmek, gittiği yere salimen vardığını görmek için beklediğim gibi beklemek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk unutulur mu acep?.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1887644196151892297?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1887644196151892297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1887644196151892297' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1887644196151892297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1887644196151892297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/sen-geerken-bu-sokaktan-ak-unutulur-mu.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOlKQrTjNVI/AAAAAAAAA64/INqmOAkVBcs/s72-c/senge%C3%A7erkenbusokaktan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-7341239250565668958</id><published>2008-10-06T01:08:00.000+03:00</published><updated>2008-10-06T01:10:37.918+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOk7NpGU1aI/AAAAAAAAA6w/QJ0Ajh4_6ME/s1600-h/cennetten+bir+kesit.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253795545861117346" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOk7NpGU1aI/AAAAAAAAA6w/QJ0Ajh4_6ME/s320/cennetten+bir+kesit.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Gönlümün anlık parlamalarına düşülen notlardan:&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Belki Cehennem, çözümsüzlüklerin, cevapsız soruların mekânıdır. Arayıp bulamamanın ebedîliğidir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve belki cennet hayatın anlamının bütün açıklığıyla anlaşıldığı yerdir. Ve eğer çocuğumuzun elini tutarken seziyorsak hayatın anlamını… Cennet evimizdir? Ve bütün hayatımız bir eve dönüş çabasıdır?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-7341239250565668958?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/7341239250565668958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=7341239250565668958' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7341239250565668958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7341239250565668958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/gnlmn-anlk-parlamalarna-dlen-notlardan.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOk7NpGU1aI/AAAAAAAAA6w/QJ0Ajh4_6ME/s72-c/cennetten+bir+kesit.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-8943710579751595373</id><published>2008-10-05T09:42:00.003+03:00</published><updated>2008-10-05T17:39:13.079+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOjRXNHhBSI/AAAAAAAAA6o/2iHZEqiHUTo/s1600-h/Resim1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253679161916065058" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOjRXNHhBSI/AAAAAAAAA6o/2iHZEqiHUTo/s320/Resim1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOjPsfLr6UI/AAAAAAAAA6g/neWhyuQD8G0/s1600-h/Scanned+at+10-5-2008+14-03.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Hangi Ezandır Bu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Patlama sesi kafasına bir balyoz gibi çarptı.&lt;br /&gt;Patlamanın hemen ardından duvarlar büyük çekiçlerle dövülmeye başladı.&lt;br /&gt;Ayakları buz gibi zemine değdiğine bile uyanamamıştı. Dağ serinliği terli vücudunu tokatladı.&lt;br /&gt;Her yanda bağırışlar uçuşuyordu. Duvarları döven çekiçlerin yanında kırılan camların şangırtısı, pencerelerden içeri dolan vızıltılar dahi hayalini bölemiyordu.&lt;br /&gt;İniltiler, haykırışlar işitiyordu. Rasim eli göğsünde yatıyordu, gözlerinde bir şaşkınlık vardı. Silâhına neden erişemediğini anlayamıyordu sanki. Biri göğsüne oturmuş da nefes almasına mani oluyordu belki… Mırıldanıyordu…&lt;br /&gt;Ramazan’ın bir kolu… Hani her gece ranzadan sarkan kolu.. Hani her gece üstünü üşümesin diye örttükleri Ramazan’ın kolu… Hani daha az evvel kendisine “Özledin değil mi yengeyi, çocukları?” diye sorup da ışıl ışıl gülen ramazan’ın kolu… Yani bir daha annesini hiç saramayacak kolu… Ramazan gene de gülümsüyor muydu ne? Sanki kolsuz bir adamken bile sarabilirmiş gibi annesini… Sanki çoktan sarılmış gibi…&lt;br /&gt;Hasan, silâhına ancak ulaşmış ama köşede sıkışmış kalmış. Beynini döven çekiçler onun olduğu köşeyi kemiriyor. “ Köpoğulları uçaksavar getirmiş len!” diyor. “Köpoğulları?..” Kırıkkaleli genç adam… “Anacığım, babacığım..” diyen… “N’örüyon len?” diyen… Yürürken yolun ortasını tutmakla övünen, gülüşü aydın, az övüngen, çok vefalı Hasan… Hasan “Köpoğulalrı!” diyorsa vardır bir bildiği. Vardır elbet ki göğsünün üstünde koca bir leke varken… Gece kan lekesi siyah görünüyor ya… “Köpoğulları!” diyerek ateşliyor silâhını… Gülüşü aydın, az övüngen, çok vefalı Hasan Çavuç diyorsa vardır, bir bildiği ha! Vardır illâ ki! Tek, başı düşmese göğsüne… Yolun ortasını şavullayıp giden bozkırlı yiğit başı…&lt;br /&gt;“Komutanım!” diye haykırıyor biri… Hâlâ “komutanım!” diyor adam! Cam kırıkları dizleri parçalarken, pencereden üşüşen mermiler patlatacak beyin ararken canların önünden sıfatlar kalkmışken “Komutanım!” diyor Davut… Siirtli bir genç, durmadan çocuklarının resmine bakar… Karsının resmine de bakar elbet ama tenhada… Utangaçtır çabucak kızarır yüzü… Kırık diye Türkçe’si “Kürt” diye dalga geçerler, alınmaz, güler, geçer. Geçen hafta çiğ köfte yaptırdılardı ona… Hayali de Van’a gidip dükkân açmak… “ Van olur abey, iyidir, büyür vallah!” diyordu ya Ramazan’a.. Şimdi “Komutanım!” diye haykırıyor, birine kendini siper etmiş, kenara çekmeye çalışıyor… “Ih!” deyip kalıyor olduğu yerde. Biri hınzırlık etmek için böğrünü dürtmüş gibi… “Ih!” diyor, anlıyorsun ki kurşundur böğrünü dürten… Çünkü onun da izi simsiyah kalıyor, atletinin üstünde bir leke büyüyor… Davut gene de korumak için komutanının üstüne devriliyor.&lt;br /&gt;Selçuk buz gibi bakıyor ileriye. Daha vurulmamış bu da iyi… Hatta… Uçaksavarın yanındaki iki kişiyi yere indirmiş bile. Hayretle bakıyor Selçuk’a… “Bu adam mı geçen gün karakola baklava dağıtıp da “İkincisi yolda len!” diye gülen, oynayan, Kızı Buse’nin resmini öpe öpe doyamayan, kimse bilmez sanarak akrısının resmine sarılıp uyuyan?” diye düşündü. Gece inadına karanlıktı. Bir hilâl vardı ya gökte o gece önü arada bulutlanan… Selçuk kurşun yemedi… Az önce rüyalarını ezen gümbürtüyle ezildi. Bir an varsın Selçuk Çavuş… Sonra bir duvar, kötü, kör bir duvar örtüyor üstünü… Yanında karısıyla kızının resimleri…&lt;br /&gt;Çağlar desen… “Nerede lan bu çocuk?” diye geçirdi aklından… İstanbullu diye pek gırgır geçmişlerdi ya oğlanla… Hani çıtkırıldım, şehir bebesi hesabı ya… Amma hepsinin ağzı açık kalmıştı açık gözlülüğüne… Kaç nöbette zamanında uyandırmıştı milleti. Davut’la itişip dururlardı. “İstanbul’a gelsen len!” diye kızdırırdı Davut’u. “N’apıcan lan Van’ı, Man’ı oğlum! Kum gibi iş kaynıyo Gebze’de , İstanbul’da!” derdi durmadan… Çaktırmadan kollardı. İçlerinde en gençlerdiydi ama “ Saf çocuk bu Davut, keklerler bu garibimi..” derdi, kelli ferli adamlar gibi… Ranzası şimdi yerinde değil!.. Ranzanın başucunda, duvarda bir siyah leke… Bütün hayalleri, hatırları savurmuş, patlatmış bir merminin imzası gibi…&lt;br /&gt;Dışarıdan küfürler geliyor… İçlerinden birini yaka paça sürüklüyor “köpoğulları”… “Hain!” diye bağırıyorlar sürükledikleri genç adama. Yaralı gencin yarasına basıyorlar… Genç Kürtçe küfrediyor işkencecilerine. “Kim ulan bu?” diye düşünüyor bir an… Nöbette o gece… Tabii... Diyarbakırlı Hakkı bu. “Köpoğulları” nereden bildilerse? Öldürmeden epey uğraşıyorşlar… Göğsünün iki yerinden vurulmuş. Sesi boğuk çıkıyor. Öksürüyor, belli ki ciğerlerine kan doluyor. Gene de kafasını kaldırıyor. Kendisine bağıranlara bağırıyor. “Bizim…” diyor arada, ne dediği tam anlaşılmıyor… Bizimdir ha elbet, bizimdir ya… “Köpoğullarından” biri “Yeter lo!” deyip boşaltıyor şarjörünü Diyarbakırlı Hakkı’nın göğsüne…&lt;br /&gt;Pencerenin yanından kafasını çıkarıyor karanlıktan daha karanlık ne görürse ona nişan alıyor. Nişan aldıkları da kan gibi... Gece mavisine bulanmış kan gibi…&lt;br /&gt;Duvarlar unufak oluyor, kulağının dibinde… Dizlerini kanatan kırık camlardan ayrı… Böğründe, göğsünde dikenler, namussuz dikenler… Diken nefesini keser mi insanın? “Bilirim ve şahadet ederim ki…” Aapayadın beliriyor ya o “bilgi” gözünde… Dağ karanlığında çakan hain pırıltılardan ayrı ve ne huzurlu… “ …Allahtan başka ilah yoktur..” “ Ezan mı okuyor biri? Vakit namaz vakti midir? Kim okuyorsa güzel okuyor ezanı…” Yanıbaşında Ulu Cami’nin imamı… Gülümseyerek okuyor kulağına ezanı. “Doğanların kulağına okunmaz mı ki ezan?” diye soruyor imama… Hani beş yıl evvel öldüğünde şehrin yarısının arkasından ağladığı imam….&lt;br /&gt;Gözleri ağırlaşıyor, o takırtılar da uzaklaşıyor kulaklarından… Bakıyor, yanıbaşında beliriveriyor arkadaşları. Yüzlerinde gençliğin parlaklığıyla… “Yeniden doğmuş gibi…”&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-8943710579751595373?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/8943710579751595373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=8943710579751595373' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8943710579751595373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8943710579751595373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/hangi-ezandr-bu-patlama-sesi-kafasna.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOjRXNHhBSI/AAAAAAAAA6o/2iHZEqiHUTo/s72-c/Resim1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-3626846952408649629</id><published>2008-10-01T00:06:00.003+03:00</published><updated>2008-10-01T00:17:33.553+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOKVTWPWz7I/AAAAAAAAA6Y/0PdRXZMzQWM/s1600-h/spring5byblythie131df8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5251924275087462322" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOKVTWPWz7I/AAAAAAAAA6Y/0PdRXZMzQWM/s320/spring5byblythie131df8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Hava Ne Güzeldi!..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kimse kimsenin yasını tutmaz bu dünyada. Keşke tutsaydı... Belki onlar tutar ama benim yasımı?&lt;br /&gt;Kim bilir? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hava ne güzeldi Allah’ım! Bulutsuzdu ki içim ısınıyordu. Bir başka güzel, güzeldi işte….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elim boşa gittiydi, , elimin boşa gittiğine hiç bu kadar sevinmemiştim..&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş’ta iskelede oturmuştum, , çay içiyordum. Böyle güzel havalarda insan kendini hep iyi bir insan sanır. Kötülükler buharlaşır, gider. Çay demlidir, karabonatlıdır, dilini burar.. Miden ekşir ama katlanırsın.&lt;br /&gt;Zaten hayat karbonatlı çay gibidir. En azından benim gibiler için böyledir. Sahtedir, anlayacağınız. Zorlamadır rengi...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;O gün iskelede oturan genç sevgililere baktım. Saflıklarından utandım. Gözümü de alamadım… Ne ışıltıydı Ya Rabbi’m gözlerindeki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ortalığa saçılıverince sevinçler falan… İkiyüzlülüğünden utanıyor insan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkaklıktan da kötü bu his, kimse duymasın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zora boyun eğmek, zoruyla boyun eğdirmek kemirir insanı… Ne insanlığın kalır ne ışıltın.. Zaten önce gözündeki sevinç ölür, oracıkta. Leşini de kaldıramazsın, yüreğine yük olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden bırakamazsın bu işleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevincinin yasından geberirsin, , diriltmeye uğraşırsın bir ömür boyu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bırakmıştım bu işleri… Bıraktığım gündü, o gün. Çayın deminden, güeşin sıcağından tat aldığım ilk gündü. Yaşamaya başladığım ilk gündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırık Türkçe’li bağırışlar işittiğimde dönüp bakmamıştım bile. Her gün duyduğum kavgalardandı ne de olsa. Hamalı, taksicisi, büfecisi hep aynı adamlara borçluydu ya bu şehirde, neyine dönüp bakacaktım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Birazdan susarlar, nasıl olsa..” dedim, susmadılar. İçlerinden biri bağırıp duruyordu. Müşterilerin bazıları tedirgin oldular kalktılar, gittiler.. Gençten bir oğlandı, kara kuru… Etrafa bakıyordu ki insanları nasıl koruttuğunu görmek için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakat adamı iki kilometreden tanırım, herif sakattı… Elindeki makine patladı patlayacaktı…&lt;br /&gt;Neden bilmem yanımdaki gençlerin önüne geçtim. “Kalkın ,gidin!” demedim de, hangi akla uydumsa… Zaten çok geçmedi. Karnıma biri dürter gibi oldu… Önce ne olduğunu anlamadım, sonra… Bir tatlı baş dönmesi, bir gevşeme… Ne güzel yaratmışsın Allah’ım, şu güneşi! Ne parlakmış, ne sarı ne sıcak… Elimi belime attım…&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse kimsenin yasını tutmaz bu dünyada. Keşke tutsaydı. Belki onlar tutar ama benim yasımı?&lt;br /&gt;Kim bilir? Hava ne güzeldi Allah’ım! Bulutsuzdu ki içim ısınıyordu. Bir başka güzel, güzeldi işte….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elim boşa gittiydi, , elimin boşa gittiğine hiç bu kadar sevinmemiştim… Hava ne güzeldi Allah’ım, ne güzel!.. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-3626846952408649629?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/3626846952408649629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=3626846952408649629' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3626846952408649629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3626846952408649629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/10/hava-ne-gzeldi.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SOKVTWPWz7I/AAAAAAAAA6Y/0PdRXZMzQWM/s72-c/spring5byblythie131df8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-4883058848082085285</id><published>2008-09-30T01:37:00.001+03:00</published><updated>2008-09-30T01:37:57.959+03:00</updated><title type='text'>İnsan Tabiatına Karşı Düzenleme</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Düzenleme  taraftarlarının  en kasıtlı saptırmaları,  toplumsal düzenin ancak yasama faaliyeti ile  yürütülebileceğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenlemelere taraftar olanlar bu iddialarını hemen her zaman piyasalardaki krizlere dayandırmışlardır. Onlara göre insan doğası gereği vahşi ve yağmacı bir türdür. Dolayısıyla otoritenin emirleri olmaksızın her zaman kendi doğasına uymak eğilimindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden önce herhangi bir davranışı kötü örnekler üzerinden yargılamak hukuk mantığına aykırıdır.  Çünkü bu mantığa göre her kötü davranış, yaygın bir kötülüğün delil olarak gösterilebilir. “Madem bir kişi kötü olabiliyor, herkes kötü olabilir, o halde insanların kötü olmalarını en baştan engellemeliyiz” mantığı  doğuştan günah inancının bir yansıması gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenlemeciler insan tabiatının kötü olduğu kabulüne yaslanırlar. Onlara göre rekabet yıkıcıdır ve yıkıcı olan işi yapan bir  yaratığın da doğası gereği “iyi” olması düşünülemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Mises’te kristalleşen “işbirliği” anlayışıyla bilhassa Avusturya Okulu, insanların birbirilerini yok ederek değil, var ederek bir arada yaşamak iradesini yaygın olarak gösterdiğini ispatlamıştır. Zira mübadele karşılıklı var oluşlara saygı kabulü ile ancak mümkün olabilir. Ayakkabıcınızı öldürerek mallarını yağmalayabilirsiniz ama bu sizi bir ayakkabı üreticisinden mahrum edecektir. İnsanlar rekabet etmek için üretmez, üretimleri arasındaki farkları   müşahade etmeleri ile rekabetin farkına varırlar. Eğer bu farklar olmasaydı  yeni bir şey üretmek, “daha iyisi” için çalışmak tamamen anlamsız olurdu. Oysa  önce insan emeğinin sonrasında da fikirlerinin üretim ve mübadeledeki değerlerinin daha iyi anlaşılması ile bunların  dokunulmaz mülkiyet parçaları olduğu kabul edilmiş ve maddi medeniyetimiz bundan sonra çok daha hızlı şekilde gelişmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soyutlukların mülkiyet koruması altına alınması, insan varlığın her yönünün değerli olduğunu kabul etmek demektir ki bu insan tabiatının kötü olduğu tezini yıkmaktadır. Nitekim ilkel topluluklarda dahi, savaşçı/avcı olmayanların, kendi bilgileri ile  kabileye yararlı olduğu gerçeğinin anlaşılmış olması zaten “temel kötülük” tezini  daha en başta yanlışlaşmaktadır. Dolayısıyla piyasa medeniyeti, karşılıklı yok etmek üzerine değil, var etmek temeli üzerine kurulmuştur. İnsanın hemcinsinin varlığını korumak güdüsü otoritenin emriyle değil de kendiliğinden var olduğu içindir ki düzenlemeciliğin felsefesi insana yabancıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan tabiatı icabı iyilik ve kötülüğü birer potansiyel olarak  kendinde barındırabilen tek canlıdır. Kötülük ve iyilik ancak irade  ile anlamlı kavramlardır. İrade sahibi olmayan canlıların  kötülüklerinden bahsedemeyeceğimize göre insan olmanın anlamı,  iyiliği ve kötülüğü tercih edebilmek imkânında yatmaktadır. İnsan yalnızca iyilik yapabildiği için insan değildir. Dolayısıyla herhangi bir otoritenin görevi, insan tabiatını “iyiliğe programlamak” değil, var oluşa aykırı “davranışları”  cezalandırarak, var oluşu sağlayan davranışları teminat  altına almaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun iyi ve kötünün  nasıl tanımlanması gerektiğidir ki burada iyiyi tanımlamak yerine kötüyü tanımlamak daha   genel geçer ve anlaşılırdır.  İnsanların bir arada yaşamalarını sağlayan her düzenlilik iyi, bunu bozan her davranışsa “kötüdür”. Bu durumda  bir arada yaşamanın temeli olan düzenlilikler gözlendiğinde bu düzenliliklerin,  hayatın korunması, mülkiyetin dokulmazlığı ve hürriyetin tanınması kabullerine dayandığı görülecektir. İnsanların problemlerini çözerken yaygın olarak şiddetsizlik,  dürüstlük ve rızaya dayanmaları sayesindedir ki neslimiz devam edebilmiştir. Bu üç “hakkın” veya “temel menfaatin”  korunması yönündeki kendiliğinden oluşmuş mutabakat sayesinde “kötüyü” teşhis edebilmemiz mümkün olmuştur. “Kötü” bu temel menfaatlere karşı olan her davranış demektir. “Davranışın” Locke’tan beri gelen ve Mises’te doruğa ulaşan  kavranışı da bize  olumsuz sonuçları itibariyle hangi “davranışların” “suç”, hangilerinin “kabahat” olarak  kabul edeceğimiz konusunda bizi aydınlatmaktadır. Var oluşun temellerine yönelik  kasıtlı girişilen davranışları “suç” olarak  nitelerken, sonuçları hakkında  bilgisizliğimizin eseri olan olumsuz davranışlar “kabahat” olarak nitelenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kanunun doğası edilgendir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hem  kötülüğün bu tanımı hem de  insanlarda “potansiyel” olarak bulunmasından dolayı  otoritenin kısıtlayıcılığı edilgen ve gecikmeli olmak zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otorite kısıtlayıcılığını, kendisi de “kötü tanımlamasıyla” ifade edilen sınırlandırılmış bir  kapsamla gösterir. Eğer  “kötü tanımı” bunun dışına taşırılırsa, davranışların var oluşa taraftar olup olmamasından ziyade otoriteye taraftar olup olmamasına bakmak icap edecektir ki bunun siyasi şekli  en  iyimser bakışla otoriterizm olabilir.Bunun yanı sıra  bir potansiyel halindeki “kötülük” açığa çıkmadıkça cezalandırılamayacağı için  adalet her zaman bir “gecikme” payı içerir. Mesele, kötülüğün hiç ortaya çıkmamasın sağlamak için “gecikmemek” değil, ortaya çıktıktan sonra  gecikmeden cezalandırılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan bakıldığında, parasını riskli yatırımlara yönlendiren spekülatörlerle, müşterilerini yalan beyanla kandıran bir yatırımcının davranışını kabahat ve suç farkı ile yargılayamazsak  yaptığımız iş sadece irade kullanımını engellemek olarak kalacaktır. Düzenlemecilerin düz mantığı, kavramlar arasındaki farkı gözetmeyen bir özensizlikle malûldur ki bu mantığın bürokrasiye egemen olması,  hkuk devleti idealinin önündeki en büyük engeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son ekonomik krizde en çok söylenen “Engellenebilirdi…”cümlesinin temel yanlışları yukarıdaki  kabullere aykırılığındadır. İnanların açgözlülükleriyle  aldıkları riskleri, bir dolandırıcılıkla bir tutmak, suçla kabahati aynı kefeye koymak demektir. Krizin “engellenebileceğini” düşünmek, insanların daha en baştan kanaatkâr yapılabileceğini veya onların tercihlerinin basit kısıtlamalarla yönlendirilmesi ile krizlerin engellenebileceğini düşünmek demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bu, her düzenlemenin, insanlar tarafından farklı bir şekilde  anlaşılacağı ve bunun da hiç hesaplanamayan bambaşka tepkiler yol açabileceği gerçeğini görememek demektir. Söz gelimi ipotekli ev satışlarında ani bir faiz yükseltmesi ile talebin engellenmesinin inşaat sektöründe nasıl karşılanacağı,  mevduat sahiplerinin bu faiz artışına nasıl tepki vereceği hiç göz önüne alınmadığında, devletin emirleri yoluyla krizin engellenebileceği fikri hemen herkese gayet kabul edilebilir görünmektedir. Oysa ne insanların açgözlülüğü, ne de sanıldığının aksine çoğu zaman akıldışı  kalan ekonomik tercihleri bürokratik talimatların istediği tepkilerle değiştirilebilir .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenlemecilere birer Tanrı olmadıklarını hatırlatmak belki kısa vadede faydasızdır ama hiçbir “iyilik” bir anda kavranamamıştır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-4883058848082085285?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/4883058848082085285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=4883058848082085285' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4883058848082085285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4883058848082085285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/insan-tabiatna-kar-dzenleme.html' title='İnsan Tabiatına Karşı Düzenleme'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-4364995624458408653</id><published>2008-09-26T16:11:00.001+03:00</published><updated>2008-09-26T16:34:31.584+03:00</updated><title type='text'>Solun Ölçüleri Çok Kutsaldır!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNzkQjpAmMI/AAAAAAAAA6Q/ZCKxSktgMNA/s1600-h/_669080_march300.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250322238703442114" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNzkQjpAmMI/AAAAAAAAA6Q/ZCKxSktgMNA/s320/_669080_march300.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&amp;amp;ArticleID=996003&amp;amp;AuthorID=60&amp;amp;Date=26.09.2008&amp;amp;b=&amp;amp;a=Ece%20Temelkuran&amp;amp;ver=79"&gt;Ece Temelkuran'ın&lt;/a&gt; bugünkü yazısı ilgimi çekti. "Solun ölçülerini sağcılar belirleyemez!" diye höykürmüş. Sol o kadar dokunulmaz, kutsal ve eleştirilemez bir şey yani!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yazının hulasası şu satırlarda galiba, bakalım, değerlendirelim:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;...Solcu çocukların, Kürt ve Ermeni çocukların anasını ağlatmış derin devletin sorgulanması onu kuranlara ve onların yan ürünlerine kalmasın diye. Bu mesele bizim meselemizdir. Evet, öyledir. Solcuların nasıl olması gerektiğini, demokratlığın standartlarını belirleyen sağcıların işi değildir bu işler. Ve işe bakın ki onlar bugün ‘Acaba gözaltına alınacak mıyım?’ diye hiç endişelenmiyorlar...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Solcu çocuklar" dediği acaba memlekete Lenin dedelerinden öğrendikleri terör metodunu "silahlı propaganda" adıyla ithal eden çocuklar mıydı? Hani ODTÜ'yü basan, muhalif öğrencileri okula sokmayan, hâlâ SBF'de duvarlara kendilerininkinden başka bildiri astırmayan, asanları da döven "çocuklar" mı bunlar&lt;em&gt;?&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ermeni çocuklarla ilgili bir ayrımcılık şahsen duymadık ama bahsettiği Kürt çocukları, karakol basıp asker, lojman basıp öğretmen şehit eden, bebelerin karnnı kurşunla dolduran ırkçı köpeklerse bu memleketin öyle çocukları olduğundan benim haberim yoktu. Bir köpek kudurduğunda da itlaf edilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Solun bugüne kadar ve hâlâ muhaliflerine yalan, iftira ve şiddet uygulamak gibi örgütsel ve ideolojik ölçütleri dışında ölçüleri var olmuşsa bilemiyorum ama doğrudur bu tip ölçüleri, solun sürekli "burjuva" diye aşağıladığı ve normatif bir ahlâkı savunan "sağın" belirlemesi söz konsu olamaz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Soldan zaten hiçkimse hukuk devletini, sınırlı devleti ve sınırlandırılmış bir demokrasiyi savunmasını falan beklemiyor. Solun fikri egemenliği zaten "sağ" diyerek hakaret ettiği geniş kesimlerin dağarcığında kök salmış kollektivizm ve altruizm ile sürüyor. Bugün Türk ekonomisini ve fikri hayatını esir alan ideoloji zaten sol! Mesele solcuların daha özgür olması değil! Mesele solun fikri tasallutundan ve saldırganlığından nasıl kurtulacağımız...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-4364995624458408653?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/4364995624458408653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=4364995624458408653' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4364995624458408653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4364995624458408653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/solun-lleri-ok-kutsaldr.html' title='Solun Ölçüleri Çok Kutsaldır!'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNzkQjpAmMI/AAAAAAAAA6Q/ZCKxSktgMNA/s72-c/_669080_march300.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-5235273461291957511</id><published>2008-09-26T11:33:00.002+03:00</published><updated>2008-09-26T11:53:26.198+03:00</updated><title type='text'>Hadi Bey Nereden Ekmek yer?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNygNgoF3NI/AAAAAAAAA6I/25lOlEAjg44/s1600-h/16_north_korea_gi_afp.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250247419563990226" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 230px; CURSOR: hand; HEIGHT: 170px" height="195" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNygNgoF3NI/AAAAAAAAA6I/25lOlEAjg44/s320/16_north_korea_gi_afp.jpg" width="292" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hadi Uluengin'in &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9942586.asp?m=1"&gt;Krizden Kim Sorumlu"&lt;/a&gt; başlıklı yazısını yollamış bir arkadaşım, bakalım kim sorumluymuş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;GELDİ geliyor tahminleri yapılırken, dünya çapındaki ekonomik kriz işte kapıya dayandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi, iktisatçıların ve bilhassa da borsacıların her vartayı biraz abarttığını varsayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla da, bugünkü buhranı 1929 feláketiyle kıyaslayanlara mesafeyle bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANCAK, böyle olsa dahi, ABD'de iflas eden en prestijli bankalar ve sigortalar; onların imdadına yetişmek için hem Washington'da, hem Moskova'da, hem Pekin'de, hem de Tokyo'da devreye giren merkez bankaları; dört bir yanda dibe vuran borsa tahtaları; aniden düşüşe geçen petrol ve hammadde fiyatları derken, tabii ki bütün bunlar hafife alınamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep periyodik krizler yaşayan ve yaşaması kaçınılmaz olan kapitalizmin bu defaki buhranı, küreselleşmenin etkisinden dolayı, öncekilerden daha fazla can yakacağa benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten de, Amerika'daki "HP"nin şu kadar bin teknisyen çıkartacağından tutun da, Hint'teki "Mittal"in dört milyar dolar tasarrufa gideceğine dair haberler birbirlerini izliyor ki, bunları o küreselleşmenin "domino sistemi"ne bağlı etki - tepki olarak görmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİLİYORUM, yukarıda kapitalist sistemden ve onun mukadder krizlerinden söz ettim ya, bizde kendisini "sol" addeten zevat bunun üzerine mal bulmuş Mağribi gibi atlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bakın bakın, 'dönek' (!) bile gerçeği kabul ediyor" diye yaygara kopartacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat hiç düğün bayram etmesinler, hevesleri yine kursaklarında kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EVET yine kalacak, çünkü en önce, miádı çoktan dolmuş Adam Smith'in "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" sloganı ve bir ara epey taraftar toplamış Milton Friedman'ın "Chicago boys"ları hariç aklı başında hiç kimse, ekonominin irrasyonel doğası icábı, kapitalizmin daima krizlere gebe olduğu gerçeğini inkár etmez, etmemiştir ve edemez.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyor Hadi Uluengin de neden kapitalizmin “doğası gereği” krize gebe olduğunu izaha gerek duymuyor. Kapitalizmin “doğası” nedir? Kapitalizmin doğası hür teşebbüstür! Yani yanılabilmek hürriyetidir. Açgözlülüğünden dolayı batabilmek ihtimalidir aynı zamanda. Demek ki bu durum aslında olmaması gereken bir durumdur! Yani insanlar yanılmamalı, yanlış yapmanın, açgözlülük göstermenin sorumluluğunu üstlenmemelidir? “Bırakınız yapsınlar…” Adam Smith’in lafı değildir ama koskoca köşe yazarı öyle dediğine göre bizim de yutmamız icap ediyor. Üstelik bu lafın modası geçmek bir yana, devletlerin akıllarının ermeyeceği bir şekilde büyüyen ekonomilerin en temel fikridir. “Bırakınız yapsınlar..” a karşı çıkmak, “Bırakmayın, yapmasınlar!” demektir ki o vakit Hadi Bey’in rahat ofisindeki klimaları, ultra lüks dizüstü bilgisayarını ( öyle olduğunu tahmin ediyorum) kim üretecekti kendisine sormak lazım? Devlet komutasındaki proleter güçleri mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Büyük Frederich Hayek dahi, mümkün mertebe seyrek olsa dahi, kamunun iktisadi vektörlere rota çizmesi gerektiğini; aksi takdirde buhranların kaçınılmaz olduğunu kaydeder.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya biz Hayek okumadık veya Hazreti Uluengin? Planlamacılığın, müdahaleciliğin bir kere işe başladı mıydı toplumu nasıl köleleştirdiğini gayet bedii şekilde anlatan "Kölelik Yolu" Türkiye’de basılalı neredeyse yirmi yıl olacak yazarımızın bundan haberiyok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Zaten, biraz farklılık arz etse bile, yukarıdaki tez bu satırlar yazarının da benimsediği ve John Keynes'in teorize ettiği "müdahil liberal ekonomi" anlayışıyla benzeşir ki, bizim "solcular" (!) anlamaz ama, söz konusu sisteme evrensel lugatte sosyal-demokrasi denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa, bugünkü krizde ne o sosyal-demokrasinin, ne de rotalı kapitalizmin suçu var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O suçu, deyimin tam anlamıyla "küresel vahşi kapitalizm" taşıyor.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haaaaa! Sadede gelelim! “Müdahil liberal ekonomi” diye yumuşatılmış ve sonra da “sosyal demokrasi” diyerek açıklanmış “büyük buluş” bugüne kadar hangi başarılı işe imza atmıştır belli değil! Hadi Bey “ekonomi” denen şeyin devletin icadı olduğunu sanıyor olmalı ki onun emriyle işlerin düzelebileceğini de sanıyor. Tabii şimdi Hayek’ten bahseden adamdan &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bilgimizin aşılamayan sınırlılığı&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; fikrini de bilmesini bekliyorsunuz ama ne fayda? Yani? Devletin dahi ekonominin bütün işleyişine vakıf olamayacağını, dolayısıyla müdahalenin ancak doğrudan, adaletsiz davranışın kısıtlanmasına yönelik olmasıyla sınırlı kalması gerektiği fikrini de bilmiyor! Ama bilmeden de yazabilmek lüksünün olduğu medyamızda bu kadar rahat ekmek yerken o ekmeği hangi ekonomik sistem içinde yiyebildiğini maalesef idrak edemiyor! Hadi Uluengin’in yarı okumuş yazılar ile ekmek yiyebilmesini sağlayan sistem, onun yazılarının dahi bir talep kitlesine ulaşabilmesini sağlayan kapitalizmdir! O kapitalizm ki artık Sayın Uluengin’in nerede yaşadıklarını pek bilmediği kara kalabalıklarımızı otobüs fiyatına uçurabiliyor!&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;ÖYLE, çünkü Ford işçisi cebinde metelik yokken, ABD bankasından aldığı krediyle jakuzili villa alıyor. O banka da o krediyi verebilmek için dolaylı yönden Çin'e borçlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O Çin ise verdiği borcun dövizini, başta yine ABD, ucuz üretimli ihracatla kazanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Ford fabrikası, yine el emeği daha ucuz diye, işte fabrikayı Meksika'ya taşıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsiz kalan Amerikalı ipoteğini ödeyemiyor; parayı kurtaramayan banka batıyor; ABD devleti Çin'e borcu ödüyor ama aynı Çin, fukaralaşan aynı ABD'ye eski ihracatı yapamıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla da, dünya ekonomisi yavaşladığından petrol ve ham madde fiyatları da düşüyor ki, işte çığrından çıkmış ve ipini kopartmış bu durumun adı vahşi kapitalizmdir.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ford işçisinin alım gücü ile Türk işçisinin alım gücünü mukayese etmek gibi bir fikri olmadığından Hadi Bey’i hoş görebiliriz. Bunlardan öte… O işçiye kredi veren banka yeterli teminatı araştırmazken acaba burada kime güveniyor? Eğer işi savsaklıyor ve kredilendirmede piyasada yapılması gereken araştırmayı yapmıyor da olmayan paraya yatırım yapmak gibi bir aç gözlülüğe düşüyorsa burada teşebbüs hürriyeti anlamında kapitalizmi mi suçlamak lâzım? Tefeciye borçlanan, at yarışı oynayan, kumarda evini kaybedenlerin akıbetleri için de mi kapitalizmi suçlamalıyız? Kredilendirmede yapılması gerekenler bellidir! Bu gereklere uymamak bankanın kendi kabahatidir! Hadi bey ve benzerleri “suçun şahsiliği” gibi bir ilkeden bihaber olduklarından, suçlarda ve kabahtlerde şahsi sorumluluğu görmezden gelip toptancı hükümlerle insanların hayatlarını kısıtlayıvermeyi hümanizm sanıyorlar. Hadi bey’in çok övdüğü sosyal demokrasi, demokrasi adı altında mülkiyet hakkının gaspıdır! İnsanın mülkiyetinin ne kadarının kendine ait olduğun söylemeye kalkmak barbarlığıdır ki bir ucu gider Stalinizm'e varır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;EVET vahşidir, zira laçka banka işçiye bol keseden kredi dağıtmaktadır; umursamaz Ford göz kırpmadan fabrika taşımaktadır;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir işadamının fabrikasını nerede kuracağını emrettiğinizde özgürlük nerede kaldı Sayın Uluengin? “Gözünü kırpmadan taşıyormuş!” Size mi sormalıydı en verimli üretimin nerede yapılacağını?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;beleşçi Çin ucuz el emeği sömürerek mal satmak için Amerikan borcunu finanse etmektedir; &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Beleşçi Çin” dediğinin Çin Devlet bürokrasisi olduğunu sanırım bilmiyor Sayın Uluengin? Yani? İnsanların hayatlarına müdahale etmeyi iyi bir şey sanan Uluengin, sonunda insan hayatlarının devletçe nasıl yönetildiğinin en somut örneği olan Çin’i göremeyecek kadar miyop!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;ve, her türlü şeffaflıktan yoksun uluslararası finans kurumları da üretime hiç katılmadan, sırf "açıkgözlülükle" (!) parsayı toplamaktadır. &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğr kâr edebiliyorlarsa ve sözleşmelerine uyabiliyorlarsa “parsayı toplamalarından” Sayın Uluengin’e nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Bu "vahşi küresel kapitalizm"de tüm aktörler suçludur ve tüm aktörler sorumludur.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceremeyi çekecek olan biz seyircilerin suçu ise, o küresel kapitalizmin önüne dokunmadan, onu "insanileştirecek" yönetimleri yine küre sathında iş başına getirememizdir.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani? “Dünya işçileri birleşiniz!” İyi ki kapitalistler interneti icat etmişler, yoksa bir de Hadi Bey’in saçma sapan yazıları için Hüriyet’e para verecek, hem kendimi fakirleştirecek hem de kâğıt israfına yol açacaktım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Resimde krizi çıkaranları işaret eden, proleter ahlâkın koruyucusu, kahraman Kuzey Kore askeri görülüyor. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-5235273461291957511?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/5235273461291957511/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=5235273461291957511' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5235273461291957511'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5235273461291957511'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/hadi-bey-nereden-ekmek-yer.html' title='Hadi Bey Nereden Ekmek yer?'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNygNgoF3NI/AAAAAAAAA6I/25lOlEAjg44/s72-c/16_north_korea_gi_afp.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-455943278786472293</id><published>2008-09-26T09:30:00.002+03:00</published><updated>2008-09-26T10:09:24.197+03:00</updated><title type='text'>İşgal Et, Referandum Yap! İşte Barış ve Diplomasi!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNyIGG0lfnI/AAAAAAAAA54/dqHwLTJYCVI/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250220904098922098" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNyIGG0lfnI/AAAAAAAAA54/dqHwLTJYCVI/s320/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9989650.asp?gid=229&amp;amp;sz=64991"&gt;Hürriyet'ten&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sınır açılacak refah gelecek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;26 Eylül 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Razi CANİKLİGİL / NEW YORK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, New York’taki Ermenistan Bağımsızlık Balosu’nda yaptığı konuşmada, Türkiye ile sınırlarının açılmasıyla ülkesine barış ve refahın geleceğini söyledi.New York’un jet sosyetesinin ve ünlü Hollywood yıldızlarının uğrak yerlerinden olan Ciprianni’de yapılan Ermeni Balosu sırasında konuşan Sarkisyan, Cumhurbaşkanı &lt;/em&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/index/abdullah_gül/" target="_blank"&gt;&lt;em&gt;Abdullah Gül&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; ile yaptığı görüşmeye de değindi. Türk-Ermeni ilişkilerinin geliştiğini ve gelecek için umutlu olduğunu belirten Sarkisyan, "Trajedileri bir kenara bırakıp barışa doğru ilerleyemeliyiz" dedi. &lt;strong&gt;Türkiye’nin "geçmişiyle yüzleşmeye hazır olduğunu" ifade eden Sarkisyan, Dağlık Karabağ’da referandum dışında alternatif olmadığını da öne sürdü&lt;/strong&gt;.&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hiç olmazsa ticaretin refah getireceğini anlayacak kadar zekiymiş Sarkisyan "dostumuz"...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Trajedileri bir kenara bırakalım!" buyurmuşlar,politika bu olsa gerek... Dedelerinin neden tehcir edildiğini, gene dedelerinin katlettiği Türk bebelerine sormaya ne der acaba? Hâlâ yeni toplu mezarlar bulunuyor, Ermeni vahşetinin izleri hâlâ sürülebiliyorken hem de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hadi ondan vazgeçtik... Sarkisyan'ın, abilerinin şehit ettiği onlarca Türk diplomat için en azından bir özür dileme düşüncesi var mı? O da mı yok? Eh nasıl olsa Türk, büyük millet, yerine koyacak bir sürü diplomat daha yetiştirir, Türk'e bir şey olmaz!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Her ne kadar ülkemizde pek sevilmeseler ve merhum Özal tarafından "Onlar zaten şiidir!" denerek kardeşlik sevgimizin dışında tutulsalar da fakir gene de Karabağ'da yaşayan kardeşlerinin hesabını nasıl göreceğimizi sormak istiyor Sarkisyan Efendi'ye... Sahi yahu? Petrol boru hatlarına sokup yaktığınız, karınlarını deşip kulaklarını falan kestiğiniz, sonra da memleketlerinden kovduğunuz insanlar için herhangi bir özür dileme düşünceniz var mı? Yok mu?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Haa! "Karabağ için referandum" demiş Sarkisyan Efendi! Yahu orada Türk bırkamadınız ki ne referandumu yapacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ama pardon! Bu satırların yazarının bazı yanlışları var:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1- Dünya'da aslında Türk diye bir millet yoktur. Hepimiz Rum, Ermeni, Hutti, Gurti, gurma , gurme, tuttifruttui torunuyuz. Dolayısıyla "Türk" adını anmak doğrudan ırkçılıktır!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNyIODutmqI/AAAAAAAAA6A/RfDNXkdnUgo/s1600-h/images12.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250221040707934882" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNyIODutmqI/AAAAAAAAA6A/RfDNXkdnUgo/s320/images12.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;2- Adına "Türk" denen bir avuç barbar da zaten ancak Ermeni kesmek, Rum kovmak , Hitit yakmak gibi işlerle dünyada yer edinebilmiştir! Bu tipler Anadolu'da işgalci olduklarından ötürü kendilerine ahirette dahi bir yer tahsis edilmeyecektir!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;3- Azeri'ler de Türk değildir ve ayrıca olsalar dahi onların haklarını savunmak Türkiye hümanistlerinin işi değildir. Sosyalistlerimize göre hem zaten Türk'le ilişkisi olmak hem de eski SSCB'den kopmuş olmak yok sayılmak için yeterli sebeptir! Eh hümanist dincilerimiz için de "Türk" adı islam ümmeti içinde bir çıbanbaşı olduğundan ötürü tutup da bu tip barbar adamlar için Ermeni'lerle çatışmanın gereği yoktur. Etnik ayrılıkçılar zaten Türk'ün Anadolu'dan defolup gideceği günün yaklaştığını "bildiklerinden", bir de kendi silahlandırılmış köpeklerine kucak açan bu dost ve müttefik ülkeye kafa tutulmasından son derece rahatsızdır!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Merak buyurmasın Sarkisyan Efendi, biz özürlerimizle beraber Doğu Anadolu'yu kendilerine sunar, buralardan gideriz. Ben bunu çok da gülünç bir hayal olarak görmüyorum. Kendi milletini bu kadar aşağılayan, karalayan "hümanisti" bol bir ülkede her şey mümkün...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Resimlerde Sarkisyan'ın köpekleri tarafından katledilmiş Türk bebeleri görülüyor...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-455943278786472293?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/455943278786472293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=455943278786472293' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/455943278786472293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/455943278786472293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/igal-et-referandum-yap-ite-bar-ve.html' title='İşgal Et, Referandum Yap! İşte Barış ve Diplomasi!'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNyIGG0lfnI/AAAAAAAAA54/dqHwLTJYCVI/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-3813408846519012773</id><published>2008-09-26T00:23:00.000+03:00</published><updated>2008-09-26T00:30:07.855+03:00</updated><title type='text'>Sen Ne İş Yaparsın?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNwCkVWf4lI/AAAAAAAAA5w/VUgVTI2LSrE/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250074088837210706" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 285px; CURSOR: hand; HEIGHT: 260px" height="292" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNwCkVWf4lI/AAAAAAAAA5w/VUgVTI2LSrE/s320/untitled.bmp" width="285" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;- Kaç yıldır bu işi yapıyorsun?&lt;br /&gt;- Çocukluğumdan beri…&lt;br /&gt;- İşler nasıl?&lt;br /&gt;- Hamd olsun, başımızdan artık…&lt;br /&gt;- Kunduracılık ölmedi mi daha?&lt;br /&gt;- Ölür, ölmez ben bilmem… Bildiğim işi yaparım o kadar.&lt;br /&gt;- Baksana şu elindeki ayakkabı var ya…&lt;br /&gt;- Evet?&lt;br /&gt;- İtalyan markası… Bunları İtalya’dan getiriyorlar, yakında bir sürü seri mağaza açılacak.&lt;br /&gt;- Ee?&lt;br /&gt;- Anlayacağın bunlar piyasayı ele geçirecek… Sizin işler de batacak…&lt;br /&gt;- Bilmem be ağabeycim, batarsa, batar… Ben yapabildiğimi yaparım…&lt;br /&gt;Küçük bir kulübede oturuyorlardı. Kulübenin duvarları sactandı. Penceresi, yıkılmış bir evden alınmıştı. Kunduracı kafasını kaldırmadan çivileri çakıyor, lastikleri kesiyor, tabanları yapıştırıyordu.&lt;br /&gt;- Hiç korkmuyor musun?&lt;br /&gt;- Neden korkacağım?&lt;br /&gt;- İşini kaybetmekten…&lt;br /&gt;- Benim hayatım deri işinde geçti. Bu ayakkabının derisi o kadar kaliteli değil. Bu deriyi İtalyan’lara biz satıyoruz. Herhalde İzmir’deki tabakhanelerden gidiyordur. Kokusuna bak, nasıl? Bu deri ilaçlı değil. İtalyan’lar bu deriyi kendileri tabaklamaya kalksa, altından kalkamazlar. İşçiliğine baksan… Eh… El işçiliği sanıyor herkes ama azıcık param olsa bir makineyle bundan kat be kat iyisini yaparım. El işçiliğinde daha kaliteli ip kullanılır. Çiviler de böyle olmaz.&lt;br /&gt;- Ama biliyor musun bu ayakkabıları ithal eden benim! Anlayacağın piyasada bir sürü adamın işini bitirebilirim. Devletten teşviki aldım mıydı tamamdır!&lt;br /&gt;- Ne yapayım yani? Kapatayım dükkânı bugünden?&lt;br /&gt;- Aslında kapatsan isabet olur. Artık piyasada kimsenin ustalığı falan sökmüyor, ustam! İstediğin kadar iyi usta ol, parayı bastırdım mıydı iş biter!&lt;br /&gt;- Diyelim bunu yaptın?Ne kazanacaksın?&lt;br /&gt;- Eh… Parayı kıracağım, köşe olacağım…&lt;br /&gt;- Yani devletten kredi, teşvik, bilmemne alıp şu beş para etmez şeyi, anasının nikâhına satacaksın, beni de batıracaksın, para kazanacaksın?&lt;br /&gt;- Aynen!&lt;br /&gt;- İyi mi etmiş olacaksın?&lt;br /&gt;- İyi miyi yok hemşerim! İş bu!&lt;br /&gt;- Sen dericilik nedir bilir misin?&lt;br /&gt;- Bilmeme gerek yok.&lt;br /&gt;- Kunduracılık nedir, bilir misin?&lt;br /&gt;- Bilmeme gerek yok…&lt;br /&gt;- Sen ne bilirsin?&lt;br /&gt;- Ben iş adamıyım!&lt;br /&gt;- Yahu hangi işi sorsam bilmiyorsun, iş adamıyım, diyorsun, hocam! Devlet sana para vermese, bu ayakkabıyı da getiremezsin memlekete, anca benim gibi küçük esnafı batırmayla övünüyorsun. Sen sırtını devlete dayıyorsun, ben Allah’a… Bana çocukken “İt Recep” derlerdi, harbiden itin tekiydim. Aha bu dükkâna saklandıydım, polisin elinden, giriş o giriş. Ustam benim kafamı tamir etti, senin anlayacağın, tinerciydim, döndürdü o yoldan, adam etti. Ben sabah besmeleyle açarım tekneyi, işimi bilirim, işimi yaparım, kapatırken ustama da dua ederim, mekânı cennet olsun. Herkes kısmetini yer diye bilirim. O kısmet ki senin gibi kazları da getirir… Sen de benim sayemde şu pahalı ayakkabıyı iki kuruşa kurtarırsın… Çay söyleyeyim mi? &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-3813408846519012773?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/3813408846519012773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=3813408846519012773' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3813408846519012773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3813408846519012773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/sen-ne-i-yaparsn.html' title='Sen Ne İş Yaparsın?'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNwCkVWf4lI/AAAAAAAAA5w/VUgVTI2LSrE/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-4144898797655633007</id><published>2008-09-24T10:45:00.002+03:00</published><updated>2008-09-24T17:19:07.204+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNpLypSp7XI/AAAAAAAAA5o/-JcDRIGMoCQ/s1600-h/6502827.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5249591649103375730" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNpLypSp7XI/AAAAAAAAA5o/-JcDRIGMoCQ/s320/6502827.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her zaman da baklava yenmez ki canım!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dükkânın sürekli(!) müşterilerinin, okkalı, kallavi yazılardan hoşlandığı malumumuz da bazen arada laubaliik etmek gerekiyor. Gerçi şimdi &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/9970810.asp?gid=200&amp;amp;sz=72766"&gt;Hürriyet'ten &lt;/a&gt;aktaracağım haber pek gülünç değil ama idare edelim:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;24 Eylül 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunan tatbikatına nazar değdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgo KIRBAKİ / ATİNA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunan Silahlı Kuvvetleri’nin Batı Trakya ve Ege’deki programlı en büyük tatbikatı olan "Parmenion"a yine nazar değdi."Parmenion"un Meriç Nehri’ndeki Türk-Yunan sınırı yakınlarında süren kara kuvvetleri tatbikatı esnasında kene ısırmasından hastaneye sevkedilen askerlerin sayısı 183’e yükseldi. Kene ısırmasıyla hastanelere sevkedilen askerlerden keneler çıkarıldı ve antibiyotik ilaç tedavisi uygulandı. İshal yüzünden tatbikat aksamıştı2005 yılındaki "Parmenion" tatbikatı sırasında da bu kez hava kuvetlerinde görevli 100’ü pilot toplam 700 er ve subayın karavana yüzünden bağırsakları bozulmuştu. Er ve subayların sürekli tuvalete gitmeleri nedeniyle tatbikatın bir bölümü gerçekleştirilememişti&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Can dostumuz, medeniyet varisi, güzel insanlar ülkesi Yunanistan'da vukuu bulan bu hadise beni çok üzdü. Adamların bize düşmanlığı boşuna değil! Adamlar ne zaman sınrımıza yaklaşsa demek başlarına bir şey gelmiş! Şu kenelerin yaptığı komşuluğa sığar mı yahu? Sen git kırsal kökenli Mehmetçik'leri ısır! Zaten 6-7 Eylül hadiseleri gibi barbarlıklarıyla insanlık neslinin bu en müstesna evlatlarını sindirmiş, hatta daha önce hata edip 9 Eylül'de izmir'de denize dökmüş barbar ve cani milletin çocukları dururken ne işin var, konunun komşunun nezih efsun zabitleriyle? Şahsen sınırımız yakınlarındaki bu müessif olaydan dolayı Türk kenelerini sert bir dille kınıyorum!&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Acaba İstanbul'u geri versek bizi affederler mi? Yahu ben cidden tırsmaya başladım, bunlar Batı Hun'ları yüzünden göç ettikleri yurtları için de tazminat falan ister diye... O kadar uzun boylu değil mi? İnşallah?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-small;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Resimde Türk kenelerine karşı kahramanca çarpışan efsun alayları görülüyor&lt;/span&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İ&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-4144898797655633007?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/4144898797655633007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=4144898797655633007' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4144898797655633007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4144898797655633007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/her-zaman-da-baklava-yenmez-ki-canm.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNpLypSp7XI/AAAAAAAAA5o/-JcDRIGMoCQ/s72-c/6502827.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-606903662686014595</id><published>2008-09-23T02:28:00.000+03:00</published><updated>2008-09-23T02:37:06.699+03:00</updated><title type='text'>Krizler Ve Ekonominin Tabiatı Hakkında Yanlış Kanaatler</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNgrwOFEj6I/AAAAAAAAA5Q/sqSp_nu_5qc/s1600-h/sydney-shopping.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248993473113395106" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNgrwOFEj6I/AAAAAAAAA5Q/sqSp_nu_5qc/s320/sydney-shopping.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mises bize ekonominin bir davranış bilimi olduğunu göstermişti. Onun sayesinde insan denen varlığın neden mübadeleye girdiğini ve bunun insanı nasıl var ettiğini, zenginleştirdiğini anlamıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mises merkeze gerçek insanları koyuyordu. Aslında ondan önceleri Avusturya Okulu bunu zaten yapmıştı ama ekonomi ciddi bir felsefi alt yapıya Mises ile ulaşıyordu demek sanırım yanlış olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx ise merkeze “dışsallıkları” alıyordu. Onun öğretisinde insan, karar veren, yanılan, sorumluluk alan bir özne değil, “değişimin kurallarının bir oyuncağı” idi. Marx toplumsal değişimin kurallarını bulmak isterken bu değişimi, insanların bilinçli davranışlarının istenmeyen sonuçları üzerinden değil de insanların hiç etkileyemediği “tarihi” determinasyonlarla açıklamaya çalıştı. Bunu yaparken yeterince dürüst ve etik miydi, son derece tartışılır. Zira kendisi, ahlâkı, evrensel ve zaman ötesi bir “norm tabanı” olarak değil de güçlünün dogması olarak ele alarak hem mevcut ahlâkın sonunu getirebileceğini hem de kendi kehanetlerindeki güçlüler sınıfının buyruklarını “ahlâk” olarak dayatabileceğini düşünmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden, dünyada asla barışçı bir Marksist rejim tesis edilemedi. Marx “kuralları yapanların”, dışsallıkların Tanrıları olacağı anlayışını getirmişti ve bu yüzden Popper’ın bütün hüsn-ü zannına rağmen insanın içindeki vahşeti, serbest bıraktı ve kendinden sonra gelen bütün zorbalıkların babası oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada Marx, insan toplumlarının tabiatını gücün egemenliğine teslim ettiğinde elimizde mevcut mübadele davranışını izah edecek hiçbir mantıki avadanlık da bırakmamış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Entelektüel zihinlerde, fikir babası Hegel gibi kurduğu diktatörlükle, saçma bir kehanetler zinciri ve “tarih” hurafesiyle sürekli yıktı, yıktı ama hiçbir izah getiremedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx’a göre fırıncıların nasıl ekmek yapıp sattığını izah edemiyorduk ama toplumların Hotanto yerlilerinin “insani” düzeninden nasıl sapıp da insanlık dışı bir kapitalist topluma dönüştüklerini izah edebiliyorduk!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa soru çok basitti: “ İnsanlar neden mübadeleye girişir?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu basit soruya cevap vermeksizin girişilen “iktisadî izahlar” hâlâ iktisat fakültelerimizde sırf yüzlerce sayfayı buldukları için okutulabilmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar neden mübadeleye girişir? İnsanlar neyi mübadele eder? İnsanlar nasıl mübadele yaparlar? Mübadele edilen nesnelerin mübadele edilebilmesi hangi kabullere dayalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksistler bu soruları asla kendilerine sormazlar ve zaten cevaplayamazlar da. Sadece “ eşit değerdeki şeylerin mübadele edileceği” fikriyle konuy kendilerince açıklarlar ama bu “değeri” kimin belirleyeceğini bilemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorular önemlidir. Çünkü insanın “davranış” gösterebilmesinin şartlarını gerektirirler. Yani bir amaca, fayda sıralaması yapabilmeye ve özgür olmaya ihtiyaç duyarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendisi dışındaki bir aklın gösterdiği hedefe gitmesi bir davranış mıdır? Eğer bu hedeften vazgeçebiliyorsa… Ya vazgeçemiyorsa?.. Ya biri ona, kendisine gösterilen hedefi benimsemediği, kabul etmediği takdirde yaşayamayacağını söylüyorsa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu son cümle sosyalistlerce “ reel sosyalizmin yanlışları”.. veya sosyal demokratlarca “Ama mülkiyetin demokratik yollarla daha eşit paylaştırılması!..” gibi saçmalıklarla cevaplandırılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru şudur: “İnsan, özünde, kendinden olanı, kendi aklınca kullanan bir canlı mıdır yoksa üstün bir gücün gütmesine muhtaç bir canlı mıdır?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun ara hali yoktur. Sorunun ara hali olarak öne sürülebilecek “kötüye kullanma” davranışı bize üçüncü bir yol sunmamaktadır. Çünkü “varlığın aleyhine” kullanılan akıl ve imkânlar zaten her birimizin kendi aklımızın ve aklımızın ürünlerinin korunacağına dair kendiliğinden oluşmuş mutabakata aykırıdır, dolayısıyla bir zararın önlenmesi yönündeki kısıtlama davranışı, “bir faydayı belirleme yetkisi” anlamına gelmez! Böyle bir mutabakatın olmadığı iddia edil&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNgr0fdLJEI/AAAAAAAAA5Y/76VMQ_VmKuc/s1600-h/Shopping.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248993546497369154" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNgr0fdLJEI/AAAAAAAAA5Y/76VMQ_VmKuc/s320/Shopping.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;diğinde, cinayetin neden suç sayıldığını, savaşta ulusu savunurken neden düşmanın yok edildiğini sormak isterdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomiye yapılan müdahalelerin hepsinin altında “fayda belirleme yetkisi talebi” yatar. Bir kere faydanın ne olduğuna dair belirleme yetkisi ele alındı mı artık sadece zararın(suçun) engellenmesi değil, aynı zamanda kime “hangi iyiyi yapması gerektiği” yetkisi de ele geçirilmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa mübadele davranışı, karşılıklı etkileşim olarak “yanlış yapabilmek” ihtimalini de barındırır ki zaten özgürlüğün ve sorumluluğun anlamı budur! Keza insan tabiatının bu tip bir özgürlük kabulü içermediği iddia edilirse mahkemeler kurmanın ne anlama geldiğin sorusuyla iddiaya cevap vermek isterdim. Önemli olan, her zaman doğruyu yapmak şartı mıdır, yoksa yanılabilmenin, hürriyetleri etkilememesi teminatını taşıyabilmek midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şirketin iflas etmesi şüphesiz o şirket çalışanları için sancılı bir olaydır. Hiç kimse böyle bir neticeyle karşılaşmak istemez. Bir şirketin iflâsı kanaatimce en az üç sebeple meydana gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi şirketin kasıtlı batırılmasıdır. Burada belki sigorta teminatları belki de borç sarmalı yüzünden şirket iflâsa sürüklenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi şirketin tamamen dışından gelen devlet müdahaleleri yoluyla batması…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve üçüncüsü hiçbir yalan beyan vs taşımayan tamamen yanlış beklentilere dayanan işletme politikaları yüzünden batması…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şirket iflâsları üzerinden akıl yürütmemin sebebi, bunun, kapitalizmin işlemediğine dair gösterilen sözüm ona en “sağlam” delil sayılmasındandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci şıkka bakacak olursak bu tip bir iflâsın “doğal” olmadığı, dolayısıyla şirket yönetiminin kandırıldığı sonucuna ulaşırız. Şirketin kasıtlı batırılması zimmet ve irtikap gibi davranışlarla olabilir ki bu davranışlar zaten “suçtur”. Bu durumda şirketin iflâsının “olması gereken bir piyasanın” anomalisi sayılması makul müdür? Burada devletin suçu cezalandırması, onun “daha iyi bir şirket yönetimini hissedarlara empoze edebilmesi anlamına gelir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci şıkka müdahale rejimlerinin hepsinde sıkça rastlarız. Devletçe değiştirilen faiz oranları, borçlanma rejimi kuralları, mübadele kısıtlamaları vs ekonomik aktörleri korkutan en güçlü düşmanlardır. Kiraların yüksek olduğu “kanaatiyle”, kiracıları korumak hayırhahlığı ile kiralara müdahale eden devletin, ev sahiplerini başına açtığı zararlar veya devalüasyonlarla batan yatırımlar vs hep bu ikinci tip sebeplerin sonuçlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü şıkta şirket yönetiminin yanlış beklentilerinin sonucu şirketlerin batmasıyla karşı karşıyayızdır ki burada ortada ne kasıt ne de devlet müdahalesi vardır. Fakat zaten şirketin hissedarları ve çalışanları daha en başta öyle bir riskin var olduğunu kabul etmemişler midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın varlığı garanti altına alınmamıştır. Onu sürekli koruması gerekmektedir ki bu da insanın sürekli buna uygun saydığı tercihler yapmasını gerektirir. Tercih yapmaktan kaçması mesela boğulma anında ölmek ve hayatta kalmak arasındaki farkı ortadan kaldırabilmesini sağlayamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan insan sınırlı bir yaratıktır, bu durumda tercihlerinin yanlış olmak ihtimali her zaman vardır. Yalnız burada temel nokta “tercih yapabilecek” durumda bulunabilmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece vakti denize düşen yolcu, elleri ve ayakları serbestken kurtulma şansı ne kadar az olursa olsun, her fırsatı değerlendirmeye çalışacaktır. Oysa elleri ve ayakları bağlandığında zaten fırsatlara ulaşma imkânı kalmamış demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fırtına ve dalgalar kısıtlayıcılardır ve elbette, böyle bir ortamda yüzen kişiyle havuzda yüzen arasında fark olacaktır. Ama bu, havuzları yok etmemizi gerektirmediği gibi kazazedenin kurtulma çabalarını küçümsememizi de gerektirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa eli veya ayağı bağlı kazazede için kısıtlayıcılar, sadece ondan bağımsız dışsallıklardan ibaret değildir. Ayrıca bir başkasının, onun hareket kabiliyeti üzerindeki doğrudan zorlayıcılığıyla da sınırlandırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte “ekonomik kötüyü” değerlendirirken bu noktalar çok iyi düşünülmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasıtlı bir iflâs, gemimizi tabanını, içindekilerin hayatını hiçe sayarak delmemiz gibidir ki bu zaten suçtur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müdahalelerle iflâs, dümeni tutan ellerimizin bağlanmasıyla gemimizin buzdağına çarpması durumudur ki burada suçlu biz veya diğer kaptanlar değil, doğrudan doğruya ellerimizi bağlayandır. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNgr7TixcsI/AAAAAAAAA5g/PDzFUfcucfY/s1600-h/friedrichVonHayek3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248993663558709954" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNgr7TixcsI/AAAAAAAAA5g/PDzFUfcucfY/s320/friedrichVonHayek3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış beklentilere dayanan iflâs ise yolu şaşırma durumudur. Kaptanın yolunu şaşırması aslında kaptanlık müessesesinin kötü olduğu anlamına gelmez. Kaldı ki burada beklentileri yanıltan harici bilgileri de göz ardı etmememiz gerekir. Ufuk hattını, olduğundan daha alçakta gösteren bir kontrol kulesi veya zamanında yakılmayan bir deniz feneri kazalara rahatlıkla yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sebeplerin/ sonuçların birinden akl-ıselimle ayrılmaması durumunda Marksizm benzeri pek çok hurafe geliştirmek mümkündür.&lt;br /&gt;İnsan tabiatında yanılmazlığın ve saf masumiyetin olmadığı hakikatini idrak etmedikçe bu sonuçları birbirine sürekli karıştırmaktan kurtulamayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın varlığını korumak için diğerleriyle aynı kurallara uymak davranışının aynı zamanda beklentilerin sorumluluğunu da paylaşmak anlamına geldiği unutulmamalıdır. İnsanlar kendilerince en akıllıca kararları verirler ama bu, kararlarının gerçekten akıllıca olması anlamına gelmez! Dolayısıyla herkesin kendi aklını kullanabildiği bir sistemin başarısızlık barındırmayacağı kabulü, insanı, olmadığı bir şey haline sokmak demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin müdahaleleri genellikle ufuk hattını kaydıran kontrol kulesinin hatası gibi beklentilerin olduklarından çok farklı bir yere kaymasına yol açmaktadır ki bunun da temelinde “faydayı tanımlama” takıntısı yatmaktadır. Oysa ufuk, biz ne dersek diyelim hep aynı yerdedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krizlerin büyüklüğü de beklentilerin büyüklüğü ile orantılı artmaktadır ki kanaatimce bunun en büyük sebebi de piyasa aktörlerinin, kendi güçlerinin çok üstündeki bir gücün teminatlarına aşırı güven duymalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir krizde batan çok büyük bir şirketin devlet eliyle kurtarılması, batan bir transatlantiğin oyuncak balonlarla yüzdürülmeye çalışılması gibidir ki bu balonlar vergi mükelleflerinin nefesleriyle şişirilmişse ufukta ciddi bir darboğaz belirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklentileri, bir krize yol açabilecek kadar çarpıtabilen tek bir güç vardır: Devlet! Bu yüzden, nerede bir kriz görseniz krizin başladığı sektörle ilgili “fayda belirlemeğe kalkan” bir devlet müdahalesinin şarapnellerini de orada mutlaka bulacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-606903662686014595?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/606903662686014595/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=606903662686014595' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/606903662686014595'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/606903662686014595'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/krizler-ve-ekonominin-tabiat-hakknda.html' title='Krizler Ve Ekonominin Tabiatı Hakkında Yanlış Kanaatler'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNgrwOFEj6I/AAAAAAAAA5Q/sqSp_nu_5qc/s72-c/sydney-shopping.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-3476567410747800227</id><published>2008-09-22T17:02:00.000+03:00</published><updated>2008-09-22T17:20:38.281+03:00</updated><title type='text'>MFÖ  İle Yeniden</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNepXj4KxzI/AAAAAAAAA5A/-XUlpAWwKrE/s1600-h/mfo.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248850112956516146" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNepXj4KxzI/AAAAAAAAA5A/-XUlpAWwKrE/s320/mfo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tür Telekom, özelleştirme, arpalıklar falan işleri cidden arıtk beni bunaltıyor. Bu kadar çapraşık işin arasında TT Net iyi bir iş yapmış. Arada herhalde İsmail YK gibi "pop ikonlarının" &lt;em&gt;eserleri&lt;/em&gt; var mı bilemiyorum ama beni MFÖ ile yeniden buluşturduğu için sağolsun.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Cuma akşamları etüt olmazdı. O akşamın en büyük lüksü yarım litre süt almak ve çakaralmaz walkmanimde "Vak The Rock" dinlemekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Gözyaşlarımızı Bitti mi Sandın?" diyordu üstadlar zülfikârların zülfündeki matem-i siyahı mey edip.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNepdVmcdhI/AAAAAAAAA5I/lFq5hi9EPXo/s1600-h/vaktherock.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248850212203296274" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNepdVmcdhI/AAAAAAAAA5I/lFq5hi9EPXo/s320/vaktherock.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Kelimeler Kâfi" diyorlardı, kelime kullanmayı bilmeyen vıcık vıcık aşkalrıyla ortalığı kirleten pop/arabesk neslinin bilmediği nezahet ve nezaket limanlarından...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Laylilililay" diyolardı kâh aşkın sonunda bile bir vecdle kanatlanarak kah sanatçının işini gücünü öğretiyorlardı ilkel kabile adamlarına...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;YK nesli bilmez ama MFÖ, hayalisinden hakikisine aşk macerasınn bütün duraklarında kervansaraylar dikmiş bir büyük gruptur. Bazı hanzolar "Sarı Laler'den" sonra İstanbul'da lale bırakmadıysa da bu böyledir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İlk gençliğimizi aşkın felsefesiyle dolduran bu şehirli ve arif adamlara Allah daha uzun ömürler versin.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-3476567410747800227?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/3476567410747800227/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=3476567410747800227' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3476567410747800227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3476567410747800227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/mf-ile-yeniden.html' title='MFÖ  İle Yeniden'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNepXj4KxzI/AAAAAAAAA5A/-XUlpAWwKrE/s72-c/mfo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-8564854049573020553</id><published>2008-09-21T17:30:00.001+03:00</published><updated>2008-09-21T17:45:43.335+03:00</updated><title type='text'>Spiderwcik Günceleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZdVabaPcI/AAAAAAAAA44/UcTk8xKKl1s/s1600-h/spiderwick2008.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248485038199815618" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZdVabaPcI/AAAAAAAAA44/UcTk8xKKl1s/s320/spiderwick2008.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sinemada seyredemedim diye üzüleyim mi, üzülmeyeyim mi karar veremiyordum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İyi yapımlara gösterilen özen afişlerinden belli olur. Netekim bende aslında güzle bir seyirliği kaçırdığımı sezmiyor değildim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gene de DVD'de seyretmek mutluluğuna eriştim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Fantastik roman uyarlamalarının sıradan bir örneği gibi görülebilirdi en baştan. Aslında bu uyarlamaların enbüyük sıkıntısı, yazarın anlattığı dünyayı, kitaplardaki ayrıntıya girmeden üstünkörü anlatıp aksiyona dalmaları. Keza Harry Potter serilerinde de bu sıkıntı vardır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir başka endişem filmin fazlaca çocuksu yapılmış olabileceğiydi ki filmin ilk dakikalarında yaşadığımız gerilim bu endişemi ortadan kaldırdı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yaratıkların lideri Ogre dışında her şey aslında "şirin"... Gene de mesela yaralanmalar filmi "sertleştiriyor". &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yapım tasarımı atmosferi yansıtakta başarılı. Buna mukabil, filmin sınırlı mekânda geçmesi meselâ Narnia Günlük'lerinde rastladığımız görsel zenginlikten bizi mahrum ediyor. Gene de dijital dünyanın sunduğu imkânlarla, yaratıklara katılan üstün gerçeklik duygusu takdire şayan.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gene de yaratıcı fikri, akıcı senaryosu, başarılı genç oyuncularıyla göz dolduruyor. Videotekinizde bulunması hoş olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-8564854049573020553?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/8564854049573020553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=8564854049573020553' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8564854049573020553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8564854049573020553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/spiderwcik-gnceleri.html' title='Spiderwcik Günceleri'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZdVabaPcI/AAAAAAAAA44/UcTk8xKKl1s/s72-c/spiderwick2008.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-8474872569290498157</id><published>2008-09-21T17:19:00.002+03:00</published><updated>2008-09-26T10:39:35.649+03:00</updated><title type='text'>Terminator The Sarah Connor Chronicles</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZaMcefflI/AAAAAAAAA4o/kuWCVyniF8c/s1600-h/TheSarahConnorChronicles.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248481585595907666" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 271px; CURSOR: hand; HEIGHT: 201px" height="240" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZaMcefflI/AAAAAAAAA4o/kuWCVyniF8c/s320/TheSarahConnorChronicles.jpg" width="271" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;cnbc-e'de Terminator başladı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Filmden dizi uyarlamasına başlangıçta şüpheyle yaklaştım. Ama gördüm ki seyirciyi sıkmadan uzun zaman oyalayacak bir iş çıkarmışlar ortaya.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dijital efektlerin maliyeti düşürmesi, beyaz camda sinema kalitesine yakın yapımların ortaya çıkmasını sağladı herhalde. Bu açıdan ben Terminator'ün dizi konseptine sıcak bir "Hoşgeldin! demek istiyor&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZaSWEShpI/AAAAAAAAA4w/SU15MU0uD24/s1600-h/the_sarah_connor_p1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248481686954608274" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZaSWEShpI/AAAAAAAAA4w/SU15MU0uD24/s320/the_sarah_connor_p1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;um.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Terminator aslında tam da dizileştirilecek bir yol öyküsüdür aynı zamanda. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Teknolojik detayların cömertçe sunulması ve bol aksiyon bir araya geldiğinde bence bilimkurgu meraklılarını ekranın başına çivileyecek bir dizi olacak "Terminator The Sarah Connor Chronicles"...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-8474872569290498157?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/8474872569290498157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=8474872569290498157' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8474872569290498157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8474872569290498157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/terminator-sarah-connor-chronicles.html' title='Terminator The Sarah Connor Chronicles'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZaMcefflI/AAAAAAAAA4o/kuWCVyniF8c/s72-c/TheSarahConnorChronicles.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1168356992879065804</id><published>2008-09-21T17:11:00.000+03:00</published><updated>2008-09-21T17:18:36.901+03:00</updated><title type='text'>Başka Bir şey... Gerçeği Seçmek?..</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZXoOzyRTI/AAAAAAAAA4g/FvRyCnqmlLs/s1600-h/lidia_family.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248478764428576050" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 220px; CURSOR: hand; HEIGHT: 291px" height="320" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZXoOzyRTI/AAAAAAAAA4g/FvRyCnqmlLs/s320/lidia_family.jpg" width="220" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Başka bir akış açısı her zaman mümkün galiba?... Her zaman o açıdan bakamasak bile...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Canım sıkıldığında, bunun başladığı ana dönüp bakıyorum.. bakıyorum aslında çok ilgisiz bir konuya dönmüşüm, kanepelerin altında topaklaşan zibiller gibi can sıkıntısı büyümüş...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;O an dünyaya o gözle bakmak gerektiğini sanmaya başlamışım hemen arkasından.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir yere bakarken başka bir yeri gözden kaçırıyor insan. O yüzden... Belki en az o anki can sıkıntısı kadar gerçek bir şeye bakmak lâzım? O zaman anlamayabaşlıyor ki insan aslında gerçek olan can sıkıntısı ve karamsarlık değil, baktığımız güzellikler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kızlarımı öpmek, saçlarını okşamak, göbüşlerini yemek...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Denemekten vazgeçmemek lâzım... Hiçbir şey anında değişmiyor...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1168356992879065804?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1168356992879065804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1168356992879065804' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1168356992879065804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1168356992879065804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/baka-bir-ey-gerei-semek.html' title='Başka Bir şey... Gerçeği Seçmek?..'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZXoOzyRTI/AAAAAAAAA4g/FvRyCnqmlLs/s72-c/lidia_family.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1437135786731430036</id><published>2008-09-21T17:01:00.000+03:00</published><updated>2008-09-21T17:10:41.787+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film eleştirisi'/><title type='text'>Garfield Komedi Fesvtivali</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZVttuYlHI/AAAAAAAAA4Y/s0X10XUuDfg/s1600-h/FOX_D2253965D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248476659603510386" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZVttuYlHI/AAAAAAAAA4Y/s0X10XUuDfg/s320/FOX_D2253965D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Garfield'ınbu animasyon tarzı tuttu mu bilmyorum ama ben tutamadım, kisme kusura bakmasın.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;En baştan böyle başlasaydı belki olurdu. Gene de kendi dünyasını oluşturması açısından fena değil.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bunun yanısıra benzerini Kugnfu Panda'da gördüğümüz kişisel gelişim hikâyesiyle çocuklara olumlu mesaj veren bir yapım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Vefa, kadirşinaslık, dürsütlük, tevazu ve yaratıcılık üzerine yaratıcı bir deneme. "Bundan adam olmaz!"( ki aslında kendisi düpedüz kedidir...) dediğiniz Garfield bile yola geliyorsa ,her şey olabilir!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Renkli ve canlı hayal gücü ile Garfield her yaşta seyirciye bir şeyler vermeye devam ediyor. İyi bir çerezlik...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1437135786731430036?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1437135786731430036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1437135786731430036' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1437135786731430036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1437135786731430036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/garfield-komedi-fesvtivali.html' title='Garfield Komedi Fesvtivali'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNZVttuYlHI/AAAAAAAAA4Y/s0X10XUuDfg/s72-c/FOX_D2253965D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2212873748696601663</id><published>2008-09-18T20:57:00.001+03:00</published><updated>2008-09-18T21:05:54.792+03:00</updated><title type='text'>Boşluğu Doldurmak</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNKYa5ImZZI/AAAAAAAAA4Q/JjY4_mf7irc/s1600-h/tevit_bored.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247424103620961682" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNKYa5ImZZI/AAAAAAAAA4Q/JjY4_mf7irc/s320/tevit_bored.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her ne yapıyorsam, gerektiği gibi yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mu acaba insanın içindeki boşluğu dolduran?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyin diğerinden daha zevkli olduğu yanılgısıyla debelenip duruyorum yoksa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bunun için bir seferde tek bir şey yapmak lâzım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2212873748696601663?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2212873748696601663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2212873748696601663' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2212873748696601663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2212873748696601663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/boluu-doldurmak.html' title='Boşluğu Doldurmak'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNKYa5ImZZI/AAAAAAAAA4Q/JjY4_mf7irc/s72-c/tevit_bored.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2788928470140254971</id><published>2008-09-18T16:36:00.002+03:00</published><updated>2008-09-18T20:50:17.872+03:00</updated><title type='text'>Mumya Ejder Kralı'nın Mezarı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Şahsen film eleştirilerinde mümkün olduğunca olumlu davranmaktan yanayım. Netekim böyle bir gayrete girmeye gerek kalmayacağını düşünmüştüm "Mumya- Ejder Kralı'nın mezarı'na" giderken.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ne yazık ki söyleyecek fazla şeyim yok. Nerede kaldı mumya filmlerine modern ve popüler bir yorum getirip içimizi dışımızı görsel efekte boğup da "Vay anasnı!" dedirten "Mumya" nerede serinin son filmi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Olmamış, üzgünüm ama olmamış. Çin bu işe de burnunu sokup "Şöyle bol Kung-Fulu ortaya mumya, heykel, Jet-Li karışıklı bir film koyalım, bak , gör nasıl yiniyor!" gibisinden bir Hong Kong ucuzluğuna gitmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Filmin kötülüğünde en büyük etken bence oyunculuk. Brendan Fraser boylu p&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJeUkIgVKI/AAAAAAAAA34/ct2F0ldBysU/s1600-h/mummy312afis.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247360223229793442" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJeUkIgVKI/AAAAAAAAA34/ct2F0ldBysU/s320/mummy312afis.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;oslu velâkin hatunların içlerini eritecek kadar bönce bakan bir "cönümüz" olduğundan "satacağı" düşünülmüş olmalı. Bilmiyorum,belki de satmıştır ama benim hazım sistemim kabul etmedi. Rachel Weisz'ın alıştığımzı çıtı pıtı ve "parıltılı" oyunculuğuna benzesin diye kadroya alınan Maria Bello inanılmaz kötü oynuyor,eğer "yapmacık oyunculuk Oscar'ı "denen bir şey varsa kesilikle hak ediyor.Bunun yanısıra, imparator aslında mumyalanmış falan değilken bundan nasıl bir mumya hikâyesi uydurulmuş, anlamam mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJfgJk_VyI/AAAAAAAAA4I/CJo3eRCzqxw/s1600-h/hr_The_Mummy_Michelle_Yeoh_as_the_w.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247361521771566882" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJfgJk_VyI/AAAAAAAAA4I/CJo3eRCzqxw/s320/hr_The_Mummy_Michelle_Yeoh_as_the_w.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Haaaa! Buna karşın Michelle Yeoh "Kaplan Ve Ejderha'da" Chow Yun Fat'ın bilgeliğine denk düşen o ağır, olgun güzlelliğiyle göz kamaştırıyor. Bence, çoktan bir hayran kitlesi oluşmuştur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Öykü alışılmış, trükler tavsamış, efektler artık bitmiş. Dolaysıyla maalesef birinci filmdeki o hop oturtup hop kaldıran ritm bu sefer buharlaşıp gitmiş. Müzikler mi? Aklımda kalan bir parça melodi olsaydı... Veya filmin sekanslarına uygun bir tema? Nerde?..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hiçişiniz yoksa, iftara kadar vakit geçirmeniz gerekiyorsa... O kadar...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Resimde son zamanlarda hayran olduğum fevkalâde hanımefendi ve güzel Michelle Yeoh, rol arkadaşıyla görülüyor. ( Soldaki mavi elbiseli)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2788928470140254971?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2788928470140254971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2788928470140254971' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2788928470140254971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2788928470140254971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/mumya-ejder-kralnn-mezar.html' title='Mumya Ejder Kralı&apos;nın Mezarı'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJeUkIgVKI/AAAAAAAAA34/ct2F0ldBysU/s72-c/mummy312afis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-5896416834640622562</id><published>2008-09-18T15:10:00.002+03:00</published><updated>2008-09-18T16:31:03.212+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyun incelemeleri'/><title type='text'>You Are Empty: Hakkı Yenen Bir Oyun</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJKKAbUZDI/AAAAAAAAA3Q/fzouhwQn_-U/s1600-h/you-are-empty-20050520053318217_thumb_spy.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247338051613778994" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJKKAbUZDI/AAAAAAAAA3Q/fzouhwQn_-U/s200/you-are-empty-20050520053318217_thumb_spy.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Son üç gündür yeni biroyun oynuyorum  bilgisayarda, adı: "&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-STYLE: italic"&gt;You Are Empty&lt;/span&gt;". Neden bu adın konduğunu&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247338727986042194" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: justify" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJKxYHCFVI/AAAAAAAAA3o/JxOdU9tF3fg/s320/you-are-empty-20040902063653533_thumb_spy.jpg" border="0" /&gt; &lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt; bilmiyorum. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Oyunun hikâyesi şu: Eski SSCB'de insan zihnini transfer etmekte kullanılacak bir teknoloji geliştirilir. Böylece komünizm bütün dünyaya yayılabilecektir. Neyse, deney ters teper, her zamanki gibi... Ortaya birbirinden tuhaf mutantlar vs çıkar.&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Bu tip oyunlara "First Person Shooter" anlamında  FPS diyorlar. Oyunun özelliği  yolunuz açıkan bütün düşmanları temizleyip yapmanız gereken görevleri yerine getirmek.&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Oyunun ilginç tarafı ne? 2. Dünya Savaşı oyunları haricinde bu tip oyunlar genellikle aynı şablonla oynanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247337769452802482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: justify" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJJ5lS5kbI/AAAAAAAAA3A/kv54sW2Rang/s200/you-are-empty-20040902063657205_thumb_spy.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;O zaman bana göre olayı asıl ilginç kılan atmosfer, mimari tasarım oluyor. Gerçekten kopuk mekânlarda oynamak sanıldığı gibi zevkli olmuyor benim için.&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247338322886409330" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: justify" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJKZy_wPHI/AAAAAAAAA3Y/0ftRJOoX2xY/s200/you-are-empty-20050520053324435_thumb_spy.jpg" border="0" /&gt; &lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Oyunu sevmemin sebebi eski SSCB'de geçiyor olması. Mekânlar aynen Rus/ Sovyet mimarisi ile tasarlanmış. Metroda gerçekten kendinizi Moskova'da sanıyorsunuz. Kolhoz, hastaneler, evler  enfes tasarlanmış. Bazen " Acaba Half-Life2  şehir  tasarımını bundan mı aşırdı?" diye düşünmedim değil.&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Oyunda şehirde bol bol vakit geirmek hem  bir müddet sonra cidden  insanın içini daraltan o tünel  tutsaklığından sizi uzaklaştırıyor hem de oyuna gerçeklik katıyor. Hele çatı bölümü harikaydı,  şehri doyasıya seyrettim.  &lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247338524303314130" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: justify" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJKlhVSTNI/AAAAAAAAA3g/EWfAKtFRqHQ/s200/you-are-empty-20050520053328482_thumb_spy.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Müzikler de güzel, uyduruk oyun makinesi müziklerinden değil. Sesli oynamak korkutabilir, çünkü bazı yaratıkların sesleri gerçekten ürkütücü.&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;İşin garip tarafı bu oyuna oyun sitelerinde verilen puanlar çok düşük. Bir oyundan daha ne beklenebilir ben bilemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247337876881359282" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: justify" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJJ_1f3QbI/AAAAAAAAA3I/FUpNS6PraIk/s200/you-are-empty-20050520053314998_thumb_spy.jpg" border="0" /&gt; &lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Atmosferdeki tutarlılık, tema bütünlüğü, detaylarda gerçeğe bağlılık ( opera binası duvarlarında gerçek tablolar, sokaklarda gerçek sovyet propaganda afişleri görmek muhteşem) gerçekten takdire şayan.&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Bütün bunların yanında bölüm arası siyah beyaz, çizgi roman animasyon sinematikleri gerçekten çok güzel!&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Neyse... Oyun tiryakilerinin bir kısmı beğenmese de bence zevkle oynanan bir oyun.&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-5896416834640622562?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/5896416834640622562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=5896416834640622562' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5896416834640622562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5896416834640622562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/you-are-empty-hakk-yenen-bir-oyun.html' title='You Are Empty: Hakkı Yenen Bir Oyun'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SNJKKAbUZDI/AAAAAAAAA3Q/fzouhwQn_-U/s72-c/you-are-empty-20050520053318217_thumb_spy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2910768619653100908</id><published>2008-09-16T00:40:00.001+03:00</published><updated>2008-09-16T00:49:14.003+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM7Wt1-dl_I/AAAAAAAAA2w/5I-g5ZdLbFc/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246366699004729330" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="256" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM7Wt1-dl_I/AAAAAAAAA2w/5I-g5ZdLbFc/s320/untitled.bmp" width="224" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Borca Batma da…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Herif “Bulacaksın!” diyordu başka şey demiyordu. Ne yapacağız?&lt;br /&gt;Mecburen bulacağız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bulacağız” demesi kolaydı da… Piç Hayri’den tüyo istedim vermedi. “Tutturduklarının bir hayrını gördük mü?” deyip bizi topuk pasıyla taca attı. Herif haklı da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demem o ki ben yaklaşık bir ay geceleri uyuyamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para da değil mevzu, biliyorum. Bu âlemde itibar her şeydir! “Alem” dediğime bakmayın, bizim gibi garibanın işi olmaz da. Zaten çok bir borcumuz da yok ama… İşte… “Biztakipsiz bırakmayız birader!” diyordu Kutbeddin… Yani bir de ağır ağır konuşuyor ki sanırsın bizim mahallenin komiseri! Maksat hava basmak. Karşısındaki de titriyor haliyle. Hayır canım!… Ben titremedim de gene de gözlerimi yerden kaldırmadım. Herifle göz göze gelmenin gereği yok! Kafası atar, o saat bitirir işini, leşini kaldırmaya adam bulamazsın, o derece!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceleri uyuyamıyordum. Ben ki içeyim, içmeyeyim, gece saat on dedi mi taş gibi devrilirdim, dövsen, uyanmazdım! Son zamanlar öyle mi ya?&lt;br /&gt;Ne gezer? Kuti’nin işi belli olmaz. Bekler, bekler, on yıl da bekler amma.. Bir gece ansızın geliverir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben tanırım Kuti’yi, ta çocukluğundan, bizim okulda bizden bir sınıf gerideydi. Manyağın tekiydi, üst sınıflardan falan çocukları döver haraç alırdı, o derece yani! Benim bir arkadaşım vardı, bizim sınıfta değildi ama kankaydık. Bu bir gün bir sıkıştırdı Kuti’yi, ver Allah , ver, bi ıslattı puştu. Ondan sonra bir daha yanıma gelmez oldu ama… Zaman geçti, bu, okulu bıraktı, itin , çakalın,yamağı oldu, derken kendisi de baş çakal oldu.&lt;br /&gt;Yani mevzu, küçük, büyük neyse, borç mevzuu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklal’de yürürken bir afiş gördüm, girip seyredecek para yok ama, filmin adı, kafamda şimşek çaktırdı.&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, şöyle hafif demir tadında bir serinlik caddelerde devriye... İnsanın canı nasıl simit çekiyor anlatamam. Bazen bizim mahalledeki simit fırına giderim, Evden termosta çay götürürüm. Fırıncının kalfası Rıza da tayfadandır, kırarız simitleri, basarız çayı, oh! Abicim, sabahın üçü! Kıçın maazallah yorganın dışında kalsa bir daha yastık niyetine kullanamazsın! O derece! Nasıl güzel olur biliyor musun ama fırın! Harbi delikanlı çocuktur Rıza! Ekmeğini taştan çıkarır. Çok kalmadı gelecek yıla evlenecekler Ayşe’yle. Dünya ahiret bacım olsun! Çok da yakışırlar birbirlerine. Bazen derim kendi kendime: “Ulan oğlum! Nerede şu Rıza’daki kabiliyet, sabır, nerede sendeki serserilik?!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse… İşte öyle serin bir sabah… Sokak aralarından deniz süt gibiydi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahu öyle bir sabahta yapılacak iş miydi benimkisi ama ne fayda?! Belimde silâh bekliyorum köşede, görülmeden… Her sabah aynı kız geliyor kapıyı açmaya. Kim olsa beğenir ama… Ben beğensem n’olur? Dönüp bakmaz bile ben gibisine… Gerçi.. Yani… Varsan, baksan bakan kızı olacak değil ya? Oda bir başka mahalledendir falan ama… İşte okumuştur, şudur, budur… Bir de güvenlikçiyle samimi gibiler… Yüz göz olmanın gereği yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuktan mı, heyecandan mı bilmem, tir tir titriyorum. Üstelik terliyorum da ha! Bir türlü elime oturtamıyorum silâhın kabzasını. Alışkanlık yok ya herhalde ondan?..&lt;br /&gt;Ayaklarımın sesi bile yabancı geliyordu bana. Topuklarım öyle takırdıyor ki “Susun lan!” diyesim geliyordu, o derece!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıya varana kadar ayaklarım birbirine nasıl dolanmadı, bilemiyorum. Zaten kapıdan nasıl içeri daldığımı da bilmiyorum ya… Doğruca kıza yürüdüm, belimden silâh çektim. Ne söylediğimi de hatırlamıyorum ya. Zaten dilim dolaşıyordu. Kafamın arkasına sertçe bir şey indi, can havliyle arkama dönerken bir patırtı işittim, film koptu… Dediklerine göre,benim silah ateş almış, güvenlikçi vurulmuş. Allah’tan adam ölmemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahu canına yandığımının… Borç benim de değildi üstelik. Bizim birader, ah birader! Güvenlikçi taburcu edilmiş midir ki? Çiçek falan gönderseydik adama, ayıp oldu çok… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2910768619653100908?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2910768619653100908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2910768619653100908' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2910768619653100908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2910768619653100908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/borca-batma-da-herif-bulacaksn-diyordu.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM7Wt1-dl_I/AAAAAAAAA2w/5I-g5ZdLbFc/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-5259655953839576992</id><published>2008-09-14T23:51:00.001+03:00</published><updated>2008-09-15T00:01:46.688+03:00</updated><title type='text'>Battlestar Galactica</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM15qsE-ecI/AAAAAAAAA2g/26EJwrxv2qo/s1600-h/Battlestar%2520Galactica%2520IV%2520frt.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245982915249994178" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM15qsE-ecI/AAAAAAAAA2g/26EJwrxv2qo/s320/Battlestar%2520Galactica%2520IV%2520frt.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumun kült dizilerindendi Galactica.Şahsen Star Wars benzeri, çağını aşan bir tasarım örneği olduğunu düşünmüşümdür hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin açığı, CNBC-e’deki yeni çevrimlerinden eski bölümlerin tadını alamamıştım. Oysa devrimiz dijital efektler açısından bize çok daha fazla imkân sunuyordu. Belki biraz eski kafalılıktır ama şahsen bilim kurguda maket kullanımının her zaman daha gerçekçi olduğuna inanırım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık seyretmekten vazgeçmiştim. Çünkü hem yeni centurion hem yeni gemi tasarımları hoşuma gitmemişti. Oysa bir bilimkurgu filminde “fevkalâde” veya farklı olanın doyurucu şekilde görülmesi beklenir. “İnsana benzeyen cylon” fikri yeni çevrimlerde belli bir gerilim yarattı ama farklı olanla , robotla, “tenekeyle” savaşmanın anlamını, görselliğini vermekten çok uzak kaldı..&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM150I-q8AI/AAAAAAAAA2o/iu1KQeBkjCQ/s1600-h/bsgdeskart.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245983077626998786" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM150I-q8AI/AAAAAAAAA2o/iu1KQeBkjCQ/s320/bsgdeskart.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Derken yeni sezondan ilk olarak bu gece bir bölüm seyrettim. Şunu fark ettim ki eski gemi ve robotlar çok daha estetikmiş. Eski model centurionlara yeniden yer vermeleri, eski cylon avcılarını tekrar kullanmaları, hikâyenin tarihi bütünlüğü açısından da son derece iyi olmuş. Eski Galactica hayranları herhalde yeni sezonda ekranın başına çakılacak.Bol bol uzay savaşı, daha bol centurion, daha sert bir gerilim ile nihayet eski havasını yakalayacak gibi Galactica.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-5259655953839576992?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/5259655953839576992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=5259655953839576992' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5259655953839576992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5259655953839576992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/battlestar-galactica.html' title='Battlestar Galactica'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM15qsE-ecI/AAAAAAAAA2g/26EJwrxv2qo/s72-c/Battlestar%2520Galactica%2520IV%2520frt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-7213341475148955372</id><published>2008-09-14T21:41:00.001+03:00</published><updated>2008-09-14T22:21:59.787+03:00</updated><title type='text'>Biz kardeş sayalım da ya onlar?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM1kLoIUA_I/AAAAAAAAA2Y/uPbUlvsJwqg/s1600-h/Turkmenkizi23_kkale.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245959291870118898" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM1kLoIUA_I/AAAAAAAAA2Y/uPbUlvsJwqg/s320/Turkmenkizi23_kkale.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/9891816.asp?gid=200&amp;amp;sz=32095"&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;'ten alıntıladığım haber çok ilgimi çekti.Belki dükkânın az sayıdaki müşterisinin de ilgisini çeker. 2004'te Kerkük'ün istilasıyla başlayan yayılmacılık sürecinde bugüngelinen nokta inşallah etnik romantiklere siyasi Kürtçülük'ün ayrılıkçı ve şedit yüzünü gösterir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;"Iraklı Kürtler başka alanları da ele geçiriyor"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;A.A.&lt;br /&gt;ABD'de yayımlanan Washington Post gazetesi, Iraklı Kürtler'in, kendi bölgelerinin güneyinde yer alan ve ağırlıkla Arapların yaşadığı oldukça geniş bir alanı silahlı güç göndererek denetim altına aldığını ve bu durumun, gerginliğe yol açtığını yazdı.Gazetenin haberinde, bu alanın genişliğinin, doğu-batı ekseninde 500 kilometreyi bulduğu ve güney yönünde bazı yerlerde 120 kilometreye ulaştığı kaydedildi.Bölgedeki Calavla kentinden geçilen haberde, Kürtlerin bu girişiminin, Araplar ve Amerikalı yetkililer tarafından "tahrikkar ve potansiyel olarak istikrar bozucu" olarak görüldüğü vurgulandı.Kuzey &lt;/em&gt;&lt;a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/ırak/" target="_blank"&gt;&lt;em&gt;Irak&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;'taki &lt;/em&gt;&lt;a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/abd/" target="_blank"&gt;&lt;em&gt;ABD&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; kuvvetlerinin komutanı Tümgeneral Mark Hertling, gazeteye açıklamasında, "Kürtlerin bu bölgelere hızlı şekilde girmesi, nüfus yapısını değiştirmesi ve şu anda yerel Kürt yönetiminin bölgesinde yer almayan yerlere kendi bayraklarını çekmesi, yararlı değil ve gerginlikleri artırıyor" dedi.Kerkük sorunu devam ederken Kürtlerin kendi bölgelerinin dışında Nineveh, Tamim, Selahaddin ve Diyala eyaletlerine silahlı güç gönderdiği belirtildi.&lt;/em&gt;&lt;a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/washington/" target="_blank"&gt;&lt;em&gt;Washington&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; Post gazetesi, Kürtlerin bu girişimi üzerine &lt;/em&gt;&lt;a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/ırak/" target="_blank"&gt;&lt;em&gt;Irak&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; Başbakanı Nuri el Maliki'nin de, geçen haftalarda bölgeye doğru &lt;/em&gt;&lt;a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/ırak/" target="_blank"&gt;&lt;em&gt;Irak&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; birliklerini gönderdiğini kaydetti.Sincar bölgesindeki &lt;strong&gt;yerel Arap lider Abdullah Acil el-Yaver, &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/washington/" target="_blank"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Washington&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt; Post'a açıklamasında, Kürt güçlerinin, bazı Arapları evlerinden kovduğunu, bazılarını gözaltına aldığını ve Kürt bölgesindeki hapishanelerde onlara işkence yaptığını anlatarak, "Kürtler, Gestapo gibi. Davranış biçimleri, Saddam Hüseyin'in yaptığının aynısı" dedi.&lt;/strong&gt; &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İnsanın aklına şu sorular geliyor:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye bölgedeki Kürt yayılmacılığı ve ırkçılığını daha ne kadar muhatap alacaktır?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Irak'ta nüfusları Kürt'lere yakın olan Türk'lerin anaysal olarak inkâr edilmesine ne kadar sessiz kalacaktır?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Irak'taki yayılmacı Kürt ırkçılığının Türkiye'deki destekçilerinin ifadeleri artık "ifade hüriyeti" bağlamında daha ne kadar nitelenebilir? Bir ülkenin vatandaşlarının, başka bir ülkenin hele meşruiyeti tartışmalı hehangi bir organizasyonunu lider olarak tanıması vatandaşlık hukukuyla bağdaşır mı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Irak Türk'lerini kardeş bildiğimiz kadar Kürt'leri de kardeş bilmemiz gerekiyorsa, Irak Kürt toplumunun bunu tek taraflı ihlali, görmezden gelinebilecek bir davranış mıdır? Kardeşlik iki tarafın rızasına dayanır. kardeşimiz ve dostumuz olmayı içine sindiremeyen Irak Kürt ırkçılığının, silahlı tehdit durumu göz ardı edilebilir mi?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sorular çok... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Resimde Kerkük Kalesi görülüyor&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-7213341475148955372?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/7213341475148955372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=7213341475148955372' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7213341475148955372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7213341475148955372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/biz-karde-sayalm-da-ya-onlar.html' title='Biz kardeş sayalım da ya onlar?'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM1kLoIUA_I/AAAAAAAAA2Y/uPbUlvsJwqg/s72-c/Turkmenkizi23_kkale.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-7867358843236384026</id><published>2008-09-14T20:28:00.000+03:00</published><updated>2008-09-14T20:31:46.578+03:00</updated><title type='text'>Sıkılıyorum o halde varım!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM1KbthqhmI/AAAAAAAAA2Q/D8GZnB502sQ/s1600-h/Depression%2520from%2520defence%2520magazine.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245930980894213730" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 276px; CURSOR: hand; HEIGHT: 202px" height="233" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM1KbthqhmI/AAAAAAAAA2Q/D8GZnB502sQ/s320/Depression%2520from%2520defence%2520magazine.jpg" width="276" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sıkıntı nedir? Kaçınılmaz, ,kendisinden kurtulunmaz bir dert midir?&lt;br /&gt;Yoksa kendisine sarıldığımız bir tür menfi aklileştirme aracı mıdır? Mesela sık sık “sıkıntı içinde yaşayanlar..” lafları ederiz. Evet sıkılmakla ilgili şüphesiz, bir tür hareket alanı darlığı, sıkışmak, dar yerde kalmak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sıkı arkadaşlıklarımı hiç de bolluk içinde yaşamazken kurdum. Bu gün yedi kiremit, saklambaç, elim sende oynayıp toza toprağa belendiğim çocukluk günlerimin hatıraları niye rengârenk?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkılmakla sorumlu davrandığımızı mı sanıyoruz acaba? “Hayatta seni bekleyen sorumluluklar var! Mutlu olmak çok zordur! Sorumlulukları yerine getirmeden mutlu olmaya hakkın yoktur!” Yani? &lt;strong&gt;Mutluluk bir şartlı refleks!&lt;/strong&gt; O şartlar da çok nadir bir araya geliyor.&lt;br /&gt;Bir de buna sıkıntı içinde yaşamanın &lt;em&gt;haklı gururunu&lt;/em&gt; eklersek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya çocuklarımızın sağlığı, ya evde bizi bekleyen, görünce de sevinen canlarımız? Hangi sıkıntı onların sevinçlerinden daha güçlü olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıntı bir görev değil, bir mükellefiyet değil, bir mecburiyet değil. Kendime bunu sık sık söylemeliyim…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-7867358843236384026?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/7867358843236384026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=7867358843236384026' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7867358843236384026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7867358843236384026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/sklyorum-o-halde-varm.html' title='Sıkılıyorum o halde varım!'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM1KbthqhmI/AAAAAAAAA2Q/D8GZnB502sQ/s72-c/Depression%2520from%2520defence%2520magazine.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-9127342896322177374</id><published>2008-09-14T20:11:00.000+03:00</published><updated>2008-09-14T20:15:23.590+03:00</updated><title type='text'>Bilgisayarım müdür oldu!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM1GO-lfxnI/AAAAAAAAA2I/0dU80bOxwQs/s1600-h/Upgrade_img2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245926364088878706" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="205" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM1GO-lfxnI/AAAAAAAAA2I/0dU80bOxwQs/s320/Upgrade_img2.jpg" width="280" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dün bilgisayarı terfii ettirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Upgrade etmek” bana tuhaf geliyor. “Efendim Türkçe tam karşılığı yok!” gibisinden hafif de müstehzi dil bilgisi yarı okumuşluklarına da ifrit oluyorum. Haaa! Ben kullanmıyor muyum “upgrade etmek” fiilini(!) , kullanıyorum kullanmasına da yabancı bir fiilin, bir yardımcı fiille Türkçeleştirilmesi… Belki olumlu yanda bakıp kelimeyi sünnet etmek veya onu Fenerli falan yapmak gibi bir şey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muradım bu da değildi aslında. “&lt;em&gt;Canım neyine yetmiyor işte, hepsi aynı işi görmüyor mu&lt;/em&gt;?” falan diyoruz ya tam da alaturka bir sözde kanaatkârlık etmek için… Öyle olmuyor maalesef…&lt;br /&gt;“&lt;em&gt;Çocukların videolarını kaydedelim, seyredelim."&lt;/em&gt; diyorsunuz , bir bakmışsınız işlemciniz, Nabukadnezar devrinde kalmış. Oyun oynamak isteyenler için bunu fark etmek daha kolay, çünkü donanımın testleri genellikle oyunlar üzerinden yapılıyor piyasada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, dün bilgisayarı terfii ettirdim. “&lt;em&gt;Ne işine yaradı&lt;/em&gt;?” derseniz, fakir oyun delisidir bu bir. İkincisi gittikçe karmaşıklaşan teknolojinin kullanılabilmesi için elinizin altında geliştirilebilir bir sistem olması icap ediyor. Çok sevgili Pentium 4 işlemcim artık bazı bloglardaki görüntüleri bile açamaz olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevinçliyim, daha işlek, daha güçlü bir bilgisayarım oldu. Darısı bütün kullanıcıların başına.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-9127342896322177374?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/9127342896322177374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=9127342896322177374' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/9127342896322177374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/9127342896322177374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/bilgisayarm-mdr-oldu.html' title='Bilgisayarım müdür oldu!'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SM1GO-lfxnI/AAAAAAAAA2I/0dU80bOxwQs/s72-c/Upgrade_img2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-5710100321575577385</id><published>2008-09-13T09:03:00.003+03:00</published><updated>2008-09-13T09:34:51.840+03:00</updated><title type='text'>Kahramana gecikmiş  anma...</title><content type='html'>Dün bilgisayarı bakıma verdiğimden, bu kutlu ve mutlu günü anmakta geç kaldım. Bütün darbecilerden, onların aşçı yamakalrından ve akrabalarından özür dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burdur Cezaevi'nin nizamiyesiz halini görmüş biri olarak üst aramalarının kapıdaki kötü bir tahta masada yapıldığı günlerden bugüne ulaşılmış olmasını hep takdirle izledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nizamiyeyle, ana kapı arasındaki yol çamurdu ve kenarlardaki mazıları da pek cılızdı, çocukluğum inşaatlarda babamla gezmekle geçtiğinden aşina olmakla beraber belki de taze sıva kokusuna gıcıklığım da oradan geliyordur? Şimdi görseniz "Yahu bir kaç ay yatsam mı ki?" diyesiniz gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmeler , alt tarafı demirli kalın çift cam arkasından yapılırdı ki televizyon yayıncılığının karlı ekranlarından daha berbat şekilde hep kirli olurdu camlar.  Belki babalarının arkasından salya sümük ağlayabn çocukların el iziydi camdaki lekeler belki de temizlenmesi imkânsız bir zorbalık rejiminin delilleri?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de asker abilerin kitaplarımızın ve dergilerimizin üstünde postallarıyla bundan zevk alır gibi dolaştıklarını gördüğümden; şimdi okduğum her kitabı kaplıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kesinlikle zorbaların adının unutulduğu, tarihin onları rahmetsiz anışlardan bile ötelediği bir şimdide hepsinin hakkından , yumrukla, zorla değil ama sabırla , sarıslmaz bir inançla ve tebessümle gelen, nur içinde yatan babamdan biliyorum "kahraman" kime denir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-5710100321575577385?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/5710100321575577385/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=5710100321575577385' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5710100321575577385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5710100321575577385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/kahramana-gecikmi-anma.html' title='Kahramana gecikmiş  anma...'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-6693304072762835144</id><published>2008-09-11T10:27:00.001+03:00</published><updated>2008-09-11T10:43:34.379+03:00</updated><title type='text'>Bu  Gün 11 Eylül Neşe Doluyor İnsan!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMjLAjYslOI/AAAAAAAAA2A/XnBiOaEgHAA/s1600-h/11eylul911ikizkuleler6qh9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244664976432207074" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="320" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMjLAjYslOI/AAAAAAAAA2A/XnBiOaEgHAA/s320/11eylul911ikizkuleler6qh9.jpg" width="251" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bugün iki uçağın ikiz kuleleri yıkıp 4 bine yakın insanın ölümüne yol açtığı katliamın 7. yıl dönümü. Gazeteler baktım, herhangi bir haber var mı diye,yok! ( Yanıldığım sanmıyorum, yanılıyorsam seve seve özür dilerim.)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Efendim Deniz Seki ile klarinet üstadımız ayrılmışlar, Sabih Kanadoğlu, nihayet AKP'yi kapattıracak şeyi bulmuş, millitakım otobüsünde yumruklar konuşmuş vs vs vs...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tabii "dünyanın şeytanı" ABD'nin başına gelince her Türk milliyetçisinin, her Türk siyasi dincisinin, her Türk solcusunun göbek atmaktan kendilerini zor aldıkları bu muhteşem olay hiç olmazsa iki kelimeyle anılabilirdi. Ama ne gerek var değil mi? Dünya üretiminin yüzde otuz beşini tek başına gerçekleştirip, el aleme sövüp saymamızı sağlayan ineterneti bulan, Mars'a araç gönderip de kum çakıl toplayan bir memleketin vatandaşları yanmış, ezilmiş ne önemi var? Zengin oldukları için veya hükümetleri akılsızlık ettiği için ölmeyi hak ediyorlardı, öldüler, biz fakirlerin de hasedimiz serinledi. Oh be!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Resimde Dünya Ticaret Merkezinde havai fişeklerle oynayan çocukların yolaçtığı hasar görülüyor. O başka haber miydi, pardon!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-6693304072762835144?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/6693304072762835144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=6693304072762835144' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6693304072762835144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6693304072762835144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/bu-gn-11-eyll-nee-doluyor-insan.html' title='Bu  Gün 11 Eylül Neşe Doluyor İnsan!'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMjLAjYslOI/AAAAAAAAA2A/XnBiOaEgHAA/s72-c/11eylul911ikizkuleler6qh9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-5854459857346891337</id><published>2008-09-11T09:52:00.002+03:00</published><updated>2008-09-11T10:17:39.281+03:00</updated><title type='text'>Ermenistan Büyük Zararda!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMjEd-wW-MI/AAAAAAAAA14/CsVSz7vS6zM/s1600-h/gazetem74_Resim1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244657785414023362" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 216px; CURSOR: hand; HEIGHT: 215px" height="302" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMjEd-wW-MI/AAAAAAAAA14/CsVSz7vS6zM/s320/gazetem74_Resim1.jpg" width="236" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9870726.asp?gid=0&amp;amp;srid=0&amp;amp;oid=0&amp;amp;l=1"&gt;Hürriyet'ten&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Ermenistan sınırı elektrikle açılıyor&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül’ün Erivan’a gerçekleştirdiği dünya kupası eleme maçı ziyareti sırasında, Ermenistan’dan Türkiye’ye elektrik alımı anlaşması imzalandığı açıklandı.Ermenistan’daki Metsamor atom santralini dün teftiş eden Ermenistan Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanı Armen Movsisyan, gazetecilere sürpriz bir açıklama yaparak, Türkiye ile Ermenistan arasında 1993 yılından beri kapalı bulunan sınırın, 2009 yılında elektrik hatlarıyla yeni açılış yapacağını söyledi.Erivan’daki futbol karşılaşması öncesinde, Türkiye’de toptan elektrik dağıtımı yapan UNİT şirketiyle anlaşma imzalandığını söyleyen Movsisyan, şu açıklamayı yaptı: "Türk tarafı, önümüzdeki 4-5 ay içerisinde Ermenistan sınırını geçerek Kars’a ulaşan yüksek gerilim hatları tadilatının yapılmasını üstlendi. İlk aşamada Türkiye’ye yılda 1,5 milyar kw/s elektrik satışıyla işbirliğine başlayacağız. İmzalanan anlaşmaya göre 1 kw elektrik enerjisi için Türk tarafı 5,7 cent civarında ödeme yapacak. 2009 yılında çalışmaya başlayacak anlaşma kapasitenin daha sonra yıllık 3,5 milyar kw/s çıkartılması planlanıyor." Türkiye ile Ermenistan arasındaki ılıman rüzgarları, Ermenistan’daki koalisyon ortağı ve Ermeni diyasporası koordinatörü Taşnak Partisi de değerlendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşnaklar: &lt;strong&gt;Türkler kárlı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Armenia-News ajansına önceki gün Gül ziyareti değerlendirmesi yapan &lt;strong&gt;Taşnak Partisi Erivan temsilcisi Vaan Ovannisyan, Erivan ile &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/Ankara/" target="_blank"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Ankara&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt; arasında ciddi bir yakınlaşmanın şimdiki şartlarda Türkiye lehine olduğu görüşünü savundu. Ovannisyan, şu yorumu yaptı: "Ekonominin tarıma dayalı bölümünü ele alacak olursak, Türkiye’nin bölgede rekabet gücü Ermenistan’dan çok daha yüksek. Sınırın açılmasıyla Ermenistan, Türk pazarının devamı halini alır. Bu durumun bizim ne kadar çıkarımıza olduğundan şüphe duyuyorum." &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Herkes milletini sever sevmesine de öküzlük başka mesele. Ermeni'ler satabilecekleri birkaç ticari kalemden - ki tükenmez veya kurşun kalem üretimleri nedir bilemiyorum- birini satıp da para kazanmışlar çok milliyetçi ve katil torunu Taşnakçı "kardeşimiz"de buna burun kıvırıyor. Sen satacak birşey bulmuşsun, bundan ettiğin kârı görmüyorsun, Türkiye'nin alışverişini kınyorsun! SSCB cidden beyinleri dumura uğratmış!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ermenistan Türk pazarının devamı olurmuş! Hadi ya? Türkiye'deki bir rivayete göre 70 bin Ermeni'nin ne demeye İstanbul çarşılarında ter döktüklerini düşünmüyor da Türk pazarından bahsediyor. Bizim esnafa kalsa Erivan'ı dönerci, halıcı, bakırcı vs'. ile doldurup her yeri cıngıl cıngıl eder ama Taşnakçı kardeşimiz korkmasın, bizim devletimiz henüz piyasayı esanafa bırakacak kadar akılsızlaşmadı. Bu dışa kapalı, korumacı, "almayalım-satmayalım"cı zihniyet aslında bize çok yabancı değil...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;70 milyonluk memleketin üretimiyle, 1,5 milyonluk memleketin üretimlini kıysalayacak kadar kafasız Ermeni benim bildiğim kadarıyla pek çıkmaz ama kadınları , çocukları öldürmekten gayrısına kafası çalışmayan hayvanların peşine düşüp de şimdi Bakü'nün konforuna ancak uzaktan bakabilen hemşerilerinden ricam, artık akıllarını başlarına alıp İstanbul'da ekmek yerken hem katliamla aldıkları, boğazlarına oturan hem de herkesi kendilerine düşman ettiren Karabağ'dan çıkıp PKK denen köpekleri de topraklarından def edip efendi efendi ticarete başlamaları.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt;Resimde yukarıdaki beyanatı veren hayvanın kardeşleri tarafından Hocalı'da katledilen Türk çocukları görülüyor&lt;/span&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-5854459857346891337?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/5854459857346891337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=5854459857346891337' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5854459857346891337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5854459857346891337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/ermenistan-byk-zararda.html' title='Ermenistan Büyük Zararda!'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMjEd-wW-MI/AAAAAAAAA14/CsVSz7vS6zM/s72-c/gazetem74_Resim1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-8809350672288562522</id><published>2008-09-11T09:44:00.000+03:00</published><updated>2008-09-11T09:46:41.730+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMi-dl4jMXI/AAAAAAAAA1w/wif7oSC49MM/s1600-h/HU3AOCAVX2AUPCAKEMM79CA1NOCQLCAAMPG6PCASO6ISRCAKT928ACAX5HVEHCAGJ2V0BCA2MJSMRCAGPG7T3CAKBUACHCARB8JTUCAMSSRRGCAF0DCQICAXYYM9XCA9YR8QQCAOCHM8DCA3CBQSCCANNCCQH.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244651181667725682" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMi-dl4jMXI/AAAAAAAAA1w/wif7oSC49MM/s320/HU3AOCAVX2AUPCAKEMM79CA1NOCQLCAAMPG6PCASO6ISRCAKT928ACAX5HVEHCAGJ2V0BCA2MJSMRCAGPG7T3CAKBUACHCARB8JTUCAMSSRRGCAF0DCQICAXYYM9XCA9YR8QQCAOCHM8DCA3CBQSCCANNCCQH.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/9868735.asp?gid=229&amp;amp;sz=45886"&gt;Hürriyet'ten,&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;PEGASUS İSPANYOL ŞİRKETİNE TALİP&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Türk Pegasus Havayolları, İspanyolların iflasın eşiğine gelen “Futura” adlı charter şirketine talip oldu. Yakıt paralarını ödeyemedikleri için havalanamayan “Futura” nın uçakları hangara çekildi. 1200 kişinin çalıştığı “Futura” nın, bu ay sonu maaşlarını da ödeyemeyeceği açıklandı.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yahu biz burada yırtınıyoruz, "Küreselleşme fakiri daha fakir, zengini daha zengin yapar!" diye. Sen tut, git, elin havayolu şirketine hele bir de zora düşmüş şirketine talip ol! Ayıp hocam yapmayın böyle şeyler! Bakın düşene bir tekme de siz vurmayın! Yok mu bu adamların devlet büyükleri, kamu bankaları falan?Verirlerdi üç beş kredi, kendi şirketlerini muhannete muhtaç etmezlerdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İspanyol'ların hele de hava taşımacılığı gibi stratejik sektördeki bir şirketine böyle leş kargası gibi çullanmak var mı delikanlılıkta? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Biz Türkiye tam bağımsız olsun, hiç almasın, hep satsın, kimse bize başbakan falan asarken hesap soramasın diye didinelim, siz tutun, tüyü bitmedik yetimin hakkını İspanyol uçaklarında yiyin! Olmadı Pegasus, hiç olmadı! &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt;Resimde, batık havayolu şirketlerinin leşlerine uçan pegasuslar görülüyor&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-8809350672288562522?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/8809350672288562522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=8809350672288562522' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8809350672288562522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8809350672288562522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/hrriyetten-pegasus-ispanyol-irketine.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMi-dl4jMXI/AAAAAAAAA1w/wif7oSC49MM/s72-c/HU3AOCAVX2AUPCAKEMM79CA1NOCQLCAAMPG6PCASO6ISRCAKT928ACAX5HVEHCAGJ2V0BCA2MJSMRCAGPG7T3CAKBUACHCARB8JTUCAMSSRRGCAF0DCQICAXYYM9XCA9YR8QQCAOCHM8DCA3CBQSCCANNCCQH.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-6909065617405268948</id><published>2008-09-11T09:22:00.000+03:00</published><updated>2008-09-11T09:32:27.536+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMi68mN6M6I/AAAAAAAAA1g/ppEa_uXx_ok/s1600-h/321750686_caa9a339ea_o.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244647316286747554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMi68mN6M6I/AAAAAAAAA1g/ppEa_uXx_ok/s200/321750686_caa9a339ea_o.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/9868735.asp?gid=229&amp;amp;sz=45886"&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;'ten&lt;br /&gt;&lt;em&gt;KUZEY KORE'DE MUAMMA&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kim Jong Il muamması. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kuzey Kore'nin 'sevgili lideri'nin 60'ncı yıl kutlamaları katılmamamış olması çeşitli söylentileri beraberinde getirdi. Felç geçirdiği iddia edilen Kim sonrasında generaller ve oğulları arasında iktidar çekişmesi yaşanabileceği öne sürülüyor. Ayrıca Kim'in kendi paranoyasının kurbanı olarak kendini evine kapamış olabileceğine dair söylentiler de mevcut.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nasıl olur yahu?! Mümkün mü? Öyle üzülüyorum ki ülkelerinde bu kadar sevilen, sayılan "liderlerin" hastalanmalarına... Sanmam, haber doğru olamaz. Muhtemelen global medyanın bir saptırmasıdır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Her ne kadar İşçi Partisi'nin doğrudan ilgi alanına girmiyor ise de 50'lerde özgürleştirmek için Kore'ye giren büyük Çin İmparatoru Mao'unun hatırına, Kuzey Kore halkına bir "&lt;em&gt;Geçmiş olsun, annem, " Hastadır, yemek yapamamıştır" deyip pilav yolladıydı&lt;/em&gt;.." mesajı göndermesini şahsen beklerim. insanlık öldü mü?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:78%;"&gt;Resimde Jong İl'in doğum gününde sevinçten zıplayan askerler görülüyor&lt;/span&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-6909065617405268948?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/6909065617405268948/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=6909065617405268948' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6909065617405268948'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6909065617405268948'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/hrriyet-ten-kuzey-korede-muamma-kim.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMi68mN6M6I/AAAAAAAAA1g/ppEa_uXx_ok/s72-c/321750686_caa9a339ea_o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-6591512674542291119</id><published>2008-09-11T07:59:00.004+03:00</published><updated>2008-09-11T08:22:34.755+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMip2d8brvI/AAAAAAAAA1Y/zjQ5daAMcdI/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244628519289073394" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 266px; CURSOR: hand; HEIGHT: 197px" height="230" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMip2d8brvI/AAAAAAAAA1Y/zjQ5daAMcdI/s320/untitled.bmp" width="266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Neyse bir şekilde gene uyum sağladık ama vakit yaklaştıkça sabırlar da daralıyor doğrusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen üç gün boyunca sebebini anlayamadığım bir gecikmeden dolayı iki şey düşünmeye başlamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi , içimden söylediğim: "&lt;em&gt;Kardeşim, bu imsakiyeleri kim basıyor? Aldığımız yerin imsakiyeleri mi kötü? Şuna biraz özen gösteremezler mi&lt;/em&gt;?" idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi de sesli dile getirdiğim: " &lt;em&gt;Böyle olmayacak ben bu müezzini döverim abi&lt;/em&gt;!" idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karım " &lt;em&gt;Yahu ne kızıyorsun, daha beş dakika var&lt;/em&gt;!" dediğinde "&lt;em&gt;Neah&lt;/em&gt;?" şeklinde bir nevrik fırdöndülük yaşadım. Durmam ise" &lt;em&gt;Yahu sen saatini, geç kalmamak için hep baş dakika ileri almıyor musun&lt;/em&gt;?" sorusuyla oldu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-6591512674542291119?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/6591512674542291119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=6591512674542291119' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6591512674542291119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6591512674542291119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/neyse-bir-ekilde-gene-uyum-saladk-ama.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMip2d8brvI/AAAAAAAAA1Y/zjQ5daAMcdI/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1346325662468431146</id><published>2008-09-11T00:37:00.000+03:00</published><updated>2008-09-11T00:44:18.408+03:00</updated><title type='text'>Star Wars Klon Savaşları</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMg-o3oWKtI/AAAAAAAAA1A/Q8WjcXOIaAo/s1600-h/2607528881_42a3ae50d5_o.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244510637921807058" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMg-o3oWKtI/AAAAAAAAA1A/Q8WjcXOIaAo/s320/2607528881_42a3ae50d5_o.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Abidik gubidik laflar edecek değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Star Wars bu! Oyuncaklarından alterantif tarihlerine, ayrıntılı karakter tahlillerine ve hatta romanlarına kadar tam bir dünya!&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMg72jd-_tI/AAAAAAAAA0o/6t_pszk6U7E/s1600-h/2607528881_42a3ae50d5_o.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Star Wars'un animasyonu delikanlıyı bozmaz mı?" diye soracak kazmatronik gençlerimize kısaca "Hayır!" diye haykırmak istiyorum! Bozmaz!&lt;br /&gt;Mekânların, araç-gerecin gerçekçi tasarımına muhteşem bir karakter yorumu &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMg7nHRRlFI/AAAAAAAAA0g/VfD7fLRlGQ8/s1600-h/2607451879_6005a3299e.jpg"&gt;&lt;/a&gt;eklenmiş ve Kont Duku ile Mace Windu bence bayağı da karizmatik olmuşlar. Efendi Yoda'ya kim ne söyleyebilir?&lt;br /&gt;Elbette klonların kişliklerine yaklaşım filmi çok daha hümanist kılmış! Artık biliyoruz klonalr kişiliksiz, etten robotlar değiller. Birer adla&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMg-4iE18rI/AAAAAAAAA1I/hogIi70DdM8/s1600-h/sith.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244510907013657266" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMg-4iE18rI/AAAAAAAAA1I/hogIi70DdM8/s200/sith.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;rı var ve Rex "Silahım olmasa da savaşırım ! Mevziyi terk etmem" prensibiyle hikâyedeki çok önemli bir boşluğu dolduruyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMg8FLs7AnI/AAAAAAAAA0w/Kcl5YR79oLg/s1600-h/sith.bmp"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şimdiyekadar ne işe yaradıklarını anlayamadığımız Hut'ların uzayın sınırlarındaki geçişleri kontrol etmeleri bana hâlâ tuhaf geliyor ama ne yapalım?&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMg8TZD-d7I/AAAAAAAAA04/sGA28fScdtY/s1600-h/klon.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMg_X4tvgTI/AAAAAAAAA1Q/r4TYZEZlR8Y/s1600-h/klon.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244511445666726194" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMg_X4tvgTI/AAAAAAAAA1Q/r4TYZEZlR8Y/s320/klon.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Müziklerde fark var ama orijinaller. doğrusu...&lt;br /&gt;Sinemada en az iki defa seyredilmesi gereken bir film. "Star Wars" o! Daha ne olsun?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/kisi/22823/dave-filoni"&gt;Dave Filoni&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Senaryo : &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/kisi/2781/george-lucas"&gt;George Lucas&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yapımcı : &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/kisi/2781/george-lucas"&gt;George Lucas&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Müzik: &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/kisi/8536/kevin-kiner"&gt;Kevin Kiner&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sanat yönetmeni: &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/kisi/22824/steward-lee"&gt;Steward Lee&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tür: &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/filmler/tur/3/animasyon"&gt;Animasyon&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/filmler/tur/14/bilim-kurgu"&gt;Bilim Kurgu&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/filmler/tur/2/macera"&gt;Macera&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yapım: &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/filmler/ulke/1/abd"&gt;ABD&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/filmler/ulke/119/singapur"&gt;Singapur&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/filmler/yil/2008"&gt;2008&lt;/a&gt; 90 dakika (Renkli)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dil: &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/filmler/dil/1/ingilizce"&gt;İngilizce&lt;/a&gt;( Türkçe dublaj seçeneği)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dağıtıcı Firmalar: &lt;a href="http://www.sinema.com/film/7092/filmler/firma/108/warner-bros"&gt;Warner Bros&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Internet adresi: &lt;a href="http://www.starwars.com/theclonewars/" target="_new"&gt;http://www.starwars.com/theclonewars/&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1346325662468431146?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1346325662468431146/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1346325662468431146' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1346325662468431146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1346325662468431146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/star-wars-klon-savalar.html' title='Star Wars Klon Savaşları'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMg-o3oWKtI/AAAAAAAAA1A/Q8WjcXOIaAo/s72-c/2607528881_42a3ae50d5_o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2471742609775330556</id><published>2008-09-10T22:45:00.000+03:00</published><updated>2008-09-10T22:48:21.809+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Dün bizim küçük kız hastaydı, iğne yapmak zorunda kaldık. Canı yandı ama, karnını tutup inlemesini seyretmek daha kötüydü tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü topukları poposunu döve döve ev içinde koşturmayınca  hiç birşeyin tadı kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuhaf.. Blogun aslı "günlük" demek değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2471742609775330556?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2471742609775330556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2471742609775330556' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2471742609775330556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2471742609775330556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/dn-bizim-kk-kz-hastayd-ine-yapmak.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1341086988119176669</id><published>2008-09-08T12:42:00.000+03:00</published><updated>2008-09-08T12:49:41.297+03:00</updated><title type='text'>Hümanist Ayrımsızlığın Kolektivizm Çıkmazı</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMT0Y8h5afI/AAAAAAAAA0Q/DRHSNPOIpeg/s1600-h/humanism_hands.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243584575568439794" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMT0Y8h5afI/AAAAAAAAA0Q/DRHSNPOIpeg/s320/humanism_hands.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okur yazar camiamızda bilhassa Türk milleti söz konusu olduğunda kendini belli eden derin bir suçluluk duygusu ve “etnik kompleks” ile karşı karşıyayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kompleks o kadar derin ki Türk adının telaffuzunun dahi ırkçılık olarak yaftalanmasına sebep oluyor. Sık sık işittiğimiz “Bu topraklarda sadece Türk’ler yok!” cümlesinin özündeki psikoloji bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu psikoloji, maalesef, “millet”, “kavim”, “kabile”, “etnisite” gibi kavramları tartışmayı, bunları yerli yerine oturtmayı engelliyor. Oysa ihtiyacımız olan tam da bu, yani doğru kavramsallaştırma yapabilmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür bir kavramsallaştırma ihtiyacı üzerinde mutabakat sağlanamadığı için de tam bir sağırlar diyalogu yaşanıyor. İşin kötüsü şu ki böyle bir kavramsallaştırma ihtiyacını görmezden gelmek, hümanizm endişesi taşıyan “sağ” ve “sol” aydınları meselâ kendiliğinden ayrılıkçı etnik şiddetin müdafii pozisyonuna kaydırıyor. Çünkü etnik şiddet, bahsettiğimiz kavramasallaştırmanın yokluğundan besleniyor. Çünkü “Kürt-Türk…” dendiğinde nelerden bahsettiğimiz belirsiz kalıyor ve bu belirsizlik etnik şiddetin terminolojisinin egemenliğine giriyor. Terminolojiyi etnik şiddet belirlediğinde taraflardan biri kendiliğinden suçlu diğeri de mazlum durumuna geliyor. Konu üzerindeki bu semantik diktatörlük derhal vicdanları da etkisine alıyor ve kendisine yönelik bütün eleştirilerin daha aklî muhakemenin kapılarına dahi ulaşmadan reddedilmesine, “ırkçı”, “faşist” diye yaftalanmasına sebep oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki hümanizmimizin temelinde ne var? Yukarıdaki irrite hümanist psikoljinin temeli ne? Sanırım onun temelinde “insanlığın iyiliğine” duyulan derin bir hassasiyet yatıyor. Bu belki aşırı sayılabilecek bir indirgemecilikle, “ayrım gözetmeyen ahlâkî bir faydacılık” olarak ifade edilebilir. Buna kısaca “ayrımsızlık ilkesi” diyebiliriz. Elbette böyle bir duruş, insanın, insani sorunları yargılarken, üzerindeki bütün mensubiyet urbalarını bir kenara koymasını gerektiriyor. Suç işleyen kim olursa olsun davranışının yanlışlığını vicdanen kabul etmek bunun en basit örneğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız, hümanizmin farkında olmadan saptığı iki tehlikeli yol var: “Ayrımsızlık” ilkesi gereğince yukarıdaki kavramsallaştırmayı görmezden gelmesi ve bir de “negatif” kalması gereken yargı faydasını “pozitif” hale getirerek “ayrımsız fayda tasarımı” yapmaya kalkması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hümanizm, sosyolojik ayrımlarla ilgili kavramsallaştırmaları görmezden geldiğinde, sosyolojik oluşumların kendi içlerindeki güç ilişkilerinin niteliğini, ırkî heterojenite farklılıklarını, kültürel çoğulluklar farkını da kendiliğinden yok sayıyor. Dolayısıyla mesela “Kürt- Türk…..” diye başlayıp devam eden her tartışmada birbirlerine denk iki grup olduğunu varsayıyor. Buradaki denklik, “değer” anlamına değil, yukarıda bahsettiğimiz sosyolojik özelliklerin derecesine göre denk olup olmamak anlamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrımsızlık ilkesinin pozitif kullanımıyla meydana gelen bu durum bir “afazi” yaratıyor ve tartışma, taşıması gereken kelime dağarcığının çok altında bir birikimle sürdürülüyor. Bunun sonucu olarak da sınırlarının nereye varacağı belli olmayan bir ayrılıkçılık sarmalında isimsiz korkularımızla birbirimize saldırıp duruyoruz. Meselâ bu afazik durum içerisinde Kürt’lerin bir millet olup olmadıkları tartışılamıyor. Kürt’lerin sosyolojik durumları netleştirilemediği için “ayrımsızlık” ilkesi gereği onlara verilebilecek en “gelişmiş” sayılan sosyolojik nitelik ( ki bu aslında yok edilmek istenen “üstünlük” durumunun zımni kabulüdür) verilerek vicdanımızı rahatlatmak yoluna gidiyoruz. Ayrımsızlığın bu uygulaması, meselâ Kürt kavminin –varsa- daha alt grupları arasında yürütülmesi durumunda nereye varacağı, hangi sonuçlara ulaşılacağı, ulaşılan sonuçların, arzulanan “iyilikle”/faydayla aynı olup olmayacağını düşünmeyi de imkânsızlaştırı&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMT0v4QCoFI/AAAAAAAAA0Y/2_CXf56bJLU/s1600-h/happygroupnzbig.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243584969556795474" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 230px; CURSOR: hand; HEIGHT: 191px" height="232" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMT0v4QCoFI/AAAAAAAAA0Y/2_CXf56bJLU/s320/happygroupnzbig.gif" width="320" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada onun “fayda tasarımı” tehlikesine varıyoruz. Ayrımsızlık ilkesi bir muhakeme kıstası olarak zaruri iken bunun ötesine geçildiğinde “başkası için faydalı olanı tasarlamak” iddiasını kendiliğinden gütmeye başlıyor. Gerçi ayrımsızlığın sınırsız kullanımı zaten bir “başkasını”/ “ötekisini” tasavvur etmeyi imkânsız kılıyor ama bu durum da yazının başında belirttiğimiz semantik diktatörlükle sürekli idrakin dışında tutuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fayda tasarımının görünen zararı, faydanın, faydayı ilgilendiren kişi veya grup tarafından değil, başkaları tarafından belirlenmesi. ABD’nin Irak işgali, pek çok Amerikalı için hümanist bir hareket meselâ. Çoğu Amerikalı’ya göre anladığım kadarıyla ABD gibi koruyucu bir güç, demokrasiden bihaber, geri kalmış ülkeleri geliştiren bir iyilik timsali. Faydalarının nerede olduğunu bilmeyen cahil toplumlara doğru yolu gösteren bir büyük ülke….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer zararı ise aslında fayda tasarımının herkes için objektif şekilde yapılamamsından dolayı arzulanan faydaların beklenmeyen çok şiddetli yan etkilerinin doğabileceği… Kuzey Irak’ta ABD tarafından yapılandırılmaya çalışılan “faydanın” bölgenin diğer ülkelerinde yaratacağı sonuçlar tahminlerin çok ötesinde olabilir.Oysa ABD bir egemen aktör olarak faydayı kendince tanımlayabilmek yetkisinin sonuçlara da hükmedebilmek olduğunu sandığından sürekli zarar veriyor. Bu fayda tasarımın bir başka tuhaf ortaya çıkışı, ülkelerindeki eski baskı rejimlerinin devamı olan hükümetleri yıkan toplumların “globalizm esiri” benzeri şeylerle suçlanmaları… Büyük ölçüde sol entelektüel dikta etkisiyle, eski Demirperde ülkelerinde baskıcı rejimin mirasyedilerinin halk iradesiyle uzaklaştırılması, hümanistlerimizin bir kısmınca, zımnen “hümanist sosyalizmin küresel güçlerce yerinden edilmesi” olarak yorumlandı. Oysa eski rejim artıklarının gerçekten, toplumlarının iyiliğine olup olmadığı, o toplumlara, zamanında sorulmamıştı bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadarki düşüncelerimizin vardığı noktada “ayrımsızlığın” bir tür kolektivist iyilik takıntısı haline geldiğini görebiliyoruz. “Başkası” kavramını sürekli, olumsuz ve yıkıcı bir bakış diye nitelendirdiğimiz “ötekileştirme” çerçevesinde düşünmeyi bir ahlâkî gereklilik saydığımızdan, sorunların farklılıklarını da göremez hale geliyoruz. Dolayısıyla her hastalığa aynı ilâcı veren bir doktor durumuna düşüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl bireylerin kendi sorunları ile ilgili çözüm üretmek hakkını – bilinçlerini yitirmedikleri müddetçe- önce onlara bırakıyorsak toplumlar için de fayda tercihini ve sorumluğunu onlara bırakmak hem ahlâkın hem de toplumlar arası ilişkilerdeki düzenin bir gereği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut bir örnek olarak Türk Ermeni ilişkileri verilebilir. Mütemadiyen “İki halkın da yararına olan..” diye başlayan cümleler, iki halkın birbirini değerlendirme özgürlüğünü yok saydığı gibi gerçekte neyi faydalı kabul ettikleri üzerinde de kendiliğinden bir vesayet kuruyor. Bundan da kötüsü, tercih özgürlüğünün sonuçlarından dolayı yargılanmalarını da imkânsız kılıyor. Bu yargılama genelde gene aynı hümanist ayrımsızlık ilkesinin, kolektivist entelektüel diktaca yaratılan afazik boşlukta kullanımından dolayı peşinen hep Türk varlığının kötü olduğu yönünde yapılsa da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığı, faydaları, amaçları, varoluş şekilleri aynı olan bir bütün olarak gören bir ayrımsızlık ilkesi kendiliğinden farklılıkları reddeden ve bu reddi de ahlâk olarak dayatan kolektivist bir diktatöre dönüşüyor. Ne bütün toplumlar aynı sosyolojik yapıdadır ne aynı varoluş felsefesini benimserler ne aynı fayda düşüncesini paylaşırlar ve ne de diğerini aynı gözle görürler. “Öteki” vardır ve bu her toplum için farklıdır. “Öteki” kavramını peşinen kötü saymak sadece davranışlarımızı yönlendiren kıstasları tahrip etmek demektir ki bu hem toplumların tercih sorumluluklarını ve kendilerini biçimlendirme yeteneklerini ortadan kaldırır. Ayrımsızlık, ahlâkî ve hukukî yargılama için ne kadar “negatif” faydalı bir araçsa; fayda tasarımına kayması engellenmediğinde de o kadar “pozitif” zararlı bir yaklaşımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1341086988119176669?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1341086988119176669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1341086988119176669' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1341086988119176669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1341086988119176669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/hmanist-ayrmszln-kolektivizm-kmaz.html' title='Hümanist Ayrımsızlığın Kolektivizm Çıkmazı'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SMT0Y8h5afI/AAAAAAAAA0Q/DRHSNPOIpeg/s72-c/humanism_hands.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-8639363426191239913</id><published>2008-09-06T08:19:00.000+03:00</published><updated>2008-09-06T08:22:05.498+03:00</updated><title type='text'>Marksist İlerici Ahlâk veya Güce  Tapınmanın Modern İfadesi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Popper, “Açık Toplum Ve Düşmanları’nda” , “Tarihsiciliğin Ahlâk Kuramı” adlı bölümde Marx’ın,modern Hıristiyanlık ahlâk kuramına etkisinden,  özünde özgürlükçü ve açık toplumdan yana biri olduğundan bahseder. Popper’a göre Marx boş yere vaazlar vermektense ahlâkî ilkeler göre yaşamanın önemini vurgulamış, buna göre de yaşamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Popper’ın incelemesinde adı konmadık bir husus vardır ki o da Marx’ın  “ahlâk” anlayışının normatif olmadığıdır. Marx’a göre ahlâk kuralları  devirlere ve ekonomik ilişkilere göre değişen kurallardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksist ahlâkın bu rölativist hareket noktası onu bizim bildiğimiz “ahlâktan” çok başka yerlere götürür. Çünkü ahlâka bu tip bir bakış, “geçmişin kurguladığı bir yanlış şimdi”ye varmamıza yol açmaktadır.  Bu durumda toplumdaki eşitsizlik ve sömürü geçmişten gelen tarihsel üretim ilişkilerinin kabul edilmiş şeklinin bir sonucudur. Gene bu durumda “içinde bulunduğumuz” durum asla ahlâkî bir referans olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx’ın tarihselci ahlâkında mündemiç zımni kabul, ahlâkın, ferdi kabulden ayrı bir âmir- tarihsel   kurallar takımının neticesi olduğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda tarihsel akışın “doğru” yönlendirilmesi doğru bir ahlâkı elde etmemizi sağlayacaktır ki “insanlığın tarihsel gelişim şeması” sosyalizmin mukadder zaferiyle bunun gerçekleşeceğini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bakışın temelinde yatan şey de toplumun özünde, ancak dışsallıkların tesiriyle değişim gösterebilen atıl bir kitle olduğudur. Sorun şudur ki tarihselciliğin toplumu etkileyen şemasında aktörler var mıdır? Yoksa insanlar olmaksızın mı üretim ilişkileri vs yaşanmaktadır,  bu açmazın cevabı verilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün geriye dönüp baktığımızda Marx’ın analizlerinin hiçbir yerinde kendisine rastlamadığımız “fert”, genel toplumsal kabullerin sorgulanmasında bazen de kökten değiştirilmesinde son derece etkili olmuştur. Bu şunu göstermektedir ki, toplum atıl bir kitle değildir; ferdî etkileşimlerin sürekli yaşandığı ve buna göre sürekli şekillenen bir yapılanmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ahlâkı liberal  bakış açısından  “Zarar vermemek iradesi” olarak tanımlarsak bu tanımın Marx’ın rölativizmine de kitlesel toplum anlayışına da açık bir karşı  çıkış olduğunu görürüz. Zira insan kendi cinsini yok etme “iradesi” gösterebilen tek canlıdır ve bunu yapmamayı tercih etmek zaman dışı ve etkin bir faaliyettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki  Marx’ın  davranışlarındaki muhtemel tercihi neye dayanmaktadır? Popper ,  tarihsiciliğe göre bunu şöyle cevaplamaktadır. ( Ne yazık ki Marx’ın ahlâkını ancak çıkarsamalar yoluyla bulabiliyoruz.)… “Çünkü toplum bilimci olarak neler olacağın önceden görebiliyorum. Burjuvazinin ahlâk düzenleri ile birlikte yok olacağını, proleterlerin ve onların ahlâk düzenlerinin muzaffer olacağını görebiliyorum. ( Proleter bir ahlâk düzeni nedir, nasıldır, bu açıklanmamıştır…) Bu gelişmenin kaçınılmaz olduğunu görebiliyorum Ona karşı koymaya çalışmak delilik olurdu., tıpkı yerçekimine karşı koymaya çalışmanın delilik olacağı gibi. Kararımı proleterler ve onların ahlâkı lehine vermemin nedeni budur…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx’ın ahlâkî tercihi, “doğru olduğunu düşündüğü” normlara göre değil, muhayyel bir geleceğin muzaffer zor kullanıcısına göre şekillenmektedir. Proleterler, muzaffer olacakları için ahlâkları geçerli olacaktır. Peki bu ahlâkın burjuva ahlâkından daha doğru olduğunu nasıl bileceğiz? Marx böyle bir mukayese ile ilgilenmiyor bile. O sadece güçlü olanın, olacağın tarafını tutuyor. Burada da topu tarihsel materyalizme attığından tercih sorumluluğundan kurtulmuş oluyor. Peki burjuvanın güçlü olduğu düzenler “kötü” iken proleterin güçlü olduğu düzen neden daha “iyi” veya doğru olmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Güçlünün karşısında ve zayıfın yanında yer almak gibi şerefli bir taraftarlıkla Marx’ın ahlâkî tercihi bağdaşabilir mi? Bugünün ezilenlerinin  yarının egemenleri olarak egemenlerin taşıdıkları zorbalıktan masun olacaklarının garantisi nedir? Marx’ın en büyük zararı zaten bunun cevaplanamaması yüzünden onun izinden giden silahlı zorbaların ülkelerini bilaistisna kan gölüne çevirmeleri olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksist tarihiciliğin bir uzantısı olarak “ilerici ahlâk”, bir güce tapınma şeklidir ve bu bakımdan bize doğruluk hakkında yol göstermekten acizdir. Ayrıca  Popper’ın “….Kuramın aşıladığı toplumsal yükümlülük ve özgürlük aşkı baki kalmalıdır” diyerek bir şekilde vefa gösterdiği özellikleri, liberal kuramca , Marx’ı kat be kat aşan çalışmalarla zaten  incelenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx modern zamanların pozitivist bir zahididir, ne yazık ki materyalizmi, ahlâka bir köken olarak güç ilişkilerinden başka bir kaynak önerememiştir. Referansı güç olan bir düşünce de zaten “Zarar vermemek iradesi”nin gerisinde kalmaya mahkûmdur.  Hulâsa Marx’tan ahlâk öğrenmeye çalışmak,  Stalin’den hümanizm öğrenmeye çalışmaktan çok da farklı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-8639363426191239913?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/8639363426191239913/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=8639363426191239913' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8639363426191239913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8639363426191239913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/marksist-ilerici-ahlk-veya-gce-tapnmann.html' title='Marksist İlerici Ahlâk veya Güce  Tapınmanın Modern İfadesi'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-8247169606463647543</id><published>2008-09-05T22:32:00.001+03:00</published><updated>2008-09-05T22:35:15.357+03:00</updated><title type='text'>Ermeni Romantizmi Gerçekçi mi?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Ermeni Romantizmi Gerçekçi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hümanizm, hafızaları silikleştirmeye başladığında, akıl tutulmasına yol açmak ihtimali artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermenistan/ Ermeniler ile ile ilişkilerimizin tarihi çok sancılı olaylarla doludur. Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeni komitacıların Doğu Anadolu’da giriştikleri katliamlar artık bu gün inkârı imkânsız şekilde ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba bu katliamların psikolojisi zamanla soğumuş ve yerini iyi komşuluk duygularına bırakmış mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun cevapları maalesef pek de müsbet değildir. Bundan on sekiz yıl önce Bakü’yü ezip geçen Rus tanklarına yol gösteren, şehirdeki Azeri’leri Rus topçusuna hedef gösterenler Ermeni’lerdi. Hocalı’da insan havsalasını aşan bir katliam gerçekleştiren, Hocalı’yı haritadan silen, Karabağ’ı gene aynı vahşetle işgal edenler de Ermeni’lerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünden bugüne bu olumsuz davranışları affetmemizi sağlayacak ne gibi bir olumlu tavır sergilenmiştir? Hiç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni’ler hem Anadolu/Osmanlı coğrafyasında hem de Azerbaycan coğrafyasında sahip oldukları meslekî bilgiler ile her zaman el üstünde tutulan, muteber sayılan bir grup olagelmişken, kendilerine gösterilen bu güven ve teveccühe gözleri kapalı ihanet ettikleri geçeği unutulabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermenistan’ın toplumsal psikolojisinde Türk’e duyulan derin nefret, acaba sadece siyasi milliyetçiliğimizin bir paranoyası mıdır? Ermenistan Ermeni’lerinin Dünya Ermeni Gençleri Olimpiyatları’nda Türkiye’den giden genç kardeşlerini “Siz Türk’sünüz!” diyerek tartaklamaları nasıl bir psikolojiye işaret etmektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermenistan dünya üzerindeki varlığını Türk’e duyduğu derin nefretle anlamlandırmaya çalışan bir ülkedir. Bütün ahlâk ve hukuk kabullerini açıkça çiğneyerek gerçekleştirdiği Karabağ işgali hâlâ devam etmektedir. Sadece bu işgal dahi uluslar arası toplumdan dışlanması için yeterli sebepken bir futbol maçını barış vesilesi etmek, barışa ihtiyacı olan ve barışı borçlu olan bizmişiz gibi hareket etmek acaba hakkaniyetli bir davranış mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topraklarımız üzerinde hak iddiaları devam eden, Karabağ’da hâlâ işgalci olarak bulunan kısacası dolaylı bir savaş halinde bulunduğumuz bir ülkeye kapılarımızı açmak onun zorbalığına boyun eğmektir. Kaldı ki kırk bin ilâ yetmiş bin arasında Ermeni vatandaşının ülkemizde emniyet içinde çalışması, buna mukabil, dost ve kardeş Azerbaycan halkının “B Grubu Ülke” diye aşağılanarak uzun süreli ikamet hakkından mahrum bırakılması zaten yeterince büyük bir haksızlık değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fertler nasıl eylemlerinin sorumluluğunu taşımak zorundalarsa devletler de hak ettikleri sınırlamalara uymak zorundadırlar.. Ermenistan, işgalci ve saldırgan bir ülkedir. Topraklarımız üzerindeki hak iddialarından vazgeçtiğini bildirmeden, 1915 olaylarındaki Ermeni sorumluluğunu kabul etmeden ve en önemlisi Karabağ’daki mütecaviz ve işgalci halini ortadan kaldırmadan uluslar arası barışın nimetlerinden faydalandırılmamalıdır. Bu açıdan Cumhurbaşkanımızın bütün iyi niyetine rağmen Ermenistan gezisi, zorbalığa verilmiş bir tavizden gayrı bir görünüm arz etmemektedir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-8247169606463647543?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/8247169606463647543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=8247169606463647543' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8247169606463647543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/8247169606463647543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/ermeni-romantizmi-gereki-mi.html' title='Ermeni Romantizmi Gerçekçi mi?'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-5024517876188515804</id><published>2008-09-05T11:45:00.001+03:00</published><updated>2008-09-05T12:09:11.061+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Fethi Bey’in blogculuktan ekmek yemesi epeydir kafamı kurcalıyordu. “Yahu biz de o kadar kafa yoruyoruz bizim dükkânı ziyaret eden yok? Bu nasıl iştir?” diye düşünürken birden aklıma Fethi Bey’in en münbit kaynağı geldi: Hürriyet Gazetesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekir Coşkun ki kendisi anladığım kadarıyla Emin Çölaşan’dan boşalan makamın halefidir, “denk getirmek” üzerine fevkalâde veciz bir yazı kaleme almış. İnanasım gelmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıyı aynen alıntılıyorum:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;UYGARLIK; denk getirme sanatıdır. İş ile işsizi, hasta ile ilacı, aç ile ekmeği, musluk ile suyu, çocuk ile okulu, tekerlek ile yolu denk getirmektir uygarlık.Yaya var, kaldırım da var... Ama ikisi denk gelmiyorsa uygarlık yoktur orada.Yine misal:Hukuk ile demokrasiyi...Demokrasi ile laikliği...Laiklik ile hukuku denk getiremeyen uluslar, uygarlığa denk düşmezler.(..........)Yaşamın kendisi denk getirmektir.Duyguların duygulara, gözlerin gözlere, sözlerin sözlere, ellerin ellere, dudakların dudaklara...Sonra...Sonra bir denk getirmenin ürünüdür insan...*Ama ne yapacaksınız...Görüyorsunuz:Din ile ahlak denk gelmiyor.Adam dindar (!) gibi.Oruç tutuyor, cumaya gidiyor, Allah sözcüğü dilinden düşmüyor, kadınlarını örtüyor, din-iman diye diye dolanıyor dört bir yanda.Ama ahlaksız...Hırsız...Avantacı, fırsatçı, üçkáğıtçı...Nasıl kıydınız ülkesinden uzakta, köyüne-mahallesine-ailesine hasret yaşayan, yalnızlık duygusu içindeki insanları kandırıp paralarını "hayır işi için" diye ellerinden alarak onları dolandırmaya...Üstelik din-iman adına...Alman savcılar el attılar, tüm bu kirli işleri Türkiye’nin önüne koydular."Deniz Feneri" davasını iyi izleyin, din-iman adına yapılan dolandırıcılıklardan sadece bir tanesidir o.*Elbette düzgün ve samimi dindarlar ayrıdır...Ama dini-imanı günlük çıkarında, makam-mevki uğruna, ticarette ya da siyasette kullananlara iyi bakmalısınız.Din-iman var...Ahlak yok...Demek ki denk gelmedi&lt;/span&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıdan fakirin anladığı şudur: Demokrasi ile hukuk falan aslında öyle pek de bir araya gelebilecek şeyler değildir. Böyle bir araya gelmesi zor şeyleri “denk getirmek” maharettir! Laiklik ile hukuku denk getirmeyenler uygarlığa denk düşmezlermiş! Parti programlarında Hıristiyan değerlerine bağlı olduklarını ifade eden Alma Hıristiyan demokratları mesela bunu becerememiş ama iki Almanya’yı birleştirmiş adamlardır ve çok garip şekilde Almanya Mercedes’in üretici iken millî geliri de bizim herhalde 7-8 katımızken lâiklikle demokrasiyi “denk getirememiş” olmaları yani medeni sayılmamaları gerçekten ilginç olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh basının amiral gemisinde oturunca hangi topu ateşleseniz etrafta bir gümbürtü yaratıyor, artık atılan mermi hedefini buldu mu bulmadı mı kimsenin sorgulayacağı da yok nasılsa… Bekir Bey “bidon kafalı” milletimizin anlayamayacağını düşünmüş olmalı ki salladıkça sallamış. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sanki dolandırıclık dindarlığa has birşeymiş gibi vermiş veriştirmiş. İnsanın kısa zamanda çok kazanma dürtüsünün dinle diyanetle ilgisinin olmadığını biri ona anlatmalı ama ne fayda? Maksat nedir? Türkiye'deki toptancı ve yasakçı zihniyeti kullanarak her türlü gönüllü dayanışma hareketini  töhmet altında bırakmak herhalde? Bunun gibi olayların yanında bir de resmî girdaplar var ki bekir bey nedense onlara değinmeyegerek duymamış. Eh ne de olsa o, işin resmiyeti var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her işe müdahil bir devlete yamalanıp da “Bal tutan parmağını yalar” veya “Devletin malı deniz, yemeyen domuz!” diyen adamaların kaçta kaçının dindar kaçta kaçının lâik olduğunun hesabını,istatistiğini falan yapmağa bile gerek duymadan dindarları töhmet altında bırakmak da tabii ayrı bir maharet! Bu mahir yazarımız CHP’nin şu anda kapamasına sebep olabilecek yolsuzluk davasından nedense bahsetmiyor? Eh koskoca CHP’yi kim kapatabilir ki? Hem laik, hem demokrat hem banka ortağı hem de darbe mimarı! Ama onlar denk getirebiliyor, aradaki fark bu! Sahi CHP ile ilgili davanın sonucu ne oldu? Bilenimiz var mı?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-5024517876188515804?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/5024517876188515804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=5024517876188515804' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5024517876188515804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5024517876188515804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/fethi-beyin-blogculuktan-ekmek-yemesi.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-4167461545217411645</id><published>2008-09-02T16:19:00.001+03:00</published><updated>2008-09-02T16:23:48.449+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SL09-z_0GLI/AAAAAAAAA0I/yqiT3-1IlNc/s1600-h/r_w5jgaaiv05g9cej8ebqt.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5241413690648172722" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 291px; CURSOR: hand; HEIGHT: 187px" height="213" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SL09-z_0GLI/AAAAAAAAA0I/yqiT3-1IlNc/s320/r_w5jgaaiv05g9cej8ebqt.jpg" width="291" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;İşte Öyle Bir Şey&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Karısının göz yaşları boynunu ıslattığında Erol’un aklında, ağlamanın yaz mevsiminde el ele yürüyen iki genç insan vardı.&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;- Sabah yıldızı peri gibidir, Erol.&lt;br /&gt;- Öyle midir Melih?&lt;br /&gt;- Öyledir be oğlum.&lt;br /&gt;- Hiç, böyle kalbinin yanına bıçak yemişsin de kör yanına acısı bâkî çaresi imkânsız bir yanma hissettiğin oldu mu?&lt;br /&gt;- Ah be Melih! Bir de soruyorsun…&lt;br /&gt;- Sormayayım mı?&lt;br /&gt;- Sorma işte. Bugün Lodos var Boğaz’da, Marmara gene dellendi, insan daha sakin bir gün olsun istiyor yıldönümlerinde.&lt;br /&gt;- Değil mi ama? Belki bu da onun bir cevabıdır be oğlum bize?&lt;br /&gt;- Ne diye?&lt;br /&gt;- “Sizi çok özlüyorum!” diye.&lt;br /&gt;- Özler mi, dersin? Cennette insan dünyayı özler mi be?!&lt;br /&gt;- Niye özlemesin oğlum?&lt;br /&gt;- Bizim onu özlediğimizden daha mı fazladır?&lt;br /&gt;- Orasını bilmem? Aklıma hep ne gelir bilir misin böyle Lodoslu zamanlarda?&lt;br /&gt;- Nedir Melihçiği’m?&lt;br /&gt;- Bazı sabahlar böyle olurdu hava. Yanımda uyurdu, saçlarını okşardım usulca. Dışarıda fırtına, kavga kıyamet, dalgalar bazen beton korkulukları bile eğriltir, kırar. O yanımda uyurdu… Dışarıda fırtınanın uğultusu yanımda onun meltem soluğu…&lt;br /&gt;- Güzeldi be! Güzeldi, değil mi?&lt;br /&gt;- Çok güzeldi… Bakışları ne parlaktı, saçları kuzgun siyahı bir yalım. Kırbaç gibi şaklardı güneş vurunca.&lt;br /&gt;- Hahahaha! Çiğdem’i demiyorum âşık! O günlerimizi diyorum!&lt;br /&gt;- Haaaa! Hem de ne günler!&lt;br /&gt;- Sen… Sen de süzüldün be oğlum, ne oldu sana böyle?&lt;br /&gt;- Bilmiyorum nedendir, Erolcuğu’m, içim çekiliyor sanki.&lt;br /&gt;- Gözüm mü bozuldu benim, nedir. Gitgide silikleşiyorsun abi?&lt;br /&gt;- Ben de bir tuhafım Erol, yer ayağımın altından kayıyor sanki…&lt;br /&gt;- Yoksa, yoksa?..&lt;br /&gt;- Galiba.. Ben gidiyorum Erol…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Erol! Kalk artık! Geç kalacağız!&lt;br /&gt;- …&lt;br /&gt;Gün ışığı tokat gibi çarptı rüyasına. Gözleri eski gücüyle cevap veremiyordu artık kamaşmalara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğsünün ortasında hissetti o bıçak yalımı gibi acıyı. Elini kalbine götürdü.&lt;br /&gt;Kapıdan gelen sese bu yüzden dönüp bakamadı.&lt;br /&gt;- Ah Erol! N’oldu tatlım! Tatlım, n’oldu!? Ah! Hemen , hemen doktora…&lt;br /&gt;- Tatlım, dur n’olur… Yok bir şey… Tuhaf bir his işte… Hani evden ayrılacağı gün sevdiğin biri için acır ya… Veya.. Hani her bayramdan sonra “Acaba gelecek bayram buluşur muyuz?” gibi bakarsın ya annenlere… Hani… Geçen yıllar hatırlatır ya sana yolun sonunu…&lt;br /&gt;- Neler söylüyorsun, sevgilim? Allah gecinden versin, ağzından yel alsın.&lt;br /&gt;- Bilmiyorum… Melih’i gördüm rüyamda, Çiğdem’den bahsettik epeyce. Boğaz’daydık, Lodos vardı.. Sonra Melih gözümün önünde silinmeye başladı.&lt;br /&gt;- Hayırdır inşallah! Ara bir istersen melih’i, rahatlatacaksa…&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karısının göz yaşları boynunu ıslattığında Erol’un aklında, ağlamanın yaz mevsiminde el ele yürüyen iki genç insan vardı. İşin garip tarafı… Üzülmüyorlardı, arkalarına dönüp bakarlarken, gülümsüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karısının sırtını okşadı Erol, yüzünün yanında titreyen bir ak teli gördü, o da gülümsedi, karısının kulağına fısıldadı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşte öyle bir şey…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-4167461545217411645?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/4167461545217411645/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=4167461545217411645' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4167461545217411645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4167461545217411645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/ite-yle-bir-ey-karsnn-gz-yalar-boynunu.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SL09-z_0GLI/AAAAAAAAA0I/yqiT3-1IlNc/s72-c/r_w5jgaaiv05g9cej8ebqt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1971919528920548424</id><published>2008-09-01T15:17:00.001+03:00</published><updated>2008-09-01T16:17:42.110+03:00</updated><title type='text'>Sol mu Sivil Cunta mı?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLvoyAf9q0I/AAAAAAAAA0A/L19vyOrdxZ4/s1600-h/6a00d8341c038c53ef00e54f0e38738833-800wi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5241038537200872258" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLvoyAf9q0I/AAAAAAAAA0A/L19vyOrdxZ4/s200/6a00d8341c038c53ef00e54f0e38738833-800wi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;DİSK Başkanı Süleyman ÇELEBİ ile yapılan bir röportajdan alıntılayacağım şu satırlar Türk solunun felsefî geri kalmışlığının ve şiddet eğiliminin hâlâ devam ettiğinin en açık delili:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;...."Üretim araçlarının mülkiyet hakkının eşit paylaşımı"; bu slogan değil, koskoca bir ideoloji ama acaba Türkiye'deki işçi sınıfına Marx'tan doğru gitmenin bir faydası var mı?&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Bugünkü koşullarda yok. Sadece Türkiye'de değil, dünyada da yok.Bunu sizin söylemeniz çok önemli...Yok, işçi gerçekçi bulmuyor bunu. Kaldı ki gerçekleşme koşulları da olgunlaşmamış durumda. Bu iyi bir şey değildir anlamında söylemiyorum ama durum bu. &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bunu sizin söylemeniz çok önemli&lt;/strong&gt;...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yok, işçi gerçekçi bulmuyor bunu. Kaldı ki gerçekleşme koşulları da olgunlaşmamış durumda. Bu iyi bir şey değildir anlamında söylemiyorum ama durum bu&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Aklına ne yatıyor işçinin?&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Devleti sosyal devlet olmaya mecbur etmek; sosyal hak kayıplarını önlemek, yeni sosyal haklar kazanmak ona daha mümkün görünüyor. İşte bunun yapılabilmesi için de işçilerin uluslararası dayanışmasının önemini bizim bu kardeşimize iyi anlatmamız gerekiyor."....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Soruların ilkinde başkanın verdiği cevap işin felsefî ve ahlâkî yanlışlığını değil, taktik olarak yanlışlığını vurguluyor. İşçi sınıfına Marx’tan gitmenin bir faydası olmadığını söylüyor ama nereden yaklaşmak gerektiğini belirtmiyor, çünkü solun bundan gayrı bir malumatı yok. Böyle bir malumatın sonradan ve başka şekilde oluşması mümkün mü? Bence imkânsız çünkü solu sol yapan Marx’tır, Marx’tan soyutlanmış bir sol ise bir hiçtir, anlamsızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki solun toplumsal düzenle ilgili dayandığı tek argüman olan tarihsel materyalizmin, toplumsal gerçeklerden uzak ve tamamen hayal ürünü olduğu gösterilmesine rağmen böyle bir hurafeye bağlanmanın romantizmi, solcular için bir tür narkotik bağımlılıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruların ikincisine verilen cevap daha da ilginç. Yani aslında üretim araçlarının mülkiyet hakkının “eşit” paylaşımını işçiler gerçekçi bulmuyor ve bunun koşulları da olgunlaşmamış durumda! Burada sendika başkanının bütün tarih tapınmacılığına rağmen tarihten bihaber olduğunu görüyoruz. Üretim araçlarının kolektifleştirilmesinin şartları olgunlaşmaksızın, silahlı kalkışmalarla gerçekleştirilmesine rağmen bunun yarattığı ahlâkî çöküntü, değer boşluğu göremeyecek kadar miyop olması aslında sadece ona has bir araz değil. Bu, bütün solun yaşadığı bir körlük. Bunun işçilerin gerçekçi bulup bulmaması değil sorun, sorun mülkiyetin bir kere üretim araçları ile kolektifleştirilmeye başlamasının ahlâken yanlış ve zalimce bir şey olacağının solcular dışında herkesin anlaması. “Koşulların olgunlaşması” derken sendika başkanı, bir kalkışmanın ve gaspın şartlarının olgunlaşmasına atıfta bulunuyor ki solun zaten başka türlü bir fikri var olma şekli yoktur. “Koşulların olgunlaşmasıyla”, sayın başkan işçileri, mülkiyeti gasp etmek üzere kışkırtabileceğinden, mülkiyetin gaspını başlatabileceğinden bahsediyor ama cehaleti yüzünden bunun bile farkında değil. Unutulmamalı ki “koşulların olgunlaşması”, Lenin’in, Bolşevik iktidarını mutlaklaştırmak için ülke genelinde sürekli kışkırttığı iç savaş ortamını yaratmaktan gayrı bir şey değildir. Başkan, üretim araçlarının kolektifleştirilmesinin aslında “iyi” olduğunu düşünüyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruların üçüncüsüne verilen cevap tam da sol bulanıklıkla malul bir safsata. “Sosyal hak kayıplarını önlemek” 1948’te SSCB’nin baskısıyla kabul edilmiş, ne olduğu çok da iyi anlaşılamayan, kapsamı sol entelektüel militarizmle her seferinde genişletilmeye çalışılan bir hak fetişizminin müdafaası. “Yeni sosyal haklar kazanmak” ifadesi aslında toplumun geri kalanının emeğine rağmen kendine devlet eliyle yeni “avantalar” sağlamanın süslenmiş hali. Zaten sosyal devlet, uygun gördüğü kesimlere , “eşitlik” sağlamak için mülkiyete müdahale edebilen devlet anlamına geliyor. Başkan, mülkiyete müdahalenin, özünde “gasp” olduğunu gayet iyi bilmekle beraber bunu “sınıf çıkarları” adına gizlemekle namuslu bir iş yaptığını düşünüyor olmalı. Yani gaspı işçi sınıfı yapıyorsa “iyi” diğer sınıflar yaparsa kötü! İş bölümünün uluslar arası bir hal adlığı günümüzde hâlâ Marks’ın ütopik işçi idealinden medet ummak tam da geri kalmış bir ülkenin hak arama komisyoncusu bir başkana yakışır türen bir tavır ve beklenti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kafa ile “yeni bir şeyler” söylediğini sanan sol, şimdilerde “ 10 Aralık Hareketi” denen bir tür sivil cuntayla ülkeyi AKP’den kurtarmaya hazırlanıyor. Bu harekete “sivil cunta” dememin sebebi, daha önce belirttiğim” koşulların olgunlaşması” vs sonucunda şiddetin ortaya çıktığı sosyal gerilimlerden ve bazen de doğrudan askeri müdahalelerden medet uman bir kesimden kaynaklanıyor olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milleti, kendi seçiminden kurtarmak gibi bir “hayırhahlığın” fikrî ve ahlâkî boşluğu, millete ciddi anlamda zaman kaybettirmekte, kaynak israfına yol açmakta ve demokrasinin işlerliğini baltalamakta.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1971919528920548424?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1971919528920548424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1971919528920548424' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1971919528920548424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1971919528920548424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/09/sol-mu-sivil-cunta-m.html' title='Sol mu Sivil Cunta mı?'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLvoyAf9q0I/AAAAAAAAA0A/L19vyOrdxZ4/s72-c/6a00d8341c038c53ef00e54f0e38738833-800wi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-3389415425455892333</id><published>2008-08-27T15:54:00.000+03:00</published><updated>2008-08-27T16:21:20.489+03:00</updated><title type='text'>Ben de Kızıyorum Bira Satanlara!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLVUX5kWwxI/AAAAAAAAAz4/-oAJ076xNhU/s1600-h/Keciorende-bakkalin-dovuldugu-iddiasina-sorusturma.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239186511082472210" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLVUX5kWwxI/AAAAAAAAAz4/-oAJ076xNhU/s320/Keciorende-bakkalin-dovuldugu-iddiasina-sorusturma.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Keçiören'de bir bakkalın maaşlı memurlarımız tarafından nasıl te'dip edildiğini , görevlilerin, hain bakkala nasıl kahramanca bir baskın düzenlediğini defalardır seyrediyoruz. Emin olun gözlerim yaşardı!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir bakkal bu kadar mı güzel tartaklanır, tahkir edilir!? Hele o dondurma buzdolabının kırılması nasıl incelikliydi!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hele görevlilerden birinin kravatlı olması, mesleğe ve göreve bağlılığın en güzel bir nişanesi değil miydi?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tabii Alevî olmasıyla daha da büyük bir kabahat işleyen içkici bakkalın zabıtaya isyanı nefretimi ayağa kaldırdı! Sen kimsin kardeşim!? Bak orada biri göbekli, enine çizgili tişörtlü, diğeri kırmızı kravatlı, kelli ferli , ( kravat rengi hakkında yanılmış olabilirim...)milletin ahlâkının ve iffetinin bekçisi iki tane kapı gibi görevli dururken senin yapman gereken, boynunu eğip, buzdolabı ve kafatası nasıl kırılıyor, bakıp öğrenmekti!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bundan sonra bakkal yakın takibim altında! Sen hele gene bira satmaya devam edip milletin olmayan entellektüel seviyesini iyice düşür gör ben sana neler yapıyorum?! İnsan şarap satar hiç olmazsa da belki biraz inceliriz!(Bedenen değil! O zabıta amcalardaki kahraman Türk kasına kim dokunabilir! Kırarım ellerini! Ben zihniyet anlamında demiştim... Ne de olsa şarap antik bir içki!)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yalnııız! İki tepki , alâkamı cezbetti. CHP'liler "Okyanusun ötesindeki duyarlı insanlar!" diyerek Amerikalı'lara sarılıverdi, bu konuda! Aynı Amerikalı'lar CHP'nin darbeci dalkavukluğunu eleştirdi miydi hemen emperyalist oluyorlardı! Hani ülkemizi dışarıya şikayet etmiyorduk sevgili CHP, n'oldu? İç hukukun bir parçası haline gelmiş AİHM'ye kızıyordunuz hani? Zorbaların dürüst olması zor tabii, ikiyüzlülük, zorbalığın komplikasyonlarından...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Keçören Belediye Başkanı da " Bu bana düzenlenmiş bir komplo!" demiş! Yahu bakkalı dövenler Tanzanya'dan mı getirilmiş? Senin bordrondan ekmek yiyen adamlar! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Son olay, AKP'nin milleti "müslümanlaştırma" niyetinin bir tezahürü gibi geliyor bana. Adım adım "müslüman olmayanlar" günlük hayatın dışına itiliyor. " Dinci " demekte mahzur görmüyorum, dincilerin bana göre en büyük riyakârlığı, gayrımüslimlere duydukları gerçeğe yakın hoşgörüyü, kendilerinden olmayan sıradan müslümanlardan esirgemeleri ve kendilerini "müslümanlar" diye nitelerken diğer müslümanları örtülü olarak "aforoz" etmeleri...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Millî irade iyi hoş da milletin ahlâkından, menüsüne kadar her şeyini belirlemek için değil, yalnız ve ancak bürokrasi oligarşisini te'dip etmek için kullanıldığında işe yarıyor. Aksi takdirde, zorbalığı besleyen sinsi bir güç haline getiriliveriyor.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-3389415425455892333?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/3389415425455892333/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=3389415425455892333' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3389415425455892333'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/3389415425455892333'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/ben-de-kzyorum-bira-satanlara.html' title='Ben de Kızıyorum Bira Satanlara!'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLVUX5kWwxI/AAAAAAAAAz4/-oAJ076xNhU/s72-c/Keciorende-bakkalin-dovuldugu-iddiasina-sorusturma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-5149122244104286380</id><published>2008-08-27T15:49:00.000+03:00</published><updated>2008-08-27T15:53:54.034+03:00</updated><title type='text'>Kafkas Çorbası, Bakü Petrolü Ve Yeni Emperyalizm</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLVOTWxLgUI/AAAAAAAAAzw/hBvoglBZcDg/s1600-h/53206.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239179835951776066" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLVOTWxLgUI/AAAAAAAAAzw/hBvoglBZcDg/s320/53206.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kimse kusura bakmasın ben Kafkas’ların fevkalâde bir yemek kültürü olduğuna inanmıyorum, bütün karmakarışıklığına rağmen. Neredeyse her köyün ayrı bir dil konuştuğu bu coğrafyada, Rus hegemonyası olmasa sanırım ortak bir medeniyet zemini de bulunamayacakmış.&lt;br /&gt;İşte bu karmakarışık coğrafyada, nüfusları bir çok Türkiye ilinden az kıyamet gibi “özerk bölge” bağımsız olmak için can atıyor. Adı devlet olan, bürokratları, bayrağı falan olan onlarca köy, BM’de temsil edilmek istiyor. Tabii “her halkın kendi kaderini belirlemesi!..” diyerek hörelenecek olanlar bunu gözleri kapalı destekleyeceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Peki Kafkas’lar’da ve hatta eski SSCB cumhuriyetlerinde kafamızdaki ideal bağımsızlık fikri acaba meselâ ana ülke Rusya Federasyonu’na makbul ve makul görünüyor mu? Herhalde Stalinizmle malul hümanizmleriyle eski solcularımız Abhazya ve Osetya’nın, hiç kimsenin tesiri altında kalmayan “tam bağımsız” ülkeler falan olacağını sanıyorlardır?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Rusya bu kısa savaşla, bölgedeki petrol akışında kendisinin mutlaka fikrinin alınması gerektiğini yeterince açık anlatmıştır ama bunun için “aktör” olmak lazım, seyirci değil… Elbette solcularımız eski hamilerinin petrol egemenliği gibi kaka emperyalist niyetler taşımadığından emindir… Belki bir yıla kalmaz, Bakü- Ceyhan boru hattının nende kuruduğunu merak ederler ben söyleyeyim, petrol sadece ABD’nin iştahını kabartmaz…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-5149122244104286380?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/5149122244104286380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=5149122244104286380' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5149122244104286380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5149122244104286380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/kafkas-orbas-bak-petrol-ve-yeni.html' title='Kafkas Çorbası, Bakü Petrolü Ve Yeni Emperyalizm'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLVOTWxLgUI/AAAAAAAAAzw/hBvoglBZcDg/s72-c/53206.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-7217129461917809270</id><published>2008-08-27T15:12:00.000+03:00</published><updated>2008-08-27T15:34:05.761+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='klip kalınlamaları'/><title type='text'>Bırakıp Gitme  İsmaiil!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLVJgbHjVOI/AAAAAAAAAzo/GMqf38WQb6U/s1600-h/ismail-yk2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239174562899514594" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 292px; CURSOR: hand; HEIGHT: 212px" height="240" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLVJgbHjVOI/AAAAAAAAAzo/GMqf38WQb6U/s320/ismail-yk2.jpg" width="292" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şofbeni takarken biraz belim ağrıdı,tamam. Ama belki de bana bu gücü veren, pop müziğimizin genç seslerinden,bir efsane adayı haline gelmiş, İsmail YK idi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Olay şöyle gelişti amirim: Ben hanımı nöbetinde ziyarete gittiydim. O sırada yemekhanede yemek yiyormuş, aşçı abi de gelmiş, Türkçe sözlü hafif, ultra hafif, mega hafif ve hatta ağırlıksız müzik kanallarından birini, o güzelim LCD televizyonda açtı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir de baktım süper güzel bir kız! Hanımın yanında nasıl kıza "güzel" diyeyim? Baktım dünya yakışıklısı, genç kızları göz bebeği, korneası, merceği ve hatta göz sıvısı İsmail YK deli gibi koşarak yoğun bakıma girmiyor mu? Kılığına bakıyorum, nerede çalıştığını anlayamıyorum? Memur olsa, takım/ kravat falan olur... Tamirci de değil? Manav desen? Doktor olmadığı kesin! Tut ki kılıksız bir eczacı ( "Eczacı kılıksız olmaz! Seni kınıyoruz!" diyecek sürüsüyle hamşo var biliyorum da ben kendi üzerimden konuştuydum...)ama öyle olsa, eczaneden fırladığını falan görürdük?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Velhasıl-ı kelâm, yakışıklı prens, yoğun bakımın penceresinden mahzun/melûl (= bazen "bön") bakarak kızın komadan çıkmasını bekliyor. Klibin bir yerinde kızın buna kızarak evi terk ettiğini görüyoruz ama sebebi belli değil! Artık YK, kızın yaptığı musakkayı mı beğenmedi, yoksa okeyden eve geç mi döndü, bilemiyoruz, günahı boynuna! Sonrasında kızı hastanede görüyoruz, ne zaman kim çarptı belli değil? O kadar kusur kadı kızı klibinde de olur!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Neyse uzatmayayım, önce şiire benzeyen bir meleme sonra da rap/hiphop "tadında" bir bölümle sevgili İsmail YK " Sanatın her dalında varım kardeşim!" diyerek herkeşlere meydan okuyor! Sonra! Aman Allah'ım, o da ne?! Kızın ruhu bedeninden ayrılıyor.... YK hayret dolu gözlerle kızın ruhuna bakıyor. Kızın ruhu " Ulan sana ne desem?" gibisinden bir ilenmeyle, " Niye braktım ki seni?" gibisinden bir pişmanlık arasında çalkalanıp en nihayetinde bedenine geri dönüyor ve tataaaa! Mutlu son!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Allah belânı versin! Bana gelen sana gelsin!" diyerek ez cümle büyükbaşların aşklarına tercüman olan sevgili İsmail YK'nın bu şarkısını ve elbette ki ( artık sadece "elbette" yetmiyor ya, yap oradan bol -kili bir "yengen") şarkıyı izah eden o muhteşem video klibi yürekten kutluyorum! Başarılar seninle olsun sevgili İsmail YK!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-7217129461917809270?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/7217129461917809270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=7217129461917809270' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7217129461917809270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7217129461917809270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/brakp-gitme-ismaiil.html' title='Bırakıp Gitme  İsmaiil!'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLVJgbHjVOI/AAAAAAAAAzo/GMqf38WQb6U/s72-c/ismail-yk2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2277847918701464190</id><published>2008-08-27T10:50:00.000+03:00</published><updated>2008-08-27T10:55:00.067+03:00</updated><title type='text'>Timsah-Nehrin Dişleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLUHoWMYiBI/AAAAAAAAAzg/T6V8Wtfnkig/s1600-h/_1208373653.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239102131249121298" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 199px; CURSOR: hand; HEIGHT: 306px" height="320" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLUHoWMYiBI/AAAAAAAAAzg/T6V8Wtfnkig/s320/_1208373653.jpg" width="199" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu janr 80’lerde kaldı sanıyordum, yanılmışım. “Daha büyük daha iyidir!” klasik piyasa taktiğinden yola çıkılarak yapılmış bir film “Timsah”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Timsahı daha açık seçik görebilsek belki de teknik imkânsızlıklarla, aşırı yakın çekimlerle ve karanlığa hapsedilerek çekilmiş canavar filmlerinden farklı olduğunu düşünebilirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuhaftır ki bir yandan sinemada “pornografiye” vardığı söylenen bir şiddet eğiliminden bahsediliyor ; diğer yandan kan/ şiddet sahnelerinde git gide daha fazla “sansüre” rastlıyoruz. “Timsahın yüzünü yıpratmayalım!” diye düşünülmüşse niye filmin sonunda gariban anti kahramanımız ölüyor? Üstelik geride bir varis bırakamadan….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykü aşırı basit, düğüm mantıksız… Olumsuz eleştiriler yapmak istemem ama sınırlı imkânlar içinde seyredebildiğim filmler içinde böylesine yüzeyseli de çıkınca yapacak bir şey bulamıyorum. Evet, belki “Timsah’ı” nitelemek için en uygun kelime, “yüzeysel”. O kadar basma kalıp bir senaryosu var ki… Tek iyi şey, bol bol Avustralya manzarası seyredebilmeniz…&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Tür : &lt;a class="turunculine_11_px" href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=tur&amp;amp;keyword=23"&gt;Aksiyon&lt;/a&gt; / &lt;a class="turunculine_11_px" href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=tur&amp;amp;keyword=7"&gt;Macera&lt;/a&gt; / &lt;a class="turunculine_11_px" href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=tur&amp;amp;keyword=11"&gt;Gerilim&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Gösterim Tarihi : &lt;a class="item" href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=vizyon&amp;amp;keyword=27.06.2008"&gt;27 Haziran 2008&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yönetmen : &lt;a class="turunculine_11_px" href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/17553"&gt;Greg McLean&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Senaryo : &lt;a class="turunculine_11_px" href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/17553"&gt;Greg McLean&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yapım : &lt;a class="turunculine_11_px" href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=yil&amp;amp;keyword=2007"&gt;2007&lt;/a&gt;, &lt;a class="turunculine_11_px" href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=ulke&amp;amp;keyword=1"&gt;ABD&lt;/a&gt; / &lt;a class="turunculine_11_px" href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=ulke&amp;amp;keyword=5"&gt;Avustralya&lt;/a&gt; , 92 dk.&lt;br /&gt;Oyuncular &lt;a class="turunculine_11_px" style="LINE-HEIGHT: 15px" href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/3156"&gt;Radha Mitchell&lt;/a&gt; (Kate Ryan) , &lt;a class="turunculine_11_px" style="LINE-HEIGHT: 15px" href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/2684"&gt;Michael Vartan&lt;/a&gt; (Pete McKell) , &lt;a class="turunculine_11_px" style="LINE-HEIGHT: 15px" href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/22749"&gt;Sam Worthington  .&lt;/a&gt; (Neil) , &lt;a class="turunculine_11_px" style="LINE-HEIGHT: 15px" href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/22750"&gt;Caroline Brazier&lt;/a&gt; (Mary Ellen) , &lt;a class="turunculine_11_px" style="LINE-HEIGHT: 15px" href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/14266"&gt;Stephen Curry&lt;/a&gt; (Simon)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2277847918701464190?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2277847918701464190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2277847918701464190' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2277847918701464190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2277847918701464190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/timsah-nehrin-dileri.html' title='Timsah-Nehrin Dişleri'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLUHoWMYiBI/AAAAAAAAAzg/T6V8Wtfnkig/s72-c/_1208373653.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2205229902437854755</id><published>2008-08-26T21:08:00.000+03:00</published><updated>2008-08-26T21:11:23.750+03:00</updated><title type='text'>Liberallerin Ayn RAND yetmezliği</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLRHIF_gZcI/AAAAAAAAAzY/m1pPnFbF1wA/s1600-h/ayn_rand_4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238890470911796674" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLRHIF_gZcI/AAAAAAAAAzY/m1pPnFbF1wA/s320/ayn_rand_4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sanırım 20. YY yazarları içinde fikirleri Ayn RAND kadar yanlış anlaşılan bir başka düşünür/yazar daha yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin kötüsü, kolektivistlerle uzlaşmayı bir tür borç saymak, kendi bilgisinden ve erdemlerinden utanmak kompleksiyle çoğu liberal, bir vicdanî “öz eleştiri” görünümü altında Ayn RAND’ı, kolektivistlerden çok daha sert eleştirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sebebi de maalesef felsefeye hakim olamamak, felsefeyi bir tür “düşünürler tarihi” olarak ele alıp ezberlemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka sebep de “ Tek bir doğru yoktur!” saçma argümanına bağlanmak, bu argümanı doğuran diyalektik şaşılığı sorgulayabilecek cesaretten ve özgüvenden , öğrenilmiş bir şekilde yoksun kalmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayn RAND’ı bilhakkın okuyanlar onun Aristo felsefesine yakınlığını göreceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayn RAND için mantık Aristo’nun mantığıdır ki o, bu mantığın, günlük hayatta en basit alışkanlıklarımızdan en karışık ahlâkî davranış problemlerine kadar her yerde geçerli olduğunu savunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu da insanın karar vermesi mecburiyetine dayandırır ki bu karşı çıkılması imkânsız bir argümandır. Her ne kadar liberal literatürü, düşünürlerin şahsi fikirleri, özel hayatları ve birbirleri hakkındaki fikirlerine dayanarak bir dedikodu mantığıyla çürütmek isteyenler meselâ Mises ile ilgili düşüncelerini sık sık dile getirseler de Mises’in tümdengelimci mantığı ve “İnsan davranış gösterir!” diyen efsanevî aksiyomu, Ayn RAND ile bu açıdan aynı fikrî kaynaktan beslenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç, hedef ve kural üçlüsü nihaî tahlilde” mutlaklıkları” göz önüne almayı gerektirir. Mutlaklıklar olmadığı takdirde karara varmak,”hüküm vermek” mümkün olamaz. Diyalektik şaşılığın “ Her şey zıttıyla kaimdir.” Argümanı “Her şey”in “Her” nitelemesiyle birbirinden ayrılan şeyler olduğu iç kabulüyle zaten şeylerin ayrılığını kendiliğinden kabul etmekle beraber, sanki her “şeyin” birbirinden ayrı tanımlanamayacak kavramlar veya idealar olduğu yanlış kanaatini doğurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bir “şey” hakkında herhangi bir ayırt edici tanım getiremezsek, şeyleri birbiriyle mukayese etmemiz, üst üste konulabilecek, birbirine eklenecek önermeler geliştirmemiz imkânsız olacaktır. Oysa hayatımız sürekli hükümlerle yürür, çünkü sürekli bir “şeyin” diğerine göre tercih edilebilir olduğu kararına göre hareket ederiz. Adam öldürmemeyi, öldürmeye tercih etmemizde, toplumsal alışkanlıkların rolü bulunmakla beraber, ölmenin bizim için ne anlama geldiği fikrinin, diğer fertlere yansıtılmasıyla bir tercih yaparız. Bu tercihimiz de adam öldürmemenin tercih edilir olduğuna dair bir hükümdür! Oysa ülkemizi korumak için savaştığımızda, şartların değişmesini göz önüne alır buna göre karar veririz. Mesele, bir hareketin farklı şartlarda farklı “değerlendirilmesi” değildir. Mesele, rölativizmin, “kararın verilemez” olduğu alt söylemine rağmen her zaman bir hükme varılması, bir karar verilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Ayn RAND objektivist ahlâktan bahsederken, varoluşu, “temel mutlak” olarak ele alır. Yani Ayn RAND bir ahlâkî rölativist değildir. Onun “varoluşu sağlayan davranış” argümanının bir benzerini, Hayek’in “kendiliğinden doğan düzen” argümanında da bulabiliriz. Dolayısıyla, Ayn RAND’a göre ferdin varoluşu, onun keyfî olarak belirlediği bir mecburiyet değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayn RAND’ı, bilhassa liberaller, “ toplumdan koparılmış bireysellikler savunucusu” olarak anlamaya meyyaldir. Bu ezberin kaynağı sanırım, onun eserlerini, “eserlerle halleşerek” okumak zahmetine katlanmadan, ikinci el yorumlar aracılığıyla değerlendirmek tembelliğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde Ayn RAND neyi savunmuştur? Ayn RAND ile ilgili yaygın, yüzeysel ve iç bunaltacak kadar cahilce yanlış eleştirilerin dikkat etmediği çok basit bir gerçek vardır ki onun kahramanları gerçek insanlardır. Bakkaldan ekmek alır, kimsenin yapmak istemeyeceği ağır işlerde çalışırlar. Howard ROARK, hayatını kazanmak için mermer ocağında, gökdelenlerde çalışır, oradaki basit ama namuslu insanlarla samimi dostluklar kurar, onların varlıklarından zevk alır. Onların dostluklarından, onlarla aynı “değerleri” paylaştığı için zevk aldığını her zaman belirtir. Aynı şeyleri John GALT, Dagny TAGGART içinde görürüz. Hepsinin “zevki” insan olmanın temel şartı olarak gördükleri şeyi gerçekleştirmektir. Yoksa onlar “zevk” adı altında “herhangi” bir şeyi yapmak amaçsızlığına kesin bir dille karşı çıkarlar. “Zevk” almanın, ancak var olmayı sağlayan, “var etme” işini yaparak, gerçek bir şey üretmekten dolayı mümkün olabileceğini söyler ve “Atlas Vazgeçti,’de” “ …Aslında o partiden zevk almayı en çok biz hak ediyorduk…” derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaysıyla Ayn RAND’ın “ahlâkı”, hiç de diyalektik şaşılığı arkasına alarak amaç uğruna her şeyi mübah gören kolektivist “ahlâkı” gibi rölativist olamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayn RAND’ın ahlâkı, kişinin kendi iç hesaplaşmasına dayanır ve asla aldatılamayacak egoya karşı girişilen bu hesaplaşma ile ferdi, kolektivist değerlerin, keyfî mutlaklığından kurtarır. Bu ahlâk anlayışı, otoriterle, iktidarlar değişse dahi, insanın varoluşuyla ilgili olarak ferdin bilincindeki metafizik temellerin değişmediğini, çünkü insan toplumlarını oluşturan şeyin ferdin var olmak arzusu olduğunu ve bunun da nihayetinde “ahlâk” olarak tecelli ettiğini söyler. Bu açıdan onun yaklaşımının bir kere daha Hayek’in evrimci, rasyonalizmiyle kesiştiğini belirtmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayn RAND’ın ahlâkı, ahlâkı kollektivitenin keyfiliğinden kurtarır, her ferdin varoluşa dayalı temel kararlarının, bu keyfiliklerden her zaman üstün olacağına sonsuz bir güven duyar ve işte bu güven, liberal özgürlük anlayışına yaptığı ve maalesef liberallerin bir türlü fark edemediği büyük bir katkıdır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2205229902437854755?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2205229902437854755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2205229902437854755' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2205229902437854755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2205229902437854755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/liberallerin-ayn-rand-yetmezlii.html' title='Liberallerin Ayn RAND yetmezliği'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SLRHIF_gZcI/AAAAAAAAAzY/m1pPnFbF1wA/s72-c/ayn_rand_4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-5588823716455109846</id><published>2008-08-23T17:26:00.000+03:00</published><updated>2008-08-23T17:34:13.586+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Edebî eleştirilerini, tahlillerini hayranlıkla okuduğum, fevkalâde ince ve duyarlı &lt;a href="http://endiseliperi.blogspot.com/"&gt;Endişeli Peri’nin&lt;/a&gt; aşağıdaki yazısını okuduğumda , hayallere neden gerçeklerden daha fazla bağlandığımızı sormadan edemedim, kendime. Yazı “Taraf’tan” alıntı herhalde?. Anlam arayışı endişesi taşımayan, tanımsızlık, hükümsüzlük ve kıyassızlık gibi yönlerden azıcık eksik ve hatta maalesef körcesine tarafgir gibi görünüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Cemaatçi solun düzeyi(...)&lt;/em&gt;&lt;a href="http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?id=9"&gt;&lt;em&gt;Söz konusu bakış solculuğun evrenselliğini, eşitlikçi anlayışını ve ahlaki kaygılarını bir anda ikincil kılabiliyor. &lt;/em&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Solun evrensel olmak zorunluluğu ve hatta kaabiliyeti nereden kaynaklanır? Kaldı ki evrensel olmak iddiası bunu gerçekleştirebilmek demek midir? Her şeyden önemlisi evrsenel olmak iddiası “doğru” veya “ahlâkî” olmayı temin edebilir mi? Görünen o ki evrende solun uygulandığı her yerde aynı yıkıcı ve insanlıkdışı sonuçlara ulaşılmıştır. Bu açıdan evet, sol aynı sonuçlara sebep olmak itibariyle “evrenseldir”.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;Artık önemli olan emperyalizm ve onun işbirlikçileri... &lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bucümle gerçekten içi dolu ve bilimsel bir cümle mi? İşbölümü yaygınlaşmış, MIT gibi üniversiteler, internette ders notlarını paylaşıyor, dünyanın hiçbir süper gücü artık kendine yeterli olmadığını fark etmiş ve fakat sanki bir emperyal sabit sınıf varmış da bunlar bir tüzük egreği hareket ediyormuş gibi anlaşılıyor. Sol yazıdünyaısnın kahir ekseriyeti bu kabil, içi boş, anlam arayışında çıkmaz sokak cümlelerle doludur&lt;/span&gt;.&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;Evrensellik, eşitlikçilik ve ahlak solun bizatihi ilkesel temeli olmaktan çıkıp, geçmişte dönemin getirdiği geçici bir zorunluluğa dönüşüyorlar.&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Evet evrensellik ve herkese bal/ süt ırmakları gibi pek boyu aşan iddiaların sahibi sahibi olmakla beraber solun bir “ahlâkî” ideal taşıyıcı olduğu iddiası gayet su götürür bir iddiadır. Sol Hegel’den devraldığı diyalektik canbazlığı, eylemlerindeki zorbalıkları örtebilmek için gönlünce istismar ederken, hepimizin bildiği normatif ahlâkı da “burjuva ahlâkı” olarak küçümsemiştir Yani soldan ahlâk adına öğreneceğimiz bir şey yoktur&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;. Diğer taraftan solculuk kemalizm gibi istenildiği gibi oynanabilen ‘gevşek’ bir ideolojik tutum değil. Bu konuda yapılmış olan kuramsal ve entelektüel tartışmaları bir hamlede kenara atamazsınız... Dolayısıyla da evrenselliği, eşitliği ve ahlakı bir biçimde yeniden tanımlamanız ama bu tanımlamanın sizin şu andaki tutumunuzla çelişki yaratmaması lazım. Böylece bu kavramları kategorik kutsallıklar haline getiriyorsunuz. Evrensellik artık yaşamakta olan somut insanları değil, neredeyse dinsel bir dogmayı ima ediyor. Eşitlikçilik içinde yaşadığınız toplumun kimlikleri içinde değil, makbul ve steril bir kimlik dünyasında aranıyor. Ahlak ise, ötekine ne yaptığınızla değil, olaylar karşısında tekrarladığınız ‘ilkesel’ klişelerle ölçülüyor.&lt;/em&gt;&lt;/a&gt; Güzel ama bir o kadar boş cümleler, çünkü ahlâkî normatizmin niteliği değişmemiştir, sadece solcular onun normatif olamsı gerektiğini en nihayetinde idrak edebilmişlerdir ki bu durum açıkça idealizmi reddetmenin anlamsızlığını itiraf etmektir. Buradaki evrensellik tanımları üzerinde konuşulabilecek, yanlışlanabilecek önermeler değildir. Sadece kör bir inancın kurmaca evreninden süslü ifadelerdir. Hülâsa, dünyanın kurtuluşu solla değil, sola rağmen olacaktır. Solun, hükümet politikalarını belirlediği karanlık çağları geride bırakarak, onun bir tür ergenlik aykırılığı hevesi olduğu fark edilmeli ve aklı başında insanlar yukarıdakine benzer boş cümlelere itibar etmeksizin normatif bir ahlâka göre hareket etmelidir. Solu ait olduğu çöplüğe bırakarak kaybedeceğimiz tek şey zincirlerimiz olacaktır. Öte yandan sosyolojik olarak solun yapısı zaten “ cemaatçidir”. Cemaatçi bir kampın evrenselliği ise açıkça saçmadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-5588823716455109846?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/5588823716455109846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=5588823716455109846' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5588823716455109846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5588823716455109846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/edeb-eletirilerini-tahlillerini.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-6388908884367274522</id><published>2008-08-21T17:23:00.000+03:00</published><updated>2008-08-21T17:29:36.547+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Ekmeğin Derdine Yansın Bu Dünya &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SK17pLXw73I/AAAAAAAAAzQ/vSmcSaLvcGk/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5236977889059073906" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 205px; CURSOR: hand; HEIGHT: 136px" height="92" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SK17pLXw73I/AAAAAAAAAzQ/vSmcSaLvcGk/s320/images.jpg" width="205" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gün sıcağı daha başlamamışken ve hatta sabahın erken ayazı tenimi ürpertirken evden çıktım. Taze ekmeğin kokusu karşı kaldırımdan burnuma vuruyordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bir dakika! O da ne? Fırının başındaki fırıncı terliyor mu ne? Sadece o değil, yanında hamurları tekneden alıp şekillendiren çırağı da terliyor, galiba? Hayır! Bir tek o değil! Orada , fırının yukarısında bir yarıktan, hamur dolu tekneleri ağıya sarkıtan çırağın da alnında ter görür gibi oldum? Oysa benim bütün yaptığım onlardan ekmek istemekti? Ben terlemedim bile! Acaba bana kızdılar mı? Anlaşılan epey emek sarf ederek ürettikleri ekmeği öylece alıp gitmem acaba onları üzdü mü? Gerçi ekmeği bedava alabilmek beni keyiflendirmişti ama bir tuhaflık döndüğünü de sezmiyor, değildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam fırından çıkarken kapıya bir kamyonun yanaştığını gördüm. Kafalarına çuvalları köşelerinden takarak şapka haline getirmiş, üstleri başları bembeyaz hamallar, kamyon kasasından atlayıp alınlarındaki teri silerek beklemeye başladılar. Kamyonun şoförü de terden sırılsıklam olmuş gömleğinde bir düğme daha açarak etlindeki ek parça demir çekiçle, kapağın kamalarını yerlerinden çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamallardan biri kamyonun üstüne atladı. Vücudunun zayıflığı içimi burktu ama bir kaplan gibi çevikti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlarına yanaşıp gülümseyerek selâm verdim. Yorgunca gülümseyip selâmımı aldılar. “İşler nasıl?” diye sordum. Bazıları başlarını öbür yana çevirdi, diğerleri “ Sen nerede yaşıyorsun hemşerim?” der gibi baktılar yüzüme ama gene de cevap verdiler. “İşler iyidir, hamd olsun.” Canlarını sıkan bir şey olup olmadığını sormak istedim, vazgeçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ilgili görünmemeye çalıştım ama bazı sözlerine kulak misafiri oldum: “ Devlet hamal maaşlarına zam yapacakmış” “ Bir an önce yapsa iyi olacak, her ay iki kamyon fazladan çalışmaktan yoruldum emmolu!”, “ Ulan şeytan diyor!...” “ Şeytana falan uyma, kaç kamyon deniyorsa o kadar taşıyacağız! Millet ekmek yiyecek oğlum!” “ Ya biz?” “ Sen de ekmek yiyorsun ya!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Buğday nasıl oldu bu sene?” diye sordum safça, bu sefer bayağı güldüler. “ Ne bilelim? Biz çiftçi miyiz?” dediler. “ Ama nasıl olur? Sizin taşıdığınız unlar buğdaydan yapılmıyor mu?”.&lt;br /&gt;“ Biz onu bilmeyiz…”&lt;br /&gt;O sırada lâfa kamyon şoförü karıştı. “Buğday bu sene az.” Şaşırmıştım. “Nasıl olur, ya bunca un?” “Onların bir kısmı tohumluklardan alındı.” “Nasıl yani? Çiftçi gelecek sene ne ekecek?” dediğimde.. “ Onu TMO’ya sormak lâzım, un ne kadar gerekiyorsa buğdayda o kadar alındı.”&lt;br /&gt;“ nasıl alınır yahu! Buğday çiftçinin değil mi?” Bu sefer bir kahkaha tufanı koptu. “ ne diyon hemşerim sen?! Tarlalar hepimizin!” “ Haaa! Öyle olunca tohumluk buğdayı yiyebiliyor muyuz? Güzel işmiş.. Ne de olsa kendi malımız, desenize… Bir de.. gelecek sene ne yiyeceğimizi bileydik?” “ Onu da DPT’ye sormak lâzım, onlar biliyordur herhalde…?” “ Olmayan bir şeyin nasıl var edileceğini mi?”. “Hemşerim sen nerede yaşıyordun yahu? Vallahi çok komik adamsın! Türkçe konuşuyorsun ama?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada gözümün kıyısında beliren beyazlıkla irkildim ama çok geçti. Hamallardan birinin kazara üstüme attığı çuvalın altında kalmıştım. Bir çuvalın bu kadar ağır olabileceğini düşünmemiştim hiç. Demek bu çuvalları taşıyabilen adamlar ancak belli bir maaşla yaşayabiliyorlardı. O çuvalın altında nefesim kesilirken maaşların sormak nereden geldi aklıma bilmiyorum ama kahkahalara ben de katıldım, kendiliğimden. “uyan, uyan!” diyen sesler kulağımda yankılanıyordu gözlerimi açtığımda. Küçük kızım üstüme çıkmış, küçük parmaklarıyla gözlerimi açmağa çalışıyordu. Mutfaktan kızarmış ekmek kokusu geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Uyan artık tembel adam! Sana vereceğim bahşişi, fırıncının çırağına verdim!” diyen karımın mütebessim yüzünü gördüğümde ne kadar ferahladığımı anlatamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-6388908884367274522?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/6388908884367274522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=6388908884367274522' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6388908884367274522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6388908884367274522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/ekmein-derdine-yansn-bu-dnya-gn-sca.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SK17pLXw73I/AAAAAAAAAzQ/vSmcSaLvcGk/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-6223451722613234716</id><published>2008-08-13T13:40:00.001+03:00</published><updated>2008-08-13T19:21:56.774+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SKMJA6Jua8I/AAAAAAAAAzI/WRdWsMIjZu8/s1600-h/street%2B1%2B103.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234037103149345730" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 261px; CURSOR: hand; HEIGHT: 179px" height="213" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SKMJA6Jua8I/AAAAAAAAAzI/WRdWsMIjZu8/s320/street%2B1%2B103.jpg" width="296" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Beyaz Tebessümler Caddesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tesadüf varsa eğer… Kalbini sevinçten patlatacak bir şeydi bu. İçlerine kanla karışık çamur dolmuş tırnaklarına, kesiklerle dolu ellerine baktı. Üstündeki beyaz pikeye dokunmaya kıyamadı, tıpkı dokunmaya kıyamayacağı beyaz eller gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;Ellerinde kan vardı.&lt;br /&gt;Karnında bir yanma, bir ayrılma hissiyle atbaşı gidiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokak lâmbasına müteşekkirdi. Sarı ışıkları yumuşak bir battaniye gibi üstünü örtüyordu, içini ısıtıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Neden şu an aklıma sen geliyorsun, bilmiyorum ki? Beyaz ellerin, boğumlarında çilekeş eprimeleriyle parmakların. Ve dudakların… Dudaklarını hatırlamak susuzluğumu gideriyor, biliyor musun? Oysa hiç öpmedim ben onları…”&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçindeki ezikliği bu caddede yürürken biraz olsun unutabiliyordu. Işıl ışıl dükkânları, kaldırımlarında gerneşen koca çınarları, mütebessim insanlarıyla ne kadar iç açıcıydı. İşe başladığında, yere basmaktan korkarak geçmişti bu caddeden. Ait olmadığı bu konfor ırmağında, sürüklenen bir çöp gibi hissetmişti kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşi, evine yürüyerek bir saat uzaktaydı. Sabahları erkenden kalkar, fırınlardan, pastanelerden gelen kokuları içine çekerek kışları soğukla mahmur, yazları koşmaya hevesli güneşi karşılayarak yürürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte onu da bir kış sabahı görmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah saçları atkuyruğu yapılmış, , dizlerinin altına inen bej ve kalın bir pardösüsüyle, önü kapalı pardösüsüne rağmen kollarıyla kendini sarıyordu yürürken. Ve ellerinin beyazlığını da o zaman görmüştü. Biriyle çantasının sapını, diğeriyle pardösüsünün yakasını kavramış beyaz ellerini görür görmez aklına ilk gelen kelime “ kararlılık” olmuştu. Kenarlarında yerleşmiş kırk yaş çizgisiyle solgun dudakları, hafif çekik gözlerinin üstünde, kişiliğin vurgulayıcısı, yay gibi kaşlarını hafifçe çatarak yürüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet “hafiflikti” bu. Pardösünün içinde beyaz ve ince bir beden vardı şüphesiz ve bunu ilk düşündüğünde kendinden utanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan sonra her seferinde onu görmek ümidiyle gitti işine. Daha bir sever oldu, güneşi karşılamayı. Bazen karlarda ayak izlerini bulmayı denedi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kızdı kendine, bir saplantı geliştirdiğini düşünerek. “Şehir kendi başına bir anlam taşıyor mu be? Sanmam.. Hatta içki.. O bile taşımıyor. İnsansız şehirlerin ruhu olur mu? O. İyi ki geçiyor her sabah bu caddeden. O geçince, bir beyazlıkla temizleniyor bu kaldırımlar. Muhtemel hikâyeler sökün ediyor ardınca.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftalık edebiyat dergisini almış okuyordu o sabah. Caddenin tenhalığında dergisini okumayı çok seviyordu. Bunu yaparken her seferinde mutlaka hikâyelerini yazdığı defterini yoklardı. Defterinin sayfaları köşelerinden kıvrılırdı hep, bazen elinin kirinden kararırlardı. Bunları severdi. İnan olduğunu kendine hatırlatırlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sabah da yokladı defterini ve yere düşürdü. Defterini almak için sağına doğru eğildiğinde nereden geldiğini anlamadığı bir şeyin kendisine çarpmasıyla devrildi. Aklına ilk gelen bir arabaydı ama, öyle olmadığını, kulağına çalınan küfürle anladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerde bir genç yatıyordu, başından kan sızıyordu. Yanı başında siyah bir çanta duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Manyak mısın lan sen! Anasın avradını s…im!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç, elini beline attı, bir bıçak çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne yaptın bana lan!? Deşecem lan seni it!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başından süzülen kanları koluyla silip böğürerek üzerine atıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donup kalmıştı ki o sırada sağ yanında bir sızı duydu. Genç bıçağını saplamıştı. Öfkelenmeye vakit bile bulamamıştı ama, caddenin, pastanelerin ve konfor nehrinin yabancısı iki eli, iki yumruk olup gencin suratına indi. Gencin gözleri kaydı, bıçağı tutan eli gevşedi. Yere yığıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an şaşkınlıkla gövdesine saplanmış bıçağa baktı, sonra titreyen eliyle çıkarıp attı onu. Dizleri titredi, dizlerinin üstüne çöktü. Arkasından gelen küçük adımları işitti, bayıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hastanenin halkla ilişkiler müdürüyüm, size teşekkür etmek istiyorum. O kapkaççıyı siz durdurdunuz&lt;br /&gt;- … Öyle mi yapmışım?&lt;br /&gt;- Hahaha! Tevazuya gerek yok,gerçekten cesurca bir iş yaptınız.&lt;br /&gt;- Peki… teşekkür gerek yok, aslında ben…&lt;br /&gt;- Neyse, kendinizi yormayın. Kitaplarınızı ve derginizi getirdim, okuma zevkimiz benziyor galiba? Neyse daha sonra tekrar konuşuruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omzuna dokunup uçan beyaz ellerin, boğumları eprimiş parmakların hafifliğiyle yüreği kabardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çok isterim.&lt;br /&gt;Tebessümler buluştu önce…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-6223451722613234716?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/6223451722613234716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=6223451722613234716' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6223451722613234716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6223451722613234716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/beyaz-tebessmler-caddesi-tesadf-varsa.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SKMJA6Jua8I/AAAAAAAAAzI/WRdWsMIjZu8/s72-c/street%2B1%2B103.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1994055481707755685</id><published>2008-08-13T00:59:00.001+03:00</published><updated>2008-08-13T02:29:47.222+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SKIWdE_JhjI/AAAAAAAAAyo/xudR-4LpIPI/s1600-h/GatheringStorm-NT123-BubbleRiderFairy.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5233770405768562226" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 234px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px" height="320" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SKIWdE_JhjI/AAAAAAAAAyo/xudR-4LpIPI/s320/GatheringStorm-NT123-BubbleRiderFairy.jpg" width="234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Bir Peri Ruhunu Nerede Saklar?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Onu gördüğümde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Art arda yutkunmuştum. Çünkü saçları ensesinde toplanmış, yalımlı siyah ve uzundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerinde hafifçe çekik ve ışıltısı hafifçe çekingendi. Dudakları belirgindi, tebessümü de öyle. Ama nasıl demeli bilmem?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teninin beyazlığı mıydı tebessümünü aydınlatan yoksa aydınlığı mıydı tenini ışıldatan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutmuş bana son kitabım hakkında sorular soruyordu. Dikkatimi sorulara veremiyordum. Çünkü sesi rüzgâr gibi esiyordu kulaklarımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de kırk yaşın, gençliğe o ümitsiz vedasından uzakta ne aydınlık gülümsüyordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kitaplarınızda genellikle karamsarsınız, yanılıyor muyum?&lt;br /&gt;- Herkes öyle sanıyor ama bence değil…&lt;br /&gt;- Aslına bakarsanız… Yani bana göre, şöyle tüle sarınmış bir istihza var gibi ama?&lt;br /&gt;- Daha güzel tarif edilemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha güzel nasıl tarif edilebilirdi ki? Uzun parmakları masanın üzerine serilmiş duruyordu. Dokunamadım elbette ama.. İçimden bir ses, ruhun en nasırlı yerinin avuçlar olduğunu söylüyordu. Biliyordum yalnızdı, lâf arasında sormuştum ve üzerinde durmamıştım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öbür yandan… Kahramanlarınızı hiç yalnız görmüyoruz, hep aileleri , sevgilileri var yanlarında. Psikolojizme kapılmak istemem ama… Bu bir çeşit yalnızlık korkusunun dışavurumu olabilir mi?&lt;br /&gt;- Kesinlikle güzle soru ve cevabım “evet”. Yalnızlığı sevdiğimi sandığım çok zaman oldu. Sanki… Hürriyet gerçekte buymuş gibi…&lt;br /&gt;- Ama?&lt;br /&gt;- Ama gerçekte o değil… Şehri özlenir kılan şey içindeki sevdiklerimizdir.&lt;br /&gt;- Özel hayatınıza girmiş gibi olacağım ama…&lt;br /&gt;- Lütfen, buyurun…&lt;br /&gt;- Evinizden pek çıkmadığınızı duymuştum, doğru mu?&lt;br /&gt;- Evet.&lt;br /&gt;- Zevk alamadığınız için mi?&lt;br /&gt;- Evet. Çünkü bakılmaya değer kılan şey, bakılmaya değer olduğunu söyleyebildiğiniz birinin varlığıdır.&lt;br /&gt;- Anlıyorum.&lt;br /&gt;- Mesela şu an! Buradayız ve ben şu an dalgaların sesini işitebiliyor, rüzgârın esişini hissediyor ve yaprakların sallanışını görebiliyorum.&lt;br /&gt;- Neden şu an?&lt;br /&gt;- Çünkü onları görülmeye lâyık kılan biri var yanımda!&lt;br /&gt;- Şey.. Affedersiniz. Yani teşekkür ederim, iltifat ediyorsunuz ama…&lt;br /&gt;- Öyle diyorsanız öyle olsun…&lt;br /&gt;- Şey yani bakın…&lt;br /&gt;- Tedirgin ettiysem özür dilerim. Ama beni okuduysanız bilirsiniz, açık olmak konusunda biraz… Pervasızımdır.&lt;br /&gt;- Şey…&lt;br /&gt;- Bırakmak mı istiyorsunuz?&lt;br /&gt;- Yok değil de.. Yani uzun zamandır. Off! Böyle söylememem lâzımdı!&lt;br /&gt;- Lütfen korkmayın…&lt;br /&gt;- Korkmuyorum!&lt;br /&gt;- Tamam, özür dilerim. Konuya dönelim , isterseniz.&lt;br /&gt;- ….&lt;br /&gt;- N’oldu?&lt;br /&gt;- Aslında şimdiye kadar yaptığımız söyleşi, yeterli…&lt;br /&gt;- İyi ya işte! Benim gibi işe yaramaz bir adama fazla bile yer ayırmışsınız demektir. Sizin dergi şöyle kallâvî bir toplumcu “yazar” bulsaydı daha iyi ederdi…&lt;br /&gt;- Lütfen. Rica ederim. Sizinle söyleşiyi ben istedim.&lt;br /&gt;- Siz mi? Ama niçin? Ben o kadar ünlü bile sayılmam…&lt;br /&gt;- Kitaplarınız hoşuma gidiyordu. Cümleleriniz doğal ve akıcıydı….&lt;br /&gt;- Ve?&lt;br /&gt;- Ve o kitapları yazan adamı merak ettim.&lt;br /&gt;- İyi işte! Umarım sizi hayal kırıklığına uğratmadım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülümsedi gene. Gülümsemesini çok sevmiştim. Gözlerinin kenarındaki kırışıklıklar onu gerçek bir insan yapıyordu. Güneşin yakıcılığı azalmış, gölgeler uzamaya başlamıştı. Dökülen kâkülünü, uzun parmaklarının o iş bilirliğiyle kulağının arkasına atışı ellerinin yalnızlığının bir sızlanışı gibi geldi bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayır, uğratmadınız…&lt;br /&gt;- O bildiğimiz yazar çapkınlığı gibi mi geldi sözlerim?&lt;br /&gt;- Hayır… Onlar başka sözlerdir ve başka türlü söylenir.&lt;br /&gt;- Meselâ?&lt;br /&gt;- Meselâ beni daha yakından tanımak isterdiniz, tanıdığınız yazarlarla tanıştırmak için bir bara veya lokantaya falan filan…&lt;br /&gt;- Birincisi ben bahsettiğiniz yerler nerelerdir bilmem? Çünkü insan o yerlere giderek yazar olmaz, olamaz. İnsan yazdığı yerde yazar olabilir ancak. İkincişsi fazla yazar tanımadığımı, kitaplarımın satış rakamlarından anlayabilirdiniz? Yani sırtını kaşıdığım ve sırtımı kaşıyan kimse yok. Üçüncüsü…&lt;br /&gt;- Evet? Beni daha yakından tanımak?&lt;br /&gt;- Bunu ne kadar istediğimi tahmin bile edemezsiniz. Gelin görün ki ruh denen şey pek kırılgandır. Işıltısı , dokunulduğunda kaybolur ve o çabucak kırılır.&lt;br /&gt;- Çok da incesiniz?&lt;br /&gt;- İncelik bir lütuf değildir, bana göre insanın var olma şeklidir.&lt;br /&gt;- Sanırım herkes öyle düşünmüyor?&lt;br /&gt;- Evet, haklısınız. Bilhassa bar gazetecileri ve yazarları ile tüccar geçinen mürekkepli kâğıt simsarları…&lt;br /&gt;- “Tüccar geçinen”? Sizi pek solcu gördüm? Ay çok affedersiniz insanın diline televizyondan takılıveriyor işte…&lt;br /&gt;- Hahahaha! Hiç problem değil! Haklısınız… Şöyle ki gerçek bir tüccar, her zaman “değerin” peşinde koşar, saçma sapan ideolojilerin veya inanışların, gözlerini karatmasına izin vermez.&lt;br /&gt;- Bayağı değişik bir yaklaşım, doğrusu?&lt;br /&gt;- Teşekkür ederim, teveccühünüz!&lt;br /&gt;- Aslında… Başka kim olsa biraz çekinirdim ama…&lt;br /&gt;- Ama?&lt;br /&gt;- Tuhaf yani… Şimdi daha rahatım sanki.&lt;br /&gt;- İkinci iltifatınız için de teşekkür ederim.&lt;br /&gt;- Hayır iltifat eğildi.&lt;br /&gt;- Daha da güzel!&lt;br /&gt;- Hahahaha! Ya gerçekten dürüstsünüz veya?&lt;br /&gt;- Veya?&lt;br /&gt;- Çok usta bir çapkın!&lt;br /&gt;- Hahahaha! Nedense lâfı bir türlü akşam yemeğine getiremeyen bir çapkın ha?&lt;br /&gt;- Off! Neyse.. gerçekten kendimi daha rahat hissediyorum!&lt;br /&gt;- Buna memnun oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimi yere indirdim. Artık ne ellerine ne de yüzüne bakabileceğimi sanıyordum. Eğer bakmaya devam edersem, dayanamayıp ellerini tutabilirdim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama… İlk anda idrak edemediğim… Ansızın başlayan bir yağmur gibi ellerime düşen serinlikle ürperdim. Ellerimin üstünde bir an durup da geri çekilen yağmur dalgasını yakaladım, gördüğümü bile fark edemeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bunu yaptığım için özür dilerim… Ama nedense tutmak istedim elinizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülümsedim.&lt;br /&gt;- Ama ben özür dilemeyeceğim, elinizi çekmenize izin vermediğim için.&lt;br /&gt;- Gerçekten?&lt;br /&gt;- Gerçekten…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O akşam veya o gece veya yarın sabah ne olacağını bilmiyordum. Çınarların kokusu başımızı döndürüyordu, yapraklar yorgunca hışırdıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parktan el ele çıktık. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1994055481707755685?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1994055481707755685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1994055481707755685' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1994055481707755685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1994055481707755685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/bir-peri-ruhunu-nerede-saklar-onu.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SKIWdE_JhjI/AAAAAAAAAyo/xudR-4LpIPI/s72-c/GatheringStorm-NT123-BubbleRiderFairy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-7856220856119368041</id><published>2008-08-12T01:16:00.000+03:00</published><updated>2008-08-12T01:17:32.863+03:00</updated><title type='text'>Enkaz</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Günlük haberleri artık takip etmiyorum. Çünkü her biri birbirinden moral bozucu bir alay şeyi işitmekle kazanacağım bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On yedi kız çocuğu bir binanın altıda can vermiş. “Vay efendim orası kaçak Kur’an kursuydu!” diye yaygara koparıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi… “Kaçak Kur’an kursunun” ne anlama gelebileceği bir tarafa da bina, Kur’an kursu olacağı düşünülerek mi çürük yapılmıştır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleketimizde bina yapımı kimin tarafından denetlenmektedir? Bu yapı usulüne uygun denetlenmemişse, bu işten sorumlu adamın kayıtta kuyutta ismi geçmez mi? Bakın Marmara felaketinde bir müteahhit medyanın önüne atıldı ama o binaların kontrolünü yapan memurların kimler olduğunu bilemedik? Bilmeyen varsa söyleyelim, memleketimizde inşaat denetimleri “memur mühendislerce” yapılır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerede bir yolsuzluk görürseniz devleti de orada mutlaka göreceksiniz. Çünkü… Başkasının parasını gönlünce harcayabilen tek güç devlettir. Her depremde neden önce devlet binalarının yıkıldığını merak ediyorsanız sebebi budur. Şimdi bazı işgüzarlar devleti bir kocaman akil fert sayıp ona hakaret ettiğimi düşünebilir ama, her türlü sorgudan sualden, sıradan vatandaşlardan çok daha iyi korunup da , memuriyet yetkisiyle istediğini yapabilen adamlar, vatandaşa “devlet benim!” diyerek eza edebiliyorsa, devletin kendi itibarını bu ucuz vekillikten kurtarması lâzım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-7856220856119368041?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/7856220856119368041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=7856220856119368041' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7856220856119368041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7856220856119368041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/enkaz.html' title='Enkaz'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-5246728211481853158</id><published>2008-08-08T12:57:00.000+03:00</published><updated>2008-08-08T13:01:05.680+03:00</updated><title type='text'>Senin Soldan Beklentin Ne  Abi?</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJwZGta31DI/AAAAAAAAAyY/rvCybM6y4M8/s1600-h/Socialism_by_miniamericanflags.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5232084470159889458" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 197px; CURSOR: hand; HEIGHT: 223px" height="300" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJwZGta31DI/AAAAAAAAAyY/rvCybM6y4M8/s320/Socialism_by_miniamericanflags.jpg" width="197" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cem Yılmaz, korsan cips üreticisi bir dolandırıcıyı oynadığı reklam kampanyasında, telefondaki muhatabına “Senin bir cipsten beklentin nedir abi?” diye soruyordu. Soru haddi zatında komikti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu soruyu, CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’den atılmasına çeyrek kala bir kere daha sormakta fayda var: “Senin soldan beklentin nedir abi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef entelektüel vicdanlarımız sol tarafından öyle kat’i biçimde ipoteklenmiş ki en sert muhalifleri bile “adamakıllı” bir sol olabileceği iyimserliğinden bahsedebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim aslında sol özgürlükçüymüş, eşitlikçiymiş , demokratmış da… Peki niye bu değerlere sahip tek bir sol partinin çıkmadığını kimse cevaplayamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufuk Uras derin devlete yönelik bir araştırma faaliyetinin fitilini yaktı diye herkes bir anda solun kanlı tarihini unuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef solda bildiğimiz anlamda ( ki bizim bildiğimizi onlar “burjuva” etiketiyle tahkir eder) bir normatif ahlâk olmadığından, daha dün, bölücü terörün başıyla el sıkışabilen, “Devrimde kelleler gider!” diyen, banka soyguncusu, katil militanları kahramanlaştıran örgütlerin ahlâken nerede olduklarının cevabını da solculardan alamazsınız. Sol ne zaman harekete geçse etrafına yıkım getiren bir heyulâdır. Bu heyulâ, beynindeki fikirleri kuvveden fiile dökmedikçe “teorik” plana zararsız gibi görünmekle beraber, ne yazık ki henüz zarar vermeksizin harekete geçebildiğini gören olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solun eylemlerini “reel sosyalizm” diyerek tevil etmeye kalkanlara teorik sosyalizmin neresinde, nasıl bir etik felsefe bulunduğunu sorduğunuzda da bu sefer diyalektik canbazlıklarla iyiyle kötünün bir arada bulunduğundan, hüküm verilemeyeceğinden bahsedeceklerdir, büyük ihtimalle. Çünkü idealizme saldırı gözlerini o kadar kör etmiş, insan egosunun medeniyet yaratıcı gücünü meydana çıkaran normlar, onların – dinî terminolojiyi kullanmakta sakınca görmüyorum- “nefisleri” için öyle sınırlayıcı gelmiştir ki bu sınırları, ne pahasına olursa olsun kaldırmakla varacakları vahşeti ve ilkelliği dahi görememişlerdir veya görmezden gelmişlerdir. Tartışmayı dinî zemine çekmiyorum sadece, hazza yönelen yanımızı sınırlayan kurallara karşı Marksistlerin nasıl saldırdığını, bu sınırları nasıl hakir gördüklerini hatırlatmağa ça&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJwZOceVt-I/AAAAAAAAAyg/EtVNiOciCxw/s1600-h/RM2_N_SHOOT_WOMEN.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5232084603049981922" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 260px; CURSOR: hand; HEIGHT: 195px" height="195" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJwZOceVt-I/AAAAAAAAAyg/EtVNiOciCxw/s320/RM2_N_SHOOT_WOMEN.jpg" width="320" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;lışıyorum. Bir “zarar vermemek iradesi” olarak ahlâk, solun içinde kendine yer bulamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol gerçekten özgürlükçü müdür? Solun epistemolojisinde özgürlüğün nasıl anlaşıldığı gösterilmeden bu soruya hevesli üniversite öğrencilerinin heyecanlarından daha seviyeli bir cevap verilmesi imkânsız. Solun “özgürlük” anlayışının temelinde “ihtiyaçtan bağımsızlık” yatar. Ekmeksiz ahlak olmayacağını savunan sol için önce insanların ağızlarına birer lokma ekmek tıkabilmek lazımdır. Ama hiç kimse “insani şartlarda yaşamanın” bir lokma ekmekle sağlanamayacağını bildiğinden herkesin bir lokmadan sonra bir hırka ve sonra başka bir…. üzerinden ihtiyaçlarının giderilmesiyle özgürleştirileceği kanaati, bilhassa sıkıntılı kesimlerce kolaylıkla benimsenebilmiştir. Oysa böyle bir “tedarikin” nasıl yapılacağı üzerinde kimse düşünmek istememiştir. Öyle ya nasıl olsa kapitalistler üretmiştir, öyleyse onların sömürü düzeninin ürünleri dağıtılarak herkes ihtiyaçlarından bağımsız kılınabilir. Kimin ürününün yağmalanacağına kimin karar vereceği ve ne tür ürünlerin paylaştırılacağı, böyle bir paylaştırmanın özünde ahlâkî olup olmadığı, paylaştırılan şeylerin mülkiyet gibi özellik taşıyıp taşımadığı bir kalemde unutulmuştur. Dolayısıyla, insanların, başkalarının zorundan bağımsız şekilde “tasarruf” edecekleri varlıkları ortadan kaldırıldığında zaten ortada “tasarruf etme” ( bu kelimeyi hukuki anlamında kullanıyorum) hürriyeti de kalmamaktadır. Ama buna rağmen sol dendiğinde hepimizin kafasında hürriyetlerden yana bir entelektüel adam imgesi belirmektedir. Solun, “Bir insanın diğerinin zorbalığından bağımsız şekilde bilgisini ve yeteneğini, başkasının haklarını çiğnemeksizin kendi bildiği gibi kullanabilmesi” klasik tanımı solcular tarafından hakir görülürken, soldan , hürriyet adına medet ummak ne kadar akıllıcadır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solun eşitlikçiliği de gözlerimizi kamaştıran bir başka efsanedir. “Yeniden dağıtım”, “âdil gelir dağılımı” gibi hurafelerin altında yatan, temel hakları çiğnemek zorbalığını ilk aşamada bile görememek ciddi bir miyopiye işarettir. Üretmeyenlere, üretilmiş ürünleri, serveti “yeniden” nasıl dağıtabilirsiniz? Üretenlerin görevleri, ürünlerini karşılıksız olarak, üretemeyenlere dağıtmak mıdır? Veya ürün için riske giren inanların mübadeleyle elde ettikleri “gelirlerinin” daha âdil olması için neden bir kısmının, bu işle hiç ilgilenmemiş ve riske ortak olmamış insanlara dağıtılması gerekmektedir? Böyle bir “dağıtım” belki hayırhahlıkla, gönüllü olarak yapılabilir ama, bunu insanların gönüllülüğünden, uzaklaştırıp devlet eliyle yapmak, herhangi bir çetenin soygunundan çok da farklı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solun demokratlığına dair , onun artık Stalinizm’den uzaklaştığı yönündeki beklentiler veya intibalar da ham hayallerdir. Çünkü solun bir zamanlara küçümsediği “usulî demokrasi” bu gün, eski zorbaca mülkiyet transferinin yerini almıştır. Sonuçta mülkiyet transferi gene devletin zor kullanıcılığı sömürülerek yapılmaktadır, devlet meşruiyetinin bu şekilde istismarını gözlerden uzaklaştıran, işin içine demokrasinin sokulması olmuştur. Şüphesiz bir yönetimin yürütülebilmesi için en nihayetinde bir çoğunluğun talepleri belirleyici olacaktır ama… Hukuk devleti” olan demokrasilerde bu taleplerin hangilerinin meşru olduğu sorgulanacaktır. Eskiden ÇEKA milisleriyle evlerinden gramofonları müsadere edilip sonra kurşuna dizilen burjuvaların yerini bu gün artan oranlı vergilendirmeyle cezalandırılan burjuvalar almıştır. Gönüllülüğe dayanmayan mülkiyet transferi, özünde zorbaca olduğu için, temel hakların inkârı oldu için bu işin dipçiklerin zoruyla mı yoksa oy çoğunluğunun sağladığı devlet zoruyla mı yapıldığının bir farkı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solun demokratlığı, sürekli, vurgu yaptığı “örgütlenme fetişizmiyle” kendini siyasi hayatta korporatizm olarak gösterir. Hakkın örgütlenme yoluyla talep edilmesi fikri nedense demokratlık olarak kafamıza kazınmıştır. Oysa örgütler olsa da olmasa da insan olduğumuzu gösterir haklarımız doğuştan bizimle beraber var olagelmiştir. Sol demokratlığın bir başka tahrip edici yönü, her talebin bir “hak” olduğu kanaatini sorgulanamaz şekilde hâkim kılmasıdır. Meselâ “parasız öğrenim”, bir talep olabilir ama böyle bir talebin bir “hak” olup olmadığı nedense tartışılmaz. Solun demokratlığı, liberal okulun, üzerinde ısrarla durduğu “sınırlı demokrasi”, “sınırlı devlet” gibi ileri kavramları görmezden geldiği için “demokratlığı” da ancak “gaspı sağlayan oyculuk” diye tarif edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla soldan hâlâ medenî bir proje, ahlâkî bir duruş, hak savunuculuğu ummak ham hayalciliktir. Solu sol yapan ilkeler(!) insanlığın var oluşuna aykırı olduğu içindir ki o, hiç bir derdimize derman olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-5246728211481853158?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/5246728211481853158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=5246728211481853158' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5246728211481853158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5246728211481853158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/senin-soldan-beklentin-ne-abi.html' title='Senin Soldan Beklentin Ne  Abi?'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJwZGta31DI/AAAAAAAAAyY/rvCybM6y4M8/s72-c/Socialism_by_miniamericanflags.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-6837516767733995847</id><published>2008-08-06T11:23:00.001+03:00</published><updated>2008-08-06T11:23:53.107+03:00</updated><title type='text'>Günlük Hayatta Marx’ın Değer Çelişkisi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Klâsik iktisatçıların zaten fark ettikleri, değer oluşumunda emeğin rolü, Marx tarafından akıl dışı bir mübalâğa ile yegâne belirleyici haline getirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emek- değer hipotezinin – ki yanlışlamalara dayanamayan önermeler hipotez olmaktan ileri gidemez- daha ilk adımlarda karşılaştığı problemleri, çeşitli  sarmal totolojilerle, kapalı bir devre haline getirerek aşılmış gibi gösteren Marx, tartışılmazlığını ve  kutsiyetini bu  tutumuna borçludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx, , değerin  merkezine emeği yerleştirerek, mantığımıza değil ama hümanizmimize ve ahlâk anlayışımıza çengel atarak  fikirlerine katılmadığımızı söylesek bile pek çoğumuzun sessiz sempatisini  kendine çekmiştir. Bu sempati, onun mantıklı tartışılmasının, günlük hayatla test edilmesinin önündeki en büyük engeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira çoğumuz, sağlığımız dahil pek çok şeyin iktisadî anlamda birer mal olduğunun söylenmesinden fevkalâde rahatsızlık duyar, bunun insanlık dışı, ahlâksızca  olduğunu düşünürüz. “Serbest piyasaya evet ama vahşi kapitalizme hayır!”  bildik cümlesinin kökeninde de bu “irkilme” yatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mal”  genellikle mübadele edilebilen her şeyi ifade etmek için kullanıldığından daha ziyade tüketimle, duygusuz alışverişlerle ilişkilendirilen bir olgudur. Oysa mal sadece mübadele edilebilirlikle tanımlanamaz ve bazı  mallar mübadele edilemeyecekleri halde mal olmaya devam ederler. Sağlığımız, hayatımız, sevgimiz, fikirlerimiz bu tür mallardandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin dil boyutuna bakacak olursak bu yanlış kavrayışa biraz ışık tutabiliriz. “Mal” kelimesi, “maliyet”, “mal olmak” şekillerinde kullanılırken “l” sesi inceltilerek okunur.  Oysa “mal” kelimesi yalnız başına okunurken “l” üzerindeki inceltme kaldırılır. Dolayısıyla malın, “maliyet” ve “mal olma” kelimeleriyle ilgisi zihinde bir kopmaya uğrar. “ Halka mal olmuş sanatçı” derken, sanatçının halkın malı olduğunu düşünmek yerine “halka mensup” , “halka ait” çağrışımlarını esas alırız.  Bir şeyin maliyetinden bahsederken de aslında onun “mal olmasının” bize yüklediği mükellefiyeti, bedeli anlatmak istiyoruzdur. Bu iki kelimede de “mal” kökü bulunmasına rağmen çağrışımların bu kadar farklı olmasının sebebi, iktisadi algılayışımızın,   mantık üzerine değil de ilkel bir kolektivizmle beslenen bir duygusallık üzerine kurulmasıdır ki Marksizmin, kurumları yeterince gelişmemiş ve nispeten kapalı üçüncü dünya toplumlarında bu   kadar revaçta olmasının altında yatan sebeplerden biri de sanırım budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mal” kelimesinin yanlış çağrışımlar ve kötü izlenimlerle, mantık kullanılmaksızın sarf edilmesi basit bir dil sorunundan çok daha vahim neticelere yol açmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü “belli bir maliyet gerektiren har şey” anlamına gelen “mal” kelimesi,  bu anlamda kullanılmadığında, “ortaya çıkışı hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı, olmasının da gerekmediği ama mübadele ettiğimiz şeyler” anlamına gelmeye başlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki anlam arasında kapanmaz bir uçurum vardır.Şöyle ki varlıkların ortaya çıkışlarının bir bedeli olduğunu düşündüğümüzde onların varoluşları kafamızda daha anlamlı, gerekli ve “değerli” olmaya başlar. Çünkü biliriz ki bir varlığın ortaya çıkışıyla başka bir varlık azalmakta veya ortadan kalkmaktadır. Hamilelikte anne hem vücudunun fazladan  çalışmasıyla hem de bebeğin sağlığını korumak için ilâç alımında yaşadığı kısıtlamayla hastalıklara açık hale gelir. Her birimizin dünyaya gelişinde, aslında annelerimizin varlığı  çok ciddi risklerle karşı karşıya kalır. Anneliğin iktisadi hesaplamanın konusu sayılması fikri şüphesiz hepimize son derece iğrenç görünse de maliyeti anlatmanın daha sivri ve batıcı bir örneği da sanırım yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaya çıkışların umursamaksızın “kendiliğinden” var olduklarını düşündüğümüzde varlıkların “değeri” hakkındaki kıstaslarımızı yok ederiz. Oysa günlük hayatımızda “elde etmek ve korumak istediğimiz” varlıklar hep birer değerdirler. “değer” kelimesi sosyolojik anlamda daha ziyade davranış kriterleri için kullanılsa da davranışların “kıymetini” belirlemede kullanılan kriter olarak değer gene bir ölçü irimi olarak hizmet eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükken yediği peynirli ekmeğin yarısını yere atan bir çocuk görmüş ve çok kızmıştım. Çünkü ailem bana ekmeğin mukaddes bir varlık olduğunu öğretmişti. Yaşım ilerledikçe bakkaldan alıverdiğimiz ekmeğin yapılması için ne kadar emek sarf edildiğini görerek bunun sebebini daha iyi anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktisadî anlamda mala bakış işte bu noktada ciddi bir yol ayırımına götürür bizi. Ekmeğini yere atan çocuk için  ekmek zaten ver olması gereken, dolayısıyla var oluşuyla ilgili bir kaygı taşınmasına gerek olmayan bir varlıktır. O çocuk, ekmeği meydana getiren yaratıcı fikri, ziraî emeği ve fırıncılık sanatını ve bu sanatın endüstrisini aklına bile getirmez. Birileri onun için ekmeği bakkalda satmalıdır, o kadar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bakış, çoğumuza şu anda garip gelecek bile olsa, emek değer hipotezinin kurucusu Marx’ın bakışıdır. Oysa emeğe değer vererek emek ürünlerinin kutsallığını savunmuyor muydu Marx?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx malın ortaya çıkışında emeği sürekli vurgularken, emeğin, üzerinde çalıştığı üretim araçlarının ortaya çıkışının kökenlerini, bunların maliyetini göz ardı ediyordu. Oysa savunduğu endüstriyel işçi emeği, o emeğin üzerinde çalıştığı üretim araçları yaratılmaksızın hiçbir anlam ve değer ifade etmiyordu. Üretim araçlarının niteliksiz emeğin belli bir katının nitelikli emek halinde somutlaşması olduğunu söylerken zaten üretim araçlarının doğal olarak var olması gerektiğini  söylüyordu. Fakat o  üretim araçlarını yaratan kişilerin bilgilerinin ve tecrübelerinin maliyetini ve bu araçları yaratmalarını sağlayan müşevvikleri de görmezden geliyordu. İnsanlar neden bir torna tezgâhı yaratmak zorundaydı? Hangi tarihsel zorunluluk onları buna itmekteydi. “Daha iyisini yapmaya” onları iten hangi tarihsel zorunluluktu? İnsanlar geçmiş nesillerin bilgisini depolayıp otomatik olarak bilgi üreten makineler miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx’ın üretim araçlarına bu bakışı, her ne kadar üründeki emek üzerine sürekli vurgu yapsa da kendiliğinden ürünü de değersiz kabul etmesine yol açıyordu. Aksi takdirde manifestoda  eğitimin bedava verilmesini savunabilir miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx bir yandan mallar içindeki emeği kutsamış, biryandan bunca emeğe “mal olan” malların bedava dağıtılması fikriyle onları değersizleştirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük hayattan bir örnekle açıklarsak, ülkemiz ilaç israfının dehşet verici boyutlara vardığı bir ülkedir. Dünya genelinde ilaç sarfı kalp-damar ve tansiyon ilaçları için yapılmaktayken ülkemizde antibiyotikler birinci sırayı almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun iki önemli boyutu vardır. Profesyonel açıdan, geçici hastalıkların tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin rasyonel kullanımıyla ilgili artık yerleşmiş ilkeler olmasına rağmen bu ilâçların uygunsuz kullanımının yaygınlığı, bu ilaçların kullanıldığı hastalıkların hem kısa dönem hem uzun dönemli maliyetini arttırmaktadır.  Kısa dönemli olarak , genellikle ayrım bırakılan antibiyotikler ısraf olmaktadır. Uzun dönemde yarım bırakılmış antibiyotik tedavisinin  bir  kötü e sonucu olarak antibiyotiklere karşı  gelişen mikrobiyal direnç, aynı hastalıkların daha sonra çok daha pahalı antibiyotiklerle tedavisini gerektirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ilaç kullanımındaki bu israfın iktisadi bir sebebi var mıdır? Şüphesiz vardır ve o sebep sosyal devlet adına, vatandaşların sağlığının maliyetinin, onların üzerinden reel anlamda eczacıların üzerine yıkılmasıdır. Hasta kendi sağlığının sorumluluğunu maddi olarak taşımadığında, sağlığının maliyetinin kimin üzerine yıkıldığıyla ilgilenmemekte ve sağlık malını alabildiğine israf edebilmektedir. Oya maliyet ortadan kaybolmamakta sadece  yer değiştirmektdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü her ne kadar “değer” kendiliğinden var ve algılanabilir gibi görünse de onu anlamlı kılan “fiyatı” ortadan kaldırdığınızda yani malı bedava kıldığınızda değer de kendiliğinden anlamını kaybader. Marx değere bu kadar önem verirken, maliyet unsurunu yok sayarak  malların bedava dağıtımını savunması, günlük hayatımızda devletçi müdahalelere teşne olmamızın ve bundan kaynaklanan fakirliğimizi  fark edemememizin en büyük sebebidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek hümanizm ancak iktisadî değerde maliyet unsurunun sürekli akılda tutulmasıyla hayatta kalabilir. Aksi takdirde  darbelerde, yasaklamalarda, hayatımızın neden devletçe bedava sayılıp da harcanabildiğini hiç fark edemeden daha uzun yıllar demokrasi için ağıtlar yakar dururuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-6837516767733995847?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/6837516767733995847/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=6837516767733995847' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6837516767733995847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/6837516767733995847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/gnlk-hayatta-marxn-deer-elikisi.html' title='Günlük Hayatta Marx’ın Değer Çelişkisi'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-7814844700905572956</id><published>2008-08-06T01:18:00.001+03:00</published><updated>2008-12-10T04:13:01.090+02:00</updated><title type='text'>Hiç Bitmeyen Ütopya: Komünizm</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJjTZ21pFWI/AAAAAAAAAyQ/_2zSKSTLrDw/s1600-h/memorial_to_the_victims_of_communism___closer_view.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231163408361526626" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJjTZ21pFWI/AAAAAAAAAyQ/_2zSKSTLrDw/s320/memorial_to_the_victims_of_communism___closer_view.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ulusalcı kanadın hâkim grubu olan Kemalistler, ülkemizde çok partili demokratik hayatın başlamasını “karşı devrim” olarak niteliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reform denebilecek bir takım değişikliklere “devrim” adını takarak, silahla gerçekleştirmeye çalıştıkları bir sosyalist devrimi, bunlarla ikame ettiklerinin maalesef kimse farkında değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki onlara göre cumhuriyetin ilk yılarlında gerçekleştirilen reformların özü neydi ki Marksistler için “devrim” sayılsınlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar Türk insanının dünyayla bütünleşmesi adına yapılmış, makyaj niteliğinde değişikliklerdi. Türk insanının mülkiyet durumunu ve ilişkilerini öncekinden daha köklü şekilde değiştiren, teminat altına alan, ferdi, devlet de dahil olmak üzere her türlü zor kullanıcının keyfiliğinden emin kılan reformlar değillerdi. Dolayısıyla Türk insanının derinlere kök salmış sosyo-psikolojik kalıplarını değiştirmeksizin bu güne kadar süregelen elitist CHP ve cahil “egemen” halk çelişkisinin tohumları oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat gene de bu reformlarla şekillenmiş tek parti projesine bir başka referansla baktığımda, Türk solunun neden kendisini bu kadar ezilmiş hissettiğini sormadan edemiyorum. O referansta uğruna milyonların katledildiği, sınıfsal analizler adına suskun kalınan zulümlerin ilham kaynağı Komünist Manifesto’dur(1).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlâ bir çeşit hümanizm ve ahlâk bildirisi gibi algılanan bu belgede arzulanan hedefleri gözden geçirdiğimizde, cumhuriyet tarihi ve projesiyle ilgili şaşırtıcı sonuçlara ulaşmamız mümkün. Manifestoda on maddede belirtilen hedeflerden bazıları şunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Toprakta mülkiyetin kaldırılması ve bütün rantın kamu amacına uygun kullanılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu madde belki birebir cumhuriyet döneminde uygulanmamıştır ama toprağın kahir ekseriyetinin hazine malı olması gerçeği, mülkiyete sosyalist bakışla son derece uyuşmaktadır. Ayrıca emlâkin gelir elde edilmeksizin de sadece varlığından dolayı vergilendirilmesi bu maddenin ikinci kısmıyla uyuşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Ağır bir artan oranlı vergi sistemi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu madde bütün vahşetiyle uygulanmaktadır. “Az kazanandan az, çok kazanandan çok” yağmacı zihniyeti, teşebbüs hevesini söndürmekte, kayıt dışı faaliyetlere kaymayı hızlandırmakta ve yüksek bir vergi direnci oluşturmaktadır. Ülkemizdeki vergi mantığı, gelir düşmanlığı ve emek sömürüsü üzerine kuruludur. “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” derken, bürokrasi faaliyetlerin meşruiyetini değil ama faaliyetten devlete ödenen haracın “ kudsiyedini” önemsediğini söylemektedir. Bu durumda meselâ beyaz kadın ticaretiyle uğraşan biri, gelirini beyan ettiği takdirde kazancının “kutsal” olduğunu söylemektedir. Artan oranlı vergi sistemiyle kısa bir süre üreticilerin ve tüccarların gelirlerinin sömürülmesi ile parlama yaşanabilir ama bu çok sürmeyecektir. Nitekim Allah’tan Demirperde gibi kapıları kilitli olmayan ülkemizde, üreticiler ve tüccarlar maliyeti düşük ülkelere kayarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Mirasla ilgili bütün hakların kaldırılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İntikali “hak” olan bir varlığın el değiştirmesinin neden vergilendirildiği gerçekten meraka şayan bir konudur. Belki ülkemizde miras “hak” olarak tanınmıştır ama gerek vergilendirme, gerekse bürokrasi ile ciddi şekilde de cezalandırılmıştır. Dolayısıyla bazı davranışlar, birebir sözlük anlamında aynı olmasalar da aynı düşmanlık güdüsüyle benzer zararlı sonuçları doğurabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Tüm göçmenlerin ve asilerin mallarına el konulması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde göçmenler için değil ama “asiler” için mülkiyet gaspını kolaylaştıran bazı uygulama vardır. Meselâ YÖK’ün, vakıf üniversiteleri için getirdiği müfredat dayatmasında, buna uymayan üniversitelerin mal varlığına el konulacağı müeyyidesi akıllara durgunluk veren bir zorbalık örneği olarak tarihe geçmiştir. Buna benzer şekilde, işleri siyaset üretmek, toplumsal talepleri taşımak olan partilerin sudan sebeplerle, “asi” sayılarak kapatılması ve mal varlıklarının müsadere edilmesi de ibret vericidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Kredilerin devlet elinde, devlet sermayeli ulusal bir banka aracılığıyla merkezileştirilmesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finans sistemindeki banka el değiştirmelerine köpüren ulusalcı takımın öfkesi sanırım şimdi daha anlaşılır bir hal alıyor. Mesele “ulus” falan değil, mesele özel mülkiyetin yok edilmesidir. Türkiye’nin en büyük bankasının bir devlet bankası olması, “görev zararı” adı altında her yıl yaşadığı fiilî iflaslara rağmen vergilerle sübvanse edilmesine bakıldığında, insan cumhuriyete şekil veren elin Marx olup olmadığını merak ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Kitle iletişim araçlarının ve ulaşımın devlet elinde merkezileştirilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanılmaz bir uzun zaman boyunca iletişim araçlarında devlet tekelinin yaşadığına baktığımızda aslında resmen komünist bir ülkede yaşadığımızı görüyoruz. Kaldı ki karayolları ulaşımı dışındaki sektörlerde, yakın zamana kadar devlet tekelinin dayatılmış olması da tüyler ürpertici bir tarihi hakikat olarak karşımızda duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Devletin sahip olduğu fabrikaların ve üretim araçlarının çoğaltılması;verimsiz toprakların verimliliğinin arttırılması ve ortak plan çerçevesinde toprağın genel olarak iyileştirilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu madde ülkemizde yaşanan bir ironiye işaret etmiyor mu sizce de? En büyük KİT’imizin Özelleştirme İdaresi olmasına… Toprakla ilgili uygulamaların tarihi ise tüyler ürpertici açlık ve ölüm hikâyeleriyle doludur ki bunlardan enbüyük ikisi Stalin’in buğday yetiştirme planları veya Mao’nun yaptığı devrimlerle yüz binlerce kişinin bu maddedeki hayaller uğruna öldürüldüğüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Herkese eşit çalışma yükü. Sanayi ordularının özellikle tarım için kullanılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese eşit çalışma yükünün nasıl sağlanacağı bilinmemekle beraber, ülkemizde bürokratik bedavacılığın sürekli desteklenmesi çalışan ve çalışmayan memurları maaş bağımlılığında eşitlemesiyle sonuçlanmıştır. Belki sanayi ordularımızı tarım için kullanmadık ama nüfusun %40’ını oluşturan tarım kesiminin, AB çiftçileri kadar verimli olamadıklarını sormadık. Bundan ayrı, Verimsiz tarımla uğraşanları sürekli vergilerle destekleyerek, yüksek fırsat maliyetlerinin artan ağırlığını her gün daha fazla vergi mükelleflerinin üstüne yıktık. Onları daha fazla çalışmaya fakat daha az kazanmaya mahkûm ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- İmalat endüstrisinin tarımla birleştirilmesi; nüfusun ülke genelinde daha eşit dağılımı sağlanarak şehir ile kırsal kesim arasındaki farkın zaman içerisinde ortadan kaldırılması.&lt;br /&gt;“Tarımsal sanayi” masalı, ülkemizin kendine yeter bir tarım ülkesi olduğu “altın devirlerin” bir efsanesi olarak kaldı. Bugün imalat sanayini bile aşan bir bilgi endüstrisinin sinyallerini veren özel sektör oluşmuştur. Gene de tarımda verimliliği sadece basit bir teknoloji meselesi sanıp da lüks arabalara benzer traktörler imal eden tarım makineleri sektörü sanki yukarıdaki satırlardan ilham almış gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Devlet okullarında bütün çocuklara bedava eğitimin sunulması. Mevcut durumdaki çocuk işçi fabrikalarının kaldırılması. Endüstriyel üretimin eğitimle bağdaştırılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk işçiliği, çocukların bedeni güçlerine göre uygulanıp uygulanmaması tartışılmalıdır ki maalesef, kollektivist okulun bu konudaki diktatörce baskısı tartışmaları imkânsız kılmaktadır. Ama eğitimde devlet tekeli ülkemizde değiştirilemez bir kutsal olarak görülmekte, çocuklarının eğitimiyle ilgili, ebeveynlerin tercih hakları yok sayılmaktadır. Ayrıca eğitimin maliyetinin yok sayılması soncunu doğurmaktadır ki zaten mülkiyet hakkında daima düşmanca duygular beslemiş olan bürokrasimiz bu maliyetleri de vergiler yoluyla üstümüze yıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki birileri komünist manifestoyu usulca hukukumuzun ve devlet teşkilatlanmamızın omurgası haline getirmiş gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu maddelere bakıldığında çok partili hayata geçişle beraber yaşanan ekonomik hareketler ve hükümet tutumları gerçekten bir karşı devrimdir ama bu karşı devrim, cumhuriyet reformlarına muhalefet anlamında değil, komünist manifestonun ütopik devrimine karşı bir hareketlenmedir. Kaldı ki bu hareketlenme zaten bürokratik oligarşi tarafından milletin vekillerinin idamıyla, zalimce durdurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek siyaseti tıkayabilmek güçleri gerekse sahip oldukları kolektivist ilkelerin zaten hayata çoktan geçirilmiş olması açılarından ülkenin gerçek egemenlerinin solcu elitistler olduğunu söylememiz sanırım yeterine inandırıcıdır. Bu gerçekler ışığında hâlâ soldan demokrasi bayraktarlığı yapmasını, etik bir kaynak olmasını, özgürlüklerin müdafii olmasını beklemek akılla ve vicdanla. bağdaşabilir mi? Özü yukarıdaki maddeler olan bir ideolojinin tonları, sadece zarar verme dereceleri açısından farklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye yukarıdaki dehşetengiz reçetelerin zehrinden ,ancak gerçekleri gözleyen ve tahlil eden objektif bir akıl kullanımıyla kurtulabilir ki bu da ancak sosyalistlerin “şeklî demokrasi” veya “parmak demokrasisi” diye tahkir ettikleri liberal demokrasi ile mümkün olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Buchholz, T.G., “ Ölü İktisatçılardan Yeni Fikirler”: shf:170-180:Adres: Aralık 2005. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-7814844700905572956?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/7814844700905572956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=7814844700905572956' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7814844700905572956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/7814844700905572956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/hi-bitmeyen-topya-komnizm.html' title='Hiç Bitmeyen Ütopya: Komünizm'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJjTZ21pFWI/AAAAAAAAAyQ/_2zSKSTLrDw/s72-c/memorial_to_the_victims_of_communism___closer_view.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1328045737272048651</id><published>2008-08-01T20:50:00.001+03:00</published><updated>2008-12-10T04:13:01.567+02:00</updated><title type='text'>Narnia Günlükleri Prens Caspian</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJNNYI99uRI/AAAAAAAAAyA/f3nx8R1OkQg/s1600-h/Narnia-Gunlukleri-Prens-Kaspiyan-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5229608669426858258" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJNNYI99uRI/AAAAAAAAAyA/f3nx8R1OkQg/s320/Narnia-Gunlukleri-Prens-Kaspiyan-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Çoğu zaman filmlerin, uyarlandıkları eserlerden daha zayıf olduğundan bahsedilir. Eserin psikolojik gücü ve görsel kudreti sanırım film uyarlamalarında yönetmenleri ve yapımcıları çok zorluyor. Allah’tan görsel efekt teknolojisi muazzam şekilde gelişti de mesela “Yüzüklerin Efendisi “gibi ağır bir klâsiğin uyarlamasında Minas Tirith kuşatması gibi sahneleri aslına uygun çekebilmek mümkün hale geldi.&lt;br /&gt;Narnia Günlükleri’nde durum filmin lehine… Bunu, “Yüzüklerin Efendisi’nden” dört yıl önce yayınlanmış bir klâsiği küçümsemek için söylemiyorum. Ama şurası bir gerçek ki Narnia Günlükleri, film uyarlamalarının aksine gerçekten son derece yumuşak kalıyor.&lt;br /&gt;Bunun yanında filmlerin ikincisi olan “ Prens Caspian”, “Aslan, Cadı ve Dolap’a” göre daha “sert”.&lt;br /&gt;“Aslan, Cadı ve Dolap” , savaşın boğucu havasından büyüleyici bir dünyaya adım atan ama orada bile insanlığın temel sorunlarıyla boğuşarak olgunlaşan çocukları anlatırken “Prens Caspian” çok daha fazla siyaset, entrika ve şiddet içeriyor. “Aslan, cadı ve Dolap” büyülü bir düşmanla mücadeleyi anlatırken “Prens Caspian” büyülü bir dünyanın insan hırslarından korunmasını anlatıyor.&lt;br /&gt;Serinin bu filminde kameralarda daha “aktüel” bir tat buluyoruz. Narnia bir “masal diyarı belgeseli “ intibaı uyandırıyor seyircide. Panoramik çekimler, birinciye göre daha fazla ve elbette bu durum savaş sahnelerindeki ihtişamı güçlendiriyor.&lt;br /&gt;Gün ışığından çokça yararlanılması da gerçeklik algımızı kuvvetlendiriyor.&lt;br /&gt;Çocuk oyuncuların uyumu gerçekten güzel… Sanki ilk filmdeki uyumu daha “sıkı” bir hale getirmişler.&lt;br /&gt;Fantastik bir filmin olmazsa olmazı iki öge vardır: Makyaj ve kostüm. Film  ikincisinde de ilk filmdeki başarısını sürdürüyor.&lt;br /&gt;Bunun yanı sıra seyirciyi düşündüren bir yapım tasarımı ve kostüm seçimi sorusu da şu olabilir: Prens Caspian’ın toplumu neden İspaniktir? Filmin sonunda bu toplumun, başka bir dünyadan korsanların torunları olduğunu öğreniriz ama keşifler devrinin gemici veya korsan ulusu sadece İspanyol’lar de&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJNNu9KvZbI/AAAAAAAAAyI/bPFsAY4jNTM/s1600-h/Narnia-Gunlukleri-Prens-Kaspiyan_5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5229609061396211122" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJNNu9KvZbI/AAAAAAAAAyI/bPFsAY4jNTM/s320/Narnia-Gunlukleri-Prens-Kaspiyan_5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ğildir ki?&lt;br /&gt;Film, eserden beklenen görselliği doyurucu şekilde sunduğu gibi ihanet, sadakat, uzlaşma, saygı, inanç gibi davranışlar üzerinde de duruyor.&lt;br /&gt;Film türü ve konusu üzerinde takıntısı olmayan, türleri kendi içlerinde değerlendirmekten zavk alanlar için seyredilesi bir film.&lt;br /&gt;Yapım :&lt;br /&gt;2008, &lt;a title="2008, ABD yapımı fimler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=-1&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=2290&amp;amp;year=2008&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;ABD&lt;/a&gt; / &lt;a title="2008, İngiltere yapımı fimler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=-1&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=2315&amp;amp;year=2008&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;İngiltere&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tür :&lt;br /&gt;&lt;a title="Bilim Kurgu Türündeki Filmler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=547&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=-1&amp;amp;year=-1&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;Bilim Kurgu&lt;/a&gt; / &lt;a title="Aile Türündeki Filmler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=552&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=-1&amp;amp;year=-1&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;Aile&lt;/a&gt; / &lt;a title="Çocuk Türündeki Filmler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=560&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=-1&amp;amp;year=-1&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;Çocuk&lt;/a&gt; / &lt;a title="Fantastik Türündeki Filmler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=563&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=-1&amp;amp;year=-1&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;Fantastik&lt;/a&gt; / &lt;a title="Komedi Türündeki Filmler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=566&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=-1&amp;amp;year=-1&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;Komedi&lt;/a&gt; / &lt;a title="Macera Türündeki Filmler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=568&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=-1&amp;amp;year=-1&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;Macera&lt;/a&gt; / &lt;a title="Politik Türündeki Filmler" href="http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=581&amp;amp;rating=-1&amp;amp;location=-1&amp;amp;year=-1&amp;amp;adddate=-1&amp;amp;tip=0"&gt;Politik&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen :&lt;br /&gt;&lt;a title="Yönetmen: Andrew Adamson" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28125/Andrew-Adamson/"&gt;Andrew Adamson&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Senaryo :&lt;br /&gt;&lt;a title="Senarist: Andrew Adamson" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28125/Andrew-Adamson/"&gt;Andrew Adamson&lt;/a&gt;, &lt;a title="Senarist: Christopher Markus" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28528/Christopher-Markus/"&gt;Christopher Markus&lt;/a&gt;, &lt;a title="Senarist: Stephen McFeely" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28529/Stephen-McFeely/"&gt;Stephen McFeely&lt;/a&gt;, &lt;a title="Senarist (Kitap): C.S. Lewis" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/29228/CS-Lewis/"&gt;C.S. Lewis (Kitap)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Oyuncular :&lt;br /&gt;&lt;a title="Oyuncu: Harry Gregson-Williams" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/25797/Harry-Gregson-Williams/"&gt;Harry Gregson-Williams&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Eddie Izzard" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/25842/Eddie-Izzard/"&gt;Eddie Izzard&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Tilda Swinton" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/26083/Tilda-Swinton/"&gt;Tilda Swinton&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Liam Neeson" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28056/Liam-Neeson/"&gt;Liam Neeson&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Georgie Henley" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28523/Georgie-Henley/"&gt;Georgie Henley&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: William Moseley" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28524/William-Moseley/"&gt;William Moseley&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Skandar Keynes" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28525/Skandar-Keynes/"&gt;Skandar Keynes&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Anna Popplewell" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28526/Anna-Popplewell/"&gt;Anna Popplewell&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Peter Dinklage" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/29102/Peter-Dinklage/"&gt;Peter Dinklage&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Warwick Davis" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/29229/Warwick-Davis/"&gt;Warwick Davis&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Ben Barnes" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/29230/Ben-Barnes/"&gt;Ben Barnes&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Shane Rangi" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/40251/Shane-Rangi/"&gt;Shane Rangi&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Sergio Castellitto" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/40252/Sergio-Castellitto/"&gt;Sergio Castellitto&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Alicia Borrachero" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/40253/Alicia-Borrachero/"&gt;Alicia Borrachero&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Ken Stott" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/45166/Ken-Stott/"&gt;Ken Stott&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: John Bach" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/55203/John-Bach/"&gt;John Bach&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: David Walliams" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/70061/David-Walliams/"&gt;David Walliams&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Sim Evan-jones" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/70062/Sim-Evan-jones/"&gt;Sim Evan-jones&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: David Bowles" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/70063/David-Bowles/"&gt;David Bowles&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Winham Hammond" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/70064/Winham-Hammond/"&gt;Winham Hammond&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Carlos Da Silva" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/70065/Carlos-Da-Silva/"&gt;Carlos Da Silva&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Vincent Grass" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/70066/Vincent-Grass/"&gt;Vincent Grass&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Adam Valdez" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/88015/Adam-Valdez/"&gt;Adam Valdez&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Marcus O'donovan" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/88016/Marcus-Odonovan/"&gt;Marcus O'donovan&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Jack Walley" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/88017/Jack-Walley/"&gt;Jack Walley&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Michaela Dvorska" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/88018/Michaela-Dvorska/"&gt;Michaela Dvorska&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: David Mottl" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/88019/David-Mottl/"&gt;David Mottl&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Jan Pavel Filipensky" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/88020/Jan-Pavel-Filipensky/"&gt;Jan Pavel Filipensky&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Carlos Silva Da Silva" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/88022/Carlos-Silva-Da-Silva/"&gt;Carlos Silva Da Silva&lt;/a&gt;, &lt;a title="Oyuncu: Yemi Akinyemi" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/88023/Yemi-Akinyemi/"&gt;Yemi Akinyemi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yapımcı :&lt;br /&gt;&lt;a title="Yapımcı: Andrew Adamson" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28125/Andrew-Adamson/"&gt;Andrew Adamson&lt;/a&gt;, &lt;a title="Yapımcı: Mark Johnson" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/28530/Mark-Johnson/"&gt;Mark Johnson&lt;/a&gt;, &lt;a title="Yapımcı: Douglas Gresham" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/40249/Douglas-Gresham/"&gt;Douglas Gresham&lt;/a&gt;, &lt;a title="Yapımcı: Perry Moore" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/40250/Perry-Moore/"&gt;Perry Moore&lt;/a&gt;, &lt;a title="Yapımcı: Philip Steuer" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/40254/Philip-Steuer/"&gt;Philip Steuer&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Görüntü Yönetmeni :&lt;br /&gt;&lt;a title="Görüntü Yönetmeni: Karl Walter Lindenlaub" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/27479/Karl-Walter-Lindenlaub/"&gt;Karl Walter Lindenlaub&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Müzik :&lt;br /&gt;&lt;a title="Müzisyen: Harry Gregson-Williams" href="http://www.sinemalar.com/sanatci/25797/Harry-Gregson-Williams/"&gt;Harry Gregson-Williams&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dağıtım :&lt;br /&gt;&lt;a title="UIP Filmcilik Dağıtıcısının Filmleri" href="http://www.sinemalar.com/filmlistele.php?type=2&amp;amp;dagitici=UIP-Filmcilik&amp;amp;dagiticiid=636"&gt;UIP Filmcilik&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Süre :&lt;br /&gt;2 saat, 20 dk.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1328045737272048651?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1328045737272048651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1328045737272048651' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1328045737272048651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1328045737272048651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/08/narnia-gnlkleri-prens-caspian.html' title='Narnia Günlükleri Prens Caspian'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SJNNYI99uRI/AAAAAAAAAyA/f3nx8R1OkQg/s72-c/Narnia-Gunlukleri-Prens-Kaspiyan-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-5776973002045658559</id><published>2008-07-30T19:05:00.000+03:00</published><updated>2008-07-30T19:16:33.248+03:00</updated><title type='text'>Kapatılmadı Ama...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Günlük politika yazmayı sevmiyorum. Felsefeden uzak, salt çekişmeye dayalı bir şeyler yazmak popüler olabilir, beni çekmiyor.&lt;br /&gt;AKP kapatılmadı, televizyonlarda yapılan yorumlar “Ama kulakları çekildi!” tarzında, “Niye kapatılmadı be!?” benzeri serzenişlerle dolu. Hiç “Oh be!” diyen birine rastlamıyoruz yorumcularda.&lt;br /&gt;Oturumda bazı delillerin yerinde olmadığı hükmüne varılmış. Bu karara  madem varılacaktı neden kapatma davasının açılması kabul edildi?&lt;br /&gt;Görünen o ki partinin kapatılmaması pek de sevindirici bulunmadı.&lt;br /&gt;Partinin kapatılmaması, içe kapanmacı, ulusalcı cephenin bence daha çok işine yaradı. Çünkü bundan sonraki her olumsuzluğun müsebbibi olarak iktidarın suçlanması imkânı devam etti.  Aslında  ulusalcı cephe milletin  meşru reyiyle seçilmiş iktidarın devrilmesi durumunda doğacak boşluğu doldurma  mesuliyetinden kurtulduğu için çok şükretmeli.&lt;br /&gt;Dava göstermektedir ki memleketin “hakimi” millet falan değildir. Milletin vekilleri memurların uygun gördüğünün dışında bir şey yapmaya kalktığında, hukuk ne derse desin derhal bürokrasi tarafından  düşürülebilir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ayrıca işleri yasama olan 550 vekilin bu erkleri üzerinde artık herhalde değişmez şekilde yerleşmiş  11 kişilik yargı vesayeti  de nedense hiç gururmuza dokunmuyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-5776973002045658559?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/5776973002045658559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=5776973002045658559' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5776973002045658559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/5776973002045658559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/07/kapatlmad-ama.html' title='Kapatılmadı Ama...'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1219607104878710063</id><published>2008-07-30T12:59:00.000+03:00</published><updated>2008-07-30T13:00:31.953+03:00</updated><title type='text'>Etnik Ayrılıkçılığın Demokrasi Açmazları</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde etnisiteye dayandırılan bir silâhlı kalkışma yıllardır sürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kalkışmanın ortadan kaldırılmasındaki en büyük iki engel, sorunun serbestçe tartışılmasına imkân vermeyen bürokratik vesayet rejimi ve kolektivizmle zehirlenmiş etnik gerilimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek etnisitenin ifade edilmesi gerekse her türlü toplumsal sorunu, toplumdan ayrı şekilde çözmeye çalışan bürokratik vesayet, artık ciddi bir tıkanma yaşamaktadır ki bunun en belirgin örnekleri de iktidar  partisinin kapatılması ve Ergenkon davalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselenin bu yönüne sürekli ve ayrıntılı şekilde bakılması şüphesiz, sınırlı devlet, kanun hakimiyeti açılarından son derece müspettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselenin etnik gerilim yarısına ise sol hümanizmin entelektüel diktası yüzünden  dokunulamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik ayrılıkçılık kendisine dayanak olarak “demokratik haklar” argümanını öne sürmektedir. “Demokratik haklar” argümanı, “haklar” terminolojisinde anlamlı bir yere oturmakta mıdır, buna kimse bakmamakta. Bilinen ve medeniyetin üzerine inşa edildiği üç temel hak olan, hayat mülkiyet ve hürriyet ( ifade hürriyeti) hakları, insan olmanın gereği, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez menfaatlerimizdir. Bu haklar,  savaş ve benzeri aşırı durumlar dışında  kısıtlanamayacak, daimî  menfaatlerdir. Temel haklar olmaksızın ne devletten, ne de demokrasiden bahsedilebilir. Yani temel haklar demokrasiden önce gelir ve onu aşkındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik ayrılıkçılık, bir etnik kimliğin ifade edilmesini bir “demokratik hak” olarak öne sürerken bu durumu temel haklarında üstünde bir  “imtiyaz”  mertebesine koymaktadır. Oysa hiçbir hak temel hakları aşkın değildir ve ancak bu haklar içinde mütalâa edilebilir. Burada sorun “hakkın” kollektivite üzerinden talep edilmesidir ki herhangi bir kollektivite, herhangi bir özelliğinden dolayı herhangi bir hakkı hak etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir etnik grubun,  farklılığından  dolayı ayrımcılığa uğratılmama talebi apayrıdır. Bu,  temel haklar asgari müşterekinde var olabilmek talebidir ki  cari rejim demokrasi olsa da olmasa da hukukun esas alındığı bütün memleketlerde geçerli ve meşru bir taleptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik ayrılıkçılık, sanki Türkiye’de “resmî” bir ayrımcılık söz konusu gibi bir hava yaratmaktadır. Hukukun asgari gereklerinin yerine getirildiği, tadil edilebilir bir rejimde, eğer vatandaşlar temel haklarından, etnik kökenlerine bakılmaksızın yararlanabiliyorlarsa etnisitenin ayrıca bir “demokratik hakkı” ne anlama gelir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklar, fert temelinde anlamlıdır, fert için vardır. Çünkü sorumluluklar ve müeyyideler fertler  üzerinden anlamlıdır ve tanımlanmıştır. Dolayısıyla etnik ayırlıkçılığın “hak” talebi hukuk açısından bildiğimiz “hak”tan ziyade “etsnisiteye imtiyaz” talebi olarak görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanı sıra etnik ayrılıkçılıkla ilgili bir diğer sorun, sorunun taraflarından hangisinin  güç kullanımının meşru olduğu konusunda yaratılan bulanıklıktır. Herhangi bir topluluk açık bir şiddet ve yok etme politikasına karşı aynı şekilde kendini savunma hakkına sahiptir. Bu konuda sanırım mutabık kalmamak mümkün değildir. Sorun Türkiye’de, istediği yerde yerleşip iş kurabilen, seçme seçilme hakkını kullanabilen çok tartışmalı da olsa kendini ifade edebildiğini gördüğümüz bir etnik grubun silâhlı bir kalkışmaya hakkı olup olmadığıdır.  Zira silâhın konuştuğu yerde beyinler susar. Eğer bir silâhlı kalkışmanın meşru gerekçeleri oluşmamışsa, hem şiddeti benimseyip hem de “demokrasiden” bahsetmek tutarlı ve daha da kötüsü “ahlâkî” midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselenin bir diğer yanı, temel haklara tecavüz etmedikçe, demokrasilerin, çoğunlukların talebinin hayata geçirilmesi anlamına geldiğinin unutulmasıdır. Şöyle ki etnik ayrılıkçılıkla uzlaşma arayışları içinde  ciddi   bir hata  işlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hata, önerilen çözümleri kimin hayata geçireceğinin göz ardı edilmesi ve vesayetçi  bir rejimin zımnen varsayılmasıdır. Zira meselâ  bölünme veya federalizm tartışmasında buna karar verecek olanların sadece etnik grup olduğu düşünülmekte, ayrılma insiyatifi tek taraflı olarak ona bırakılmaktadır. Bu durumda, vergileriyle, bölünmesi hayal edilen bölgeyi sürekli finanse eden, o bölgede var olmadıkları  farz edilen, hatta etnik ayrılıkçıların bazıları tarafından işgalci olarak kabul edilen çoğunluğun, bölgenin akıbeti hakkında söz sahibi sayılmaması da etnik ayrılıkçılığın demokratik tartışmasındaki bir başka tuhaflık. Çünkü ancak bir memlekette egemen çoğunluğun fikrini yok sayabilecek bir vesayet rejiminde çözümler bu kadar “hızlı/ kestirmeden” yürütülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik ayrılıkçılık, ülkemizde hemen her kesim için geçerli bir sıkıntı olan ifade hürriyeti kısıtlamalarını istismar ederek önce “ demokratik haklar” adı altında imtiyazlar elde etmek ve daha sonra bunlara dayanarak ülkede siyasî bir bölünme yaratmak peşindedir. Meselenin halli, vatandaşların,  temel haklarının tam bir teminat altına alınmasından  başka bir şey değildir. Bu da ancak toplumu kesip biçen, ona bir ideoloji doğrultusunda şekil vermeğe çalışan  bürokratik vesayetin, yerini,  milletin hâkimiyetinden temellenen bir hukuk  devletinin almasıyla mümkün olabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1219607104878710063?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1219607104878710063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1219607104878710063' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1219607104878710063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1219607104878710063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/07/etnik-ayrlkln-demokrasi-amazlar.html' title='Etnik Ayrılıkçılığın Demokrasi Açmazları'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1239162742557883566</id><published>2008-07-29T03:55:00.000+03:00</published><updated>2008-12-10T04:13:02.144+02:00</updated><title type='text'>Parmağın</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SI5qwiDgbuI/AAAAAAAAAx4/hlvmzRdBqEs/s1600-h/terrorism.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228233599431503586" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SI5qwiDgbuI/AAAAAAAAAx4/hlvmzRdBqEs/s320/terrorism.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Süleymaniye’de kimse görmezdi onları. Paslı bir demir kapı kayıtsızca dinliyordu sokak gürültüsünü ve kayıtsızca tutuyordu içerideki çığlıkları.&lt;br /&gt;- Acıyor mu parmağın? Şimdi?... Bileğin mi? Ağrıyor, değil mi? N’oldu? Dirseğin? Kötü ağrıyor, değil mi? Omzuna bakalım mı bir de? Veya boynuna? Nasıl? Kopacak sandın değil mi? Sence kopsa, acısına dayanabilir misin? İstersen parmağından başlayayım, yavaş yavaş? Korkutucu değil mi? Aslında seni korkutan benim sözlerim. Beni deli sanıyorsun, değil mi? Ya sen? Az önce kalabalığın arasına bıraktığın bombayı patlatırken aklını koruyabilecek miydin? Düşünsene… Parmağını, kolunu, kafasını kaybedecek insanların acısını… Şimdi düşünebiliyor musun?&lt;br /&gt;Paslı bir demir kapının ardında iki kişiydiler. Biri ayaktaydı, diğeri elleri bağlı bir sandalyede oturuyordu. Oturanın başı öne düşmüştü. Sanki içi boşalmıştı. Ortalık sidik kokuyordu, kirli camlardan içeri zayıf bir ışık sızıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1239162742557883566?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1239162742557883566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1239162742557883566' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1239162742557883566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1239162742557883566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/07/parman.html' title='Parmağın'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SI5qwiDgbuI/AAAAAAAAAx4/hlvmzRdBqEs/s72-c/terrorism.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-1531673605250029002</id><published>2008-07-28T11:46:00.000+03:00</published><updated>2008-12-10T04:13:03.371+02:00</updated><title type='text'>Batman Karanlık Şövalye</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SI2IjVJlJ-I/AAAAAAAAAxg/wgkEBqHKfgk/s1600-h/batman-dark-knight-poster.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5227984883001141218" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SI2IjVJlJ-I/AAAAAAAAAxg/wgkEBqHKfgk/s320/batman-dark-knight-poster.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Adalet üzerine bir film hayal edelim desek, tahminimce çoğumuzun aklına derhal akıllı uslu, güzelce giyinmiş hukuk profesyonellerinin, adliyede edeplice konuşup haklıyı haksızı ortaya çıkardığı bir sahne gelir.&lt;br /&gt;Tabii ülkemiz adliyelerine hiç girmemiş olanlarımız herhalde duruşmalar, ABD mahkemelerindeki gibi görüşülüyor sanıyorlardır ama…&lt;br /&gt;“Batman Başlıyor” ile yeni ve bence aslına daha sadık bir ruhla geri dönen Batman serisinin bu ikinci filmi, hukuk felsefesi üzerine bence derince kafa yoran popüler bir yapım.&lt;br /&gt;“Adalet” kavramının hem ferdî hem toplumsal anlamı üzerine ciddi şeyler söylüyor. Bu açıdan bana… “Kostüm giymiş bir felsefe kitabı” gibi geldi.&lt;br /&gt;Adaletin, kahramanların her biri indinde, birbiriyle çelişen anlamları zaten yeterince sarsıcı, bunun ötesine geçip masumların ve suçluların, birbirlerinin hayatlarıyla yüzleştirildiği bölüm, özellikle çarpıcı.&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;“Batman Başlıyor”, ‘90’larda seyrettiğimiz o “yumuşak eğlencelik şeker” örneklerinden apayrı, ciddi ve çarpıcı şekilde gerçekçi tarzıyla beni büyülemişti. Önceki yapımlardan sadece Michael Keaton’un Jack Nicholson ile oynadığı ilk Batman, çizgi romanın ruhuna biraz daha sadıktı, bundan sonra çekilenler maalesef çok çocukçaydı. Hemen belirtmek isterim ki Batman bir çizgi roman kahramanı olmakla beraber konusu, içeriği ile aslında yetişkinlere uygun bir eser.&lt;br /&gt;“Batman Karanlık Şövalye’de” , yeni serinin başlangıç filmine uygun olarak kahramanın kullandığı teknolojinin sergilenmesi, Batmobile’de görünümden ziyade işlevselliğin ön planda tutulması gerçekçi havayı desteklemeye devam ediyor. Bu bölümde ayrıca Batpod ile bambaşka bir dinamizm yakalıyoruz.Btaman , yeni çevriminin ilk filminden bu yana yeni bir yapım tasarımı tercihiyle karşımıza çıkıyor. Batman’da hakim olan mimari tarzı art deco bu çevrimlerde yerini gerçek şehir mimarisine bırakıyor. Gerçi art deco, “Batman Başlıyor’da” gene de demiryolunun destek kemerlerinde kendini gösterse de Batman’i günümüz dünyasının bir kahramanı haline getirmek art decodan vazgeçilmiş olabileceğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;Son filmde Şikago’nun gerçek görünümünden yararlanarak filmi stüdyo tasarımının görece sığlığından kurtarmışlar. Batman, özü itibariyle bir “kara film” gibi görünse de bu sefer, gündüz çekimleriyle bütün kahramanlarını ete kemiğe büründürüyor. Hastane binasının gündüz gözüyle havaya uçurulduğu sahne nefes kesici. Bunun yanı sıra şehrin insanların arasında daha fazla dolaşmasıyla da Batman’i “köşe başından beliriverecek” bir kahraman haline getirmiş.&lt;br /&gt;Gün ışığından yararlanılması, iç çekimlerde de ışığın bolca kullanılması Batman’in yüzünü eskitir sanılsa da karakterlerin birbiriyle etkileşimini daha net gösterdiği için filme bir tür şiddet belgeseli havası katmış.&lt;br /&gt;“Oyunculuk bir macera filminde ne kadar gerekebilir ki?” diye düşünenlerimiz olabilir. O halde şunu söyleyelim: Bilhassa “joker” gibi bir karakteri canlandırmak için çok ciddi psikolojik motivasyon gerektirir ki geçen ocak ayında vefat ettiğini öğrendiğimiz Heath Ledger bana kalırsa Jack Nicholson’dan bile iyi bir “Joker” olmuş ve gene Batman’i biraz gölgede bırakmış. Bunun dışında oyuncular rollerinin gerektirdiği gerilimi başarılı şekilde yansıtmış.&lt;br /&gt;Makyajın ve kostüm tasarımının özelliği ne?&lt;br /&gt;Kusursuz ve kaplayıcı makyajıyla çizgi film karakteri gibi görünen Nicholson “Joker’i” yerine bu sefer karşımızda, zamanla makyajı akan, kuruyup dökülmeye başlayan ve yüzündeki kusuru örtmekten ziyade daha&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SI2IsGTwFJI/AAAAAAAAAxo/bSUdo-T1RGE/s1600-h/29look4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5227985033636091026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SI2IsGTwFJI/AAAAAAAAAxo/bSUdo-T1RGE/s320/29look4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; da belirginleştiren makyajıyla çok daha ürkütücü bir “Joker” var. Bunun yanında, gangsterlerin palyaço maskelerinin temiz ve pak olmaması de gerçekçilik açısından çok önemli bir ayrıntı. Bunun yanında “İkiyüz’ün” makyajı inanılmaz korkunç! Bu karakteri daha önce canlandıran Tomy Lee Jones’un makyajı, bunun yanında cidden komik kalıyor.&lt;br /&gt;Herkesin kuru temizleyiciden çıkmış şeyler giydiği diğer çevrimlere göre bu film oldukça gerçekçi. Joker’in ayakkabıları tozlu ve eski dururken onların Milano’dan getirilmiş ayakkabılar olduğunu düşünemiyorsunuz bile. “İkiyüz’ün” ceketi de bir psikolojik tuhaflık karikatürü değil, kavrulmuş bir ruhun çıplaklığını gösterir gibi yanık ve kirli.&lt;br /&gt;Müzikler zaten muhteşem…&lt;br /&gt;Ayrıca bazılarına sıkıcı gelebilecek bile olsa bence 152 dakika ile film doyurucu bir gösteri sunuyor.&lt;br /&gt;Kısaca “Batman Karanlık Şövalye” hem sinemanın büyüsüne meraklı seyirciler için hem de tekniği merak edenler için güzel bir seyirlik.&lt;br /&gt;Tür : &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=tur&amp;amp;keyword=16"&gt;Dram&lt;/a&gt; / &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=tur&amp;amp;keyword=7"&gt;Macera&lt;/a&gt; / &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=tur&amp;amp;keyword=23"&gt;Aksiyon&lt;/a&gt; / &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=alttur&amp;amp;keyword=18"&gt;Suç&lt;/a&gt; / &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=alttur&amp;amp;keyword=16"&gt;Gizem&lt;/a&gt; / &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=alttur&amp;amp;keyword=10"&gt;Çizgi Roman&lt;/a&gt; Gösterim Tarihi : &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=vizyon&amp;amp;keyword=25.07.2008"&gt;25 Temmuz 2008&lt;/a&gt; Yönetmen : &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/4845"&gt;Christopher Nolan&lt;/a&gt; Senaryo : &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/4848"&gt;Jonathan Nolan&lt;/a&gt; , &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/4845"&gt;Christopher Nolan&lt;/a&gt; , &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/877"&gt;David S. Goyer&lt;/a&gt; , &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/7298"&gt;Bob Kane&lt;/a&gt; Görüntü Yönetmeni : &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/4850"&gt;Wally Pfister&lt;/a&gt; Müzik : &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/1473"&gt;Hans Zimmer&lt;/a&gt; Yapım : &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=yil&amp;amp;keyword=2008"&gt;2008&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/arama.asp?kat=ulke&amp;amp;keyword=1"&gt;ABD&lt;/a&gt; , 152 dk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncular&lt;br /&gt;&lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/657"&gt;Christian Bale&lt;/a&gt; (Bruce Wayne/Batman) , &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/1495"&gt;Heath Ledger&lt;/a&gt; (The Joker) , &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/1312"&gt;Gary Oldman&lt;/a&gt; (Lt. James Gordon) , &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/2634"&gt;Michael Caine&lt;/a&gt; (Alfred Pennyworth) , &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/2768"&gt;Morgan Freeman&lt;/a&gt; (Lucius Fox) , &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/6902"&gt;Maggie Gyllenhaal&lt;/a&gt; (Rachel Dawes) , &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/6643"&gt;Aaron Eckhart&lt;/a&gt; (Harvey Dent/Two-Face) , &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/kisi/6643"&gt;Aaron Eckhart&lt;/a&gt; (Harvey Dent/Two-Face)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SI2JDOn2f2I/AAAAAAAAAxw/KbsJ4ISQ1fA/s1600-h/the-dark-knight-20080428083006072_640w.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5227985431004872546" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SI2JDOn2f2I/AAAAAAAAAxw/KbsJ4ISQ1fA/s320/the-dark-knight-20080428083006072_640w.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-1531673605250029002?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/1531673605250029002/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=1531673605250029002' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1531673605250029002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/1531673605250029002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/07/batman-karanlk-valye.html' title='Batman Karanlık Şövalye'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SI2IjVJlJ-I/AAAAAAAAAxg/wgkEBqHKfgk/s72-c/batman-dark-knight-poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-4618510807499396182</id><published>2008-07-20T01:44:00.000+03:00</published><updated>2008-12-10T04:13:03.651+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SIJwRZpSfRI/AAAAAAAAAxY/KTpkoS53WZ0/s1600-h/Kind%2520und%2520Mama.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5224861961947348242" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 303px; CURSOR: hand; HEIGHT: 210px" height="210" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SIJwRZpSfRI/AAAAAAAAAxY/KTpkoS53WZ0/s320/Kind%2520und%2520Mama.jpg" width="320" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Bir İncecik Söz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Evine bıraktıklarında, çırılçıplak kalmış gibi hatta daha fazla utanç içindeydi. Yüzünü çevirmeden vedalaştı arkadaşlarıyla, cebini bir kere daha yokladı, bir kere daha utanmamak için insanlardan.&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;O kadar sarhoştu ki biri, terinin bile alkol koktuğunu söyleyebilirdi.&lt;br /&gt;Pencerenin yanında duruyordu ama gene de gece havasının tazeliği ciğerlerine ulaşmıyordu.&lt;br /&gt;“Burjuva…” diyordu, “ikiyüzlülüğün kurumsallaşmış halidir! Kahrolası yüzeyselliğini sağlama almak için maskeler yaratır! Hepiniz maskeli hokkabazlarsınız!”&lt;br /&gt;Başlarda ilgi çeken konuşması, gece ilerlerken artık bıktırıcı bir hal almıştı.&lt;br /&gt;Son kitabının burjuva ahlâkını tamiri imkânsız şekilde yıktığından bahsediyorlardı. Buna rağmen içkiyle gevşemiş misafirlerde sohbeti kusma hissi uyandırıyordu.&lt;br /&gt;Saçları alnına düşmüştü. Bütün sarhoşların saçları gibi ıslaktı saçları. Yanakları kırmızıydı, gömleğinin koltuk altındaki ter lekesi artık iyice yayılmıştı.&lt;br /&gt;“İlişkileriniz sahte! Hele o… O.. Neydi? Ne… Nezaketiniz! Güçsüzlüklerinizi gizlemek için… Hık! Sevginiz sahte!”&lt;br /&gt;Davetin sahibi, şeref konuğu olmasına rağmen onu sokağa atmamak için kendini zor tutuyordu Bunun yanında… Bu da bir çeşit reklâmdı işte. Sözünü sakınmayan cesur toplumcu yazar, ilerici hülyaların alkol denizine atlamış, herkesin ikiyüzlülüğünü sorguluyordu. Gençler bunu severdi. Kitapevinin sokağında elleri cebinde dolaşırken… Evet, gençler yanına sokulacak, bu sarhoş şövalyenin bütün topluma nasıl kafa tutabildiğini, hayranlıkla soracaklardı ona. Ve elbette kitabı alacaklardı!&lt;br /&gt;“İçim acıyor!” diye bağırmamak için kendini zor tutuyordu. Karılarının veya sevgililerinin çıplak omzuna dokunarak hafifleyen adamları, kocalarının veya sevgililerinin koluna tutunup kendilerini güvende hisseden kadınları gördüğünde… Kalbinin sıkıştığını hissediyordu…&lt;br /&gt;Üşüyordu.&lt;br /&gt;Bütünün gücünün teninin üstünden buharlaşıp gittiğini hissediyordu. Bu his, içinin bir vakuma çekildiği hissine dönüşüyordu. “Hissetmek? Ne kadar karışık bir sözcük… Ben… Duyuların kaybı?.. Başım… Biri başımı benden almış olabilir mi? Kimse beni çağırmasın n’olur! Buradan kalkamam şimdi! Offf! Ya karnım!? Karnım nasıl gurulduyor öyle! Ya kusacağım ya da… Eve gidinceye kadar bağırsaklarıma… Kusmamak için ne yapmak lâzım? Birileri işkembeciye gider mi? Belki bir nane şekeri? Halit’in karısı… Midemi bulandırıyor, bakamıyorum ona! Ya Murat’ın karısı? Herkesin gözü onun üstünde! Kahpe! Kaç kişiye birden göz süzmüştür acaba? Murat! Ah Murat! Dün yanına gelen genç kızla yattın mı lan?! Kız sana dosyasını gösteriyordu sen bacaklarına bakıyordun, şerefsiz! Hepiniz şerefsizsiniz! Sesim çıkmıyor ki lan! Çıkmıyor! Bağıramıyorum lan!”&lt;br /&gt;Oturduğu yerden kaydı, bir kanepenin arkasında yığıldı, kaldı. Burası daha iyiydi. Nedense daha serin geldi ona. Işıklarda gözüne batmıyordu. Toz topakları, bozuk paralar, tokalar ve bir iki oyuncakla selâmlaştı. Bu kuytuda… Az önce kulaklarını sağır eden o nemli uğultu da yoktu. “Belki insan bir kanepenin arkasında ölmeli? İnsanın ayağı kaymalı… Bir kanepe arkasına kaymalı, kanepeler ama… Hiçbir yere kaymamalı. Onlar nemli oturuşların ve rahatsız kalçaların.. Siyatikli asabiyetlerin, bel ağrılarının… Ah bir kaymaklı dondurma gibi olmalı ölüm! Bir kaymaklı dondurma ne serin, ne yumuşak ve kendinden emin! ”&lt;br /&gt;Bir kanepenin arkasında, her şey olması gereken yerde gibiydi. Burada süslü “lütfenler” yoktu. Burada düzeltmesi gereken yanlışlar yoktu. Burada… Burada… “Burada ne yok lan? Niye bütün lütfenlere düşmanım lan ben?! Niye?! Niye lütfenler içimi dolduramıyor benim?! Kim kime ne lütfedecek be?! Kim kime kulluk edecek ha!? “Lütfen”miş! Elimden gelse bu kelimeyi bütün sözlüklerden siler, kullananları da hapse atardım!&lt;br /&gt;O sırada kanepenin gıcırdadığını işitti. Kanepe sanki kendisine “Git başka yerde sız!” der gibi mi gıcırdamıştı?..&lt;br /&gt;Önce fısıltılar, sonra… Konuşanların kaıdn mı erkek mi olduğunu anlayamamasına şaştı. Kelimeler kulağına takılıyordu…&lt;br /&gt;- Hasret Gürcan’ın son kitabını okudun mu?&lt;br /&gt;- Hasret Gürcan? Kim o ya?&lt;br /&gt;- Canım çağdaş öykücüler derneği öykü ödülünü alan…&lt;br /&gt;- Haaa! Desene, Özkan’ın kayırdığı şu genç!&lt;br /&gt;- Yok be! Hakkını yemeyelim, bir damar var sanki?&lt;br /&gt;- Ya bırak damarını, yemişim! O damar bende de var, yakına kalp krizinden gitmezsem iyidir! Ağzı bozukluğu, terbiyesizliği, solculuk diye satıyor salak!&lt;br /&gt;- Hahahaha! Değil mi ki?&lt;br /&gt;- Öyle bile olsa söylenmemeli!&lt;br /&gt;- Söylenmeyince ortadan kalkıyor mu?&lt;br /&gt;- Bırak öyle olduğunu bizden başkası bilmesin! Düşünsene biz olmazsak bu memleketi çağdaş uygarlık düzeyine kim taşıyacak?&lt;br /&gt;- Hahahaha! Sen bu ağızları öğrencilerine sakla! Ancak o salak çaylaklar yutar bunları!&lt;br /&gt;- Kitaplarımı aldıktan sonra s….mden aşağı Kasımpaşa!&lt;br /&gt;- Gerçekten ya! Son kitabına ne kadar telif verdi yayıncı?&lt;br /&gt;- P…… herif! Aklınca beni uyutacak! Lan bu kitap, konusunda tek yerli kitap!&lt;br /&gt;- “Yerli” evet… Ama sen sakın kimden…&lt;br /&gt;- Sus! Bir sus be! Kimdense kimden!?&lt;br /&gt;- Eee? Sen teliften bahset.&lt;br /&gt;- Herif ilk baskı için on kâğıt verip diğer baskıları iç etmek istiyor!&lt;br /&gt;- Ama? Yer mi Anadolu çocuğu, değil mi?&lt;br /&gt;- Yemez tabii! Bütün baskılardan yüzde otuz istiyorum!&lt;br /&gt;- Çok iyi be!&lt;br /&gt;- Dedik ya , “konumuzda tekiz” diye!&lt;br /&gt;Kalkmaya çalıştı, beceremedi. “Nereden biliyorlar? Ben kayırılmadım! Tamam! Bir iki dergiye belki Özkan’ın sayesinde yani.. Ama… Daha başkası yok!”&lt;br /&gt;O sırada sohbetin yönünün değiştiğini işitti:&lt;br /&gt;- Bu ne?&lt;br /&gt;- Ne ne?&lt;br /&gt;- Bu işte! Baksana mektuba benziyor!&lt;br /&gt;- Mektupsa okuma!&lt;br /&gt;- Ya kim ne bilecek?&lt;br /&gt;- Hem kim bilir ne zamandan kalmadır?&lt;br /&gt;- Canım ne fark eder? Okumamak lâzım!&lt;br /&gt;- Hayda! Sen de mi şu tuhaf, geri burjuva nezaketine saplandın?&lt;br /&gt;- Ne ilgisi var canım?! Başkasın mektubu okunmaz, işte o kadar!&lt;br /&gt;- Belki içinde, sınıfsal çıkarlarımızı ilgilendiren çok önemli!&lt;br /&gt;- Öff! Bırak şu bayat Leninist lâfları be!&lt;br /&gt;- Ben gene de bakacağım!&lt;br /&gt;- Bakma!&lt;br /&gt;- Hatta sesli de okuyacağım!&lt;br /&gt;- Bak! Bari alçak sesle oku!&lt;br /&gt;- Dinle o zaman!&lt;br /&gt;- Offf! Ya ne baş belâsısın sen!?&lt;br /&gt;- Hahahaha!&lt;br /&gt;Ve okudular…&lt;br /&gt;“ … Buna “kaçmak” dersen, itiraz etmem… Evet kaçtım, kimden saklamalıyım? Kaçılacak bir şeyden kaçtım: Senden! Kendinden gayrısına zaman bulamayan bir cimriden kaçtım… Beni “ gayrısı eden” senden kaçtım! Her gece biraz daha lekelendiğimi düşündüren senden kaçtım… İnsan, “gayrının” yanında uyuyamıyor, ama sen bunu anlayabilir misin, bilmiyorum? “Nereden çıktı bu?” dersen… İnan bilmiyorum. Belki biliyorum da anlatmaya dermanım yok? Azar azar soğuyorsun önce… Fark etmiyorsun… Bir sabah geliyor ki yanındakinin ter kokusundan tiksindiğini fark ediyorsun… İşte o zaman kendini pis hissediyorsun. Senin öyle hissetmediğini biliyorum, çünkü “sınıfının” bütün bayağılıklarını fazlasıyla benimsemiştin. Ama onu sana neden tercih ettiğimi açıklayabilirim. Çok tuhaf, biliyor musun? Çünkü aklımın da kabul edebileceğine inanamazdım! Kalbimi hep susturmuştum, o yanlıştı çünkü! “burjuvaydı o!” Bilimsellikle düşünmeliydik ya hani? Sınıfsal bilincin gerekleri ışığında ilerlemeliydik ya? Senin bu saçmalıklarını nasıl benimsediğime inanamıyorum! Bunların arasında sen “yaşadın mı”, gerçekten? Evet onu neden tercih ettiğime gelince… Senden yıllardır duymadığım ve yokluğu kalbimi ezen bir kelimeyi hatırlattı bana: “Lütfen” Hani hep derdin ya: “Kim kime ne lütfedecek be?!” diye… Belki sen de öğrenmelisin artık, o kelimeyi, insanı güldüren, incelten o kelimeyi. “Lütfen”&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;Işıkları yakmadan oturdu salonda. Sadece sokak lâmbasının ışığı vardı içeride. Cebini yokladı, tokat yemiş gibi yanan yüzünü örttü elleriyle, ağladı. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-4618510807499396182?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/4618510807499396182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=4618510807499396182' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4618510807499396182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/4618510807499396182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/07/bir-incecik-sz-evine-braktklarnda.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SIJwRZpSfRI/AAAAAAAAAxY/KTpkoS53WZ0/s72-c/Kind%2520und%2520Mama.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-107729969459054084</id><published>2008-07-19T01:35:00.000+03:00</published><updated>2008-12-10T04:13:03.920+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SIEbu7lRNgI/AAAAAAAAAxQ/cXGauwDY0zg/s1600-h/dictator-wallacereid.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5224487535808427522" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SIEbu7lRNgI/AAAAAAAAAxQ/cXGauwDY0zg/s320/dictator-wallacereid.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Ölü Öndere Veda&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Her yanları pislik içinde, bir borudan sürünerek çıktılar. Sahilde kendilerini bekleyen bir tekneye kadar giderlerken hem kulaklarındaki geçici sağırlıkla hem de dizlerinin titremesiyle boğuşuyorlardı.&lt;br /&gt;…..&lt;br /&gt;- Albay Ernesto’nun ölümü ülke için kesinlikle çok zamansız oldu, kesinlikle!&lt;br /&gt;- Ölmeseydi sence daha mı iyi olacaktı?&lt;br /&gt;- Elbette! Bunu akıl edememek için beyinsiz olmak gerek!&lt;br /&gt;- Eh sen bir asker ben de bir yazarım ve sanırım buradan, yazarların beyinsiz olduğu sonucunu çıkarabiliriz, değil mi?&lt;br /&gt;Bir saattir, generel Juan Fernandes’in odasındaydılar. Oda denize bakıyordu. Rüzgâr, odayı serinletmekten çok kumsalın sıcağını, pencerelerden içeri tıkıyordu.&lt;br /&gt;Generalin masası tozluydu. Artık hizmetlileri çağırmaktan da bıkmıştı. Kendini her zamankinden daha yorgun hissediyordu. Odadaki diğer kişi genrealin çocukluk arkadaşı Emilio Carlos’tu. Devrim için beraber savaşmışlar, Emilio’nun şiirleri, hikâyeleri taraftarlarının cesaretini ve inancını ateşlemişti. General arkadaşıyla gurur duyar fakat onun kaleminin gücünün, kendi silahlarından çok daha fazla olduğunu hatırlamaktan da huzursuz olurdu. Hele son on yıldır, kalemini, partinin yolundan biraz fazlaca saptırdığını gördüğünden beri. Parti içinde ciddi huzursuzluk baş göstermişti bu yüzden ve artık politbüro içinde hâkim olan genel kanaati, çocukluk arkadaşına anlatmamak için general kendini zor tutuyordu.&lt;br /&gt;- Hahahaha! Her zaman aşırı mantıklıydın dostum! Bu kadar düz olma! Senin gibi bir devrimcinin nasıl bu kadar idealist düşünebildiğine şaşıyorum, doğrusu!&lt;br /&gt;- “Doğrusu” dedin de… Hahahahaha! Demek bir “doğrunun” olduğuna inanıyorsun ha? Hani doğruyu kimse bilemezdi Juan?&lt;br /&gt;- Senin en çok bu sinir bozucu mantığını seviyorum! “Mantık” falan yok arkadaşım! Partiye girersin ve o sana yer çekiminin olup olmadığını, senin bir bakteri olup olmadığını söyler, hepsi bu!&lt;br /&gt;- Öyleyse devrimi niçin yaptık Juan? Devrim yaptık, çünkü şartları değiştirirsek sonuçların istediğimiz gibi olacağı mantığını yürüttük! Yanılıyor muyum?&lt;br /&gt;- Ah eski dostum! Saflığın bazen beni gerçekten ürkütüyor! Bu sözlerindeki samimiyeti parti umursar mı, sanıyorsun? “ Büyük yazar Emilio’nun fikirleri, yüksek bir vicdanın, paslanmaz, çizilmez ve lekelenmez eserleridir!” mi diyecekler sanıyorsun, meselâ?&lt;br /&gt;- Haklısın, sizde vicdan gibi burjuva işi üst yapıların olmayacağını unutmuşum! Sömürülen halkın davasını neye göre üstlendik peki birader?&lt;br /&gt;- Off! Bilmiyorum Emilio, bilmiyorum! İnan ki bilmiyorum! Aslına bakarsan siz okumuşlar her işi karıştırıyorsunuz! Ne gerekiyorsa onu yaptık işte!&lt;br /&gt;- “Ne gerekiyorsa” ha? Neyin gerektiğini kim belirliyordu? Ölü Albayınız Ernesto mu?&lt;br /&gt;- İleri gidiyorsun kardeşim! Seni korumakta günden güne daha da zorlanıyorum ve sen de bana hiç yardım etmiyorsun ama!&lt;br /&gt;- Hadi ya? Ne oldu? Devrimden önce özgürlüğün önderliğini yapan katiller sürüsü şimdi de beni mi gözüne kestirdi?&lt;br /&gt;- Bak… Ya sana nasıl anlatacağım kardeşim ben bunu?&lt;br /&gt;- Bunun anlaşılmayacak bir şeyi yok Juan! Devrimi yapan albay, zamanında hoşuna gitmeyen her sesi nasıl susturduysa, halefleri de aynı yolu takip ediyor!&lt;br /&gt;- Ah Ernesto! Neden bu kadar zamansız gittin ki?&lt;br /&gt;- …&lt;br /&gt;Araya giren sessizlikte odada tek bir sineğin bile dolaşmadığını görmek Juan’ın canını sıktı. Caddenin sesi bile kesilmişti sanki. Karşı kaldırımda iki ihtiyar domino oynuyordu, turistler için vücutlarını satan… Bunu bilmek ne kadar kötüydü! Evet o iki kız bunu yapıyorlardı, devrimin başkentinde hem de!&lt;br /&gt;-O olsaydı…&lt;br /&gt;- Kim?&lt;br /&gt;- Ernesto elbette…&lt;br /&gt;- Ne olurdu?&lt;br /&gt;- Offf! Bilmiyorum! Ama bütün bildiğim bir şekilde bunu tahmin ederek yönetmeye mecbur olduğumuz!&lt;br /&gt;- Ne? Yani Marx’ın bütün o “bilimsel” tarih tezleri, toplumsal tahlilleri falan nereye gitti!?&lt;br /&gt;- Gerçekten çok safsın sen ya! Bize ne Marx’tan birader?!&lt;br /&gt;- “Bize ne” mi? Biz devrim fikrini kimden aldık Juan?&lt;br /&gt;- O işin… Süsü, makyajı!..&lt;br /&gt;- “Süs” mü, “makyaj” mı? Juan kendine gel, sadece eski hükümete bağlı olduklarından şüphelendiğimiz için kaç yüz köylüyü kurşuna dizdiğimizi biliyor musun? Sadece bir tahminle, şüpheyle!. Bunlar işin “süsü” için mi yapıldı?&lt;br /&gt;- Sus Emilio, sus! Büyük önderimiz Ernesto yolumuzu çizdi! Harita önümüzde duruyor! Tek ihtiyacımız…&lt;br /&gt;- Tek ihtiyacımız, öldürülmeden çalışabilmek Juan! Bunu göremiyor musun? Sokaktaki kızları görüyorsun, değil mi?&lt;br /&gt;- Bunların bütün sebebi o açgözlü para babaları!&lt;br /&gt;- Şehrin öbür ucunda bir buzdolabı fabrikası vardı, hatırlar mısın?&lt;br /&gt;- Elbette! Nasıl unutabilirim? Fabrikayı ulusumuza hediye ettik ve…&lt;br /&gt;- İdare müdürünü büronun önünde kurşuna dizdirdin! Kanı hâlâ duvarın üstündedir!&lt;br /&gt;- Ne olmuş!? Ernesto her şeyin nasıl yapılacağını biliyordu! Ve arkasında devrimin ölmez ilkelerini bıraktı!&lt;br /&gt;- Ve bir fabrika harabesi! Hiç düşündün mü Juan? O fabrika şu anda neden harabe?&lt;br /&gt;- Bize gelişmemiz için fırsat verilmedi! Sömürücü güçler yedek parça ve…&lt;br /&gt;- Juan saçmalama lütfen! Senin halkın, neresine sokacağını bilemediği bir fabrikayı keçi ağılına çevirdi! Adamların personelini kurşuna dizdikten sonra bir de sana yedek parça vermelerini mi bekliyordun!?&lt;br /&gt;- Bu duruma düşmemizin sebebinin kapitalistler olduğunu ölümsüz önder Ernesto söylemişti!&lt;br /&gt;- Juan! Ölü bir adamın hayalî aklıyla mı yöneteceksiniz ülkeyi!? Bu aptallığa daha ne kadar devam edeceksiniz?!&lt;br /&gt;- Ernesto ölmedi! Kalbimizde yaşıyor!&lt;br /&gt;- Peki sana ayrık otu içindeki fabrikayı ne yapman gerektiğini de söylüyor mu geri zekâlı?!&lt;br /&gt;-….!&lt;br /&gt;- Durma! Hadi o çakallarına söyle, şimdi de beni kurşuna dizsinler!&lt;br /&gt;- Bak… Aşırıya kaçıyorsun ama!&lt;br /&gt;- Ooooo! Demek yaralandığında altına işeyen kahraman askeri kurtaran arkadaşı, “aşırıya gidiyor” ha?! Elbette! O zaman sana sokağın neden bu kadar sessiz olduğunu da söyleyeyim ama skaın altına işeme general! Çünkü bu boktan memleketin senin yüce önderin Ernesto’nun ilkelerine göre yönetilmediğini düşünen bir takım askerler şu anda başkanlık sarayını kuşatmakla meşgul! Çünkü kutsal Ernesto’nun devrimleri için kâfi miktarda kan dökülmediğini düşünen, bu devrimlerden sapıldığını düşünen takıntılı tipler şu anda buraya ateş açmak üzere!&lt;br /&gt;Arkadaşının kolundan çekmesiyle odaya kurşunların dolması bir oldu. Generali, devrimde keşfettikleri gizli geçitlerden birine sürükledi.&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;General teknede, denizin çalkantısından mı, az önce geçtikleri lâğım kanallarının üstüne sinen kokusundan mı yoksa geride kalan şehrin, kendi elleriyle yazdıkları tarihinin, alevler içinde kalmasını hazmedemediği için midir bilinmez, uzun uzun kustu. Bir yandan artık ölümsüz önderin hayalinden ebediyen uzaklaştığını düşünüp ağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-107729969459054084?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/107729969459054084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=107729969459054084' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/107729969459054084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/107729969459054084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/07/l-ndere-veda-her-yanlar-pislik-iinde.html' title=''/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SIEbu7lRNgI/AAAAAAAAAxQ/cXGauwDY0zg/s72-c/dictator-wallacereid.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-2704188886782016905</id><published>2008-07-17T12:21:00.000+03:00</published><updated>2008-07-17T12:22:19.293+03:00</updated><title type='text'>Hukuk Niçin Beşerî Olmalıdır?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bazen otomobillerin arka camlarında,  Mustafa Kemal’in Türkiye Cumhuriyeti’nde egemenliğin kime ait olduğunu belirttiği o açık cümleye nazire bir slogana rastlarsınız: “Hâkimiyet Allah’ındır!”  Çoğunluğu Müslüman olan bir memlekette yaşadığımız için yazı içinde kullanılan “din” kelimesi de bu anlamda İslâm için kullanılıacaktır.&lt;br /&gt;Bu türetme slogan, taşra muhafazakârlığını kullanan sığ siyasal İslâmcılığın bir hediyesidir.&lt;br /&gt;Anlamı “ İnsan hayatı üzerinde Allah’ın hâkimiyeti yerine kul yapımı kanunların hâkim olamayacağıdır.”&lt;br /&gt;Allah’ın bir ve eşsiz olduğuna inanan bir Müslüman için yukarıdaki anlam son derece tabiidir. Elbette  bir mü’min için evreni yaratan Allah’ın kanunları yaratılışın temelidir ve bu kurallar mükemmeldir.&lt;br /&gt;Buraya kadar herhangi bir sorun görünmemektedir. Öyleyse neden insanlar doğrudan doğruya Kur’an-ı Kerim’e dayalı bir hayat sürmemektedirler? Söz gelimi miras  dağıtımında, hırsızlıkta veya zinanın cezalandırılmasında açık hükümler var olduğu söylenirken neden başka usuller tatbik edilmektedir? Uygulanmaya hazır hükümler dururken insanlar neden kural türetmek  için didinip durmaktadır? Allah’ın kanunlarından başkasına uymak şirk değil midir?&lt;br /&gt;Bütün bu soruların altında yatan temel kabul, dinin kolektif yaşanan bir kurum olduğudur. Bu bir ölçüde doğrudur. Bir dine inananlar onda kendilerine sağladığı mensubiyet şuurunu, kardeşlik duygusunu ve  güveni bulurlar. Bir dini paylaşmak, hayatın anlamına dair belli değerleri paylaşmak, bize hayatın değerinin ve anlamının olduğu bilincini uyandırır. Bu son derece önemlidir, çünkü bunlar olmaksızın ahlâk büyük ölçüde anlamsızdır. Her şeyden önde kendi hayatının bir değeri ve anlamı olduğuna inanmayan insan için geri kalan her şey anlamsızdır, dolayısıyla da  böyle bir fert için bir başkasına zarar vermemek  gibi bir kaygı   büyük ölçüde anlamsızdır. Ahlâkın bir “ zarar vermemek iradesi” olduğu kabul edilirse “ Bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir.” Hükmünün ne demek istediği daha rahat anlaşılabilir.&lt;br /&gt;Zarar vermemek iradesi üzerinden değerlendirildiğinde, dinin bu iradeyi kazandırmak adına ferdî bir temele dayandığını söyleyebiliriz. Zira zarar vermemek iradesinin yani ahlâkın muhatabı ferttir. Bunun niçin böyle olduğu belki ilk bakışta anlaşılamayabilir çünkü sık sık Allah’ın yok ettiği kavimler örneğiyle “kolektif bir ahlâksızlık” endişesi içimizi kemirir durur.  Fakat şu da unutulmamalıdır ki yok edildiği söylenen kavimler üzerinde uygulanan ceza Allah dışında  kimsenin uygulayamayacağı bir cezadır ve bu durum da gerek o toplumların “kolektif ahlâksızlığı” konusunu gerekse Allah’ın bunlar üzerindeki hükmünü günlük hayatın dışında bir fevkalâdelik olarak değerlendirmemiz gerektiğini göstermektedir. Hükümlerimiz  eğer günlük hayatımız için geçerli olacaksa o zaman bu hükümlerin ancak fertler üzerinde anlamlı olduklarını da hatırlamalıyız. Hakkındaki fikirlerimizden, mahkeme kararlarına kadar üzerinde konuştuğumuz yegâne varlık ferttir. Hukukun temellerinden olan “ suçların şahsîliği” ilkesi de bunun nihaî ifadesidir.&lt;br /&gt;Bunun yanı sıra din bir kabulle ortaya çıkar. Kabul etmeyenler için meselâ İslâm herhangi bir  şekillendirici /sınırlandırıcı özellik içermez. Dinin kabule dayanması, aslolanın ferdin iradesi olduğunu gösterir. Aksi takdirde zorlama altında,  dinin gereklerini yerine getirmemekten ve hatta dinden vazgeçmekten sorumsuzluk gibi bir şey söz konusu olmazdı.&lt;br /&gt;Burada meselenin fark edilmeyen diğer yüzü bahsedilen “sorumluluğun” yalnızca Allah’a karşı olmasıdır. Dinin özü, iyilikte ve kötülükte tek yargılayıcı muhatabın Allah olduğuna dair temel kabuldür.&lt;br /&gt;Meselenin merkezine ferdi koymadığımızda  bugün karşımızda medeniyetler çatışması olarak çıkan meseleyle karşılaşmamız kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;Dini, ferdin “hür” kabulünden ayırarak onu bir din etiketi altında şişelenmiş herhangi bir nesneler topluluğun bir parçası  saymak İslâm aleminde siyasî totaliterizmlerden, felsefî durgunluğa kadar  pek çok problemin temelidir.&lt;br /&gt;Dini fertten ayrı bir dışsallık haline getirerek, onu, temel hakları yok etmeğe yarayan bir araç haline de getirebilirsiniz ki eski sömürgelerde sosyalist iktidarların Müslümanlarca neden reddedilmediğinin bir cevabı bu olabilir.  “Kul hakkı” gibi tamamen kulun insiyatifine bırakılmış bir alan anlaşılabilse, mülkiyete tasallut eden bir iktidar anlayışının Müslümanlar arasında kabul edilmesi mümkün olabilir miydi?&lt;br /&gt;Dini doğrudan hukuk  olarak uygulamağa kalktığımızda, ferdin  yegâne vicdanî  yargılayıcı olan Allah’ın yetkisini üzerimize almış oluruz.&lt;br /&gt;Bu durumun daha iyi anlaşılabilmesi için aşırılaştırılmış bir örnekle konuyu aydınlatabiliriz. Bir zamanlar  MSP  devamı partilerin ve bazı dinci ( bu kelimeyi, dini doğrudan siyasî ideoloji  olarak kullanan herkesi anlatmakta kullanıyorum) okumuşlarca  bir çözüm olarak sunulan “çok hukukluluk” halinde herkesin “mensup olduğu dine göre yargılanması”  savunuluyordu. Düşünülmen şey şu idi: “Beşeri hukuka göre yargılanmak isteyen Müslümanların durumu ne olacaktı?”&lt;br /&gt;Çok hukuklulukla, dini doğrudan hukuk haline getirmeye çalışanlar,  dinin ferdî kabul yönünü göz ardı ediyorlar ve  belki de farkında olmayarak aynen milyonlarca kişiyi katleden Çin ve Sovyet “insan yaratma” projelerine benzer bir proje tahayyül ediyorlardı.: Homo islamicus.&lt;br /&gt;İşin bu yönünden ayrı olarak  dinî hukuk sisteminde yorumlayıcıların hangisinin daha sorgulanamaz oldukları probleminin yanı sıra Allah’ın ayetlerinin günlük hayatın neredeyse sınırsız ve değişken problemleri karşısında “nereye kadar” yorumlanacağı gibi iki büyük sorun karşımızda durmaktadır.&lt;br /&gt;Siyasî İslâmcılara göre din fert için değil de “ümmet/cemaat” için tanımlandığından dini anlamak da “otoritenin” işi haline gelmektedir. Sıradan bir Müslüman fert için bütün mesuliyet, dini anlayanlara uymakla sınırlıdır.&lt;br /&gt;Bu durumda kimin “otorite” sayılacağı konusu ortaya çıkmaktadır. Fakat bundan da evvel islâm’ı diğer semavî dinlerden ayıran “ruhban” sınıfının olmaması üstünlüğü ortadan kalkmaktadır. Zira bahsi geçen yorumlayıcı otorite, sadece yasaklarla ilgilenen beşeri hukuk hükümlerinden ayrı olarak insnaın vicdanî her kararı üzerinde etki etmek iddiasını da taşıyacağından kendini Allah’ın yerine koymuş olacaktır ki bu da din açısından şirki çağrıştıran fevkalâde ürkütücü bir durumdur.&lt;br /&gt;Dinin merkezine ferdi koyduğumuzda, ferdin sorumluluğu dinden anladığı kadarıyladır.  Siaysî İslam ise yukarıdaki otoriter anlayışını “Arapça bilmeye”, “Kur’an’ı anlamaya” dayandırmaktadır. Buna göre tercümelerle Kur’an anlaşılmaz, hatta sıradan bir  Arapça ile bile anlaşılmaz, onu “hakkıyla” anlamak için bir bütün olarak onun felsefesini bilmek, yüksek bir linguistik yeterliliğe sahip olmak gerekir. Kur’an ve din üstündeki bu otoriter ve aşırı tutumla bakıldığında dünyadaki “gerçek Müslüman” sayısı  El -Ezher Üniversitesi profesörlerinden ibaret görünmektedir.&lt;br /&gt;Allah adına her meseleye bir çözüm getirmeye uğraşıldığında, uygulamadaki yanlışlıklardan kimin sorumlu tutulacağı da ayrı bir sorundur. Zira Allah’ın sözleriyle hükmettiğinizi söylemeye başladığınızda verdiğiniz her yanlış hüküm doğrudan Allah’ın sözlerine bühtan edilmesine sebep olacaktır. Dünyadaki “Müslüman korkusunun” altında yatan da budur. Böyle bir hukuk sisteminde “tadilat” nasıl yapılacaktır? Bu durumda Allah’ın sözlerini mi tadil etmekten bahsedilecektir?&lt;br /&gt;Bunun  yanı sıra, farklılıkları bir arada tutabilecek “ tadil edilebilir” bir hukuk sisteminin yanında belli bir dinin mensuplarının kabulü ile sınırlı bir hukuk sistemi modern bir toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilir mi? Siyasî İslâmcıların “Müslümanı tanımlamak” zorbalığından vazegçip de  “müslümanın tercihini tanımak”  anlayışını benimsemeleri durumunda, farklılıkları kucaklayıcı bir hukuk konusundaki gerilimler azalacaktır.&lt;br /&gt;Zira beşeri hukuk, muhakkak dinin insana va’z ettiği ahlâk ilkelerinden yararlanacak ve genel sınırlayıcı yapısında, içinden çıktığı toplumun parmak izini taşıyacaktır. Bunun yanı sıra dediğimiz gibi tadil edilebilmesi durumunda geçerliliğini aklın sınırlılığı gibi evrensel bir insanî özellikten aldığından kabul edilebilirliği daha yüksektir.&lt;br /&gt;“Allah adına” hükmedenlerin   doğal olarak uluhiyet sıfatı taşımamalarından dolayı, eksikliklerinin üzerine ilâhî bir etiket yapıştırarak , en nihayetinde beşerî olmaktan kurtulamayacak kanunlarını kabul ettirmeye çalışmaları, İslâm’ın nehyettiği  “kulun kula kulluğundan” gayrı bir sonuç doğurmaz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23746810-2704188886782016905?l=dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/feeds/2704188886782016905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=23746810&amp;postID=2704188886782016905' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2704188886782016905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23746810/posts/default/2704188886782016905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2008/07/hukuk-niin-beer-olmaldr.html' title='Hukuk Niçin Beşerî Olmalıdır?'/><author><name>AfsarCelik</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23746810.post-3047658019202105459</id><published>2008-07-14T17:31:00.001+03:00</published><updated>2008-12-10T04:13:04.764+02:00</updated><title type='text'>Kemalist  Tarihsiciliğin Marksist Kökeni ve Sonuçları</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SHtkpPSx1HI/AAAAAAAAAxA/9qilVKGhjX8/s1600-h/istiklal-mahkemesi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5222878852508931186" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iV99FcjnhLU/SHtkpPSx1HI/AAAAAAAAAxA/9qilVKGhjX8/s320/istiklal-mahkemesi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü tartışmaların üzerinde dönüp dolaştığı merkez, tarihe bakış noktasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalistlerin öncülüğündeki ulusalcı grup her daim, yaşanan her şeyin, tarihteki bir benzerine yaptıkları atıfla bugünü 1919’a benzeterek İstiklal Mahkemeleri benzeri çözümleri dahi savunabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihsicilik, bilhassa Popper okurlarının gayet iyi bildikleri gibi toplumsal düzenin kökeninin değişmez tarihsel kurallardan kaynaklandığını söylemek demektir. Platon’dan gelen bir fikri geleneği tevarüs eden Marx, kendi tarih teziyle, değişimin bir şablonunu oluşturmuş ve böylece başımıza gelenlerle gelecekler arasında ki “şaşmaz/ değişmez” kurallar dizisini kendine göre ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bir parantez açarak, bu yaklaşımın edebiyattaki yansımasına da değinmemizde fayda vardır. Bilim-kurguyu edebî bir tür olarak oluşturanlardan Isaac Asimov, “İmparatorluk” serisinde Harry Seldon tarafından kurulan psiko-tarih adlı bilimi ile “kitlelerin” davranışları üzerinde matematiksel kestirimlerde bulunulabileceği düşüncesini savunurken tarihsiciliğin “galaktik” geleceğine atıfta bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihsici yaklaşımın ortalama okumuş insan zihninde yarattığı genel kabul, “bir şeyin olması gerektiği için ve olması gerektiği biçimde olduğudur” Bilhassa meselâ İP lideri Doğu Perinçek’in tarihin tartışılamayacağı, olmuş şeylerin “Eğer” şartlı önermeleriyle tartışılamayacağı vurgusu ile yaptığı “bilimsellik” tanımına bakıldığında konu daha somut anlaşılabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlayış pozitivist bir kadercilikten başka bir şey değildir. İçinden Tanrı çıkarılmış bir kadercilikte Tanrı, “sınıfsal güçler, “ üretim ilişkileri”, “üretim biçimi”, “ sınıf bilinci” gibi kavramlarla ikame edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksist tarihsicilikte, bahsedilen güçler, hem insanların eylemlerini hem de bu eylemleri yönlendiren dışsallıkları adlandırmakta kullanılarak ciddi bir entelektüel bulanıklık yaratılmıştır. Meselâ sınıf bilinci, sınıf üyelerinin davranışlarını, “kendiliğinden” yönlendiren bir dışsallık gibi adlandırılırken bir yandan sınıf tarafından ulaşılan/ geliştirilen bir tür kolektif akıl olarak da görülebilmektedir. Ayrıca “sınıfın” tanımı yapılmaksızın, bunun kendiliğinden geçerli olduğu kanaati uyandırılmaktadır ki Marksist şablonun kendi içinde tutarlı bir görünüm vermesi yüzünden bu gün sosyolojiye egemen olmasıyla Marksist anlamda sınıfların gerçekte var olup olmadığı hakkında bile bir tartışma açılamamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksizmin bu “iki dilli” tarih kurgusunun temeli de dışsallıkların zorlayıcılığı ile kendini ifade eden güce dayanma/ tapınma davranışıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx’ın kendini bir pozitivist peygamber olarak kabul ettirmesinden yararlanan üçüncü dünya okumuşları kendi otoriter/ totaliter kolektivist “kurtuluş” reçetelerini bu tartışılmazlık kalkanı ile koruyarak kendi ülkelerinin iç sömürü düzeninin tesisini sağlamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cümleyi açıklayabilmek için Doğan Avcıoğlu ve şürekasının millî mücadeleye giydirdikleri ve bugün egemen bir yorum halini aldığını gördüğümüz “antiemperyalist savaş” gibi bir şablonun bilhassa bürokratik elitlerce desteklenerek, tartışma imkânlarını nasıl yok ettiğini görmemiz sanırım kâfi gelecektir. Bunun en belirgin örneklerinden biri de Atilla YAYLA gibi bir bilgi profesyonelinin bir tutum/ anlayış hakkındaki yorumundan sonra başına gelenlerdir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şablonla, bir imparatorluğu ölüme sürükleyen, ülkede askeri bürokrasi vesayetinin yerleşmesine sebep olan ittihatçı hareket, artık tabiatına göre değil, kökeni Marksist şablon olan tarihsici anlayışa göre anlaşılmak zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksist tarihsiciliğin güce dayalı kurgusu ile yakın tarihimizde kurumların, ideolojilerin, kişilerin durumları, evrensel “âdil davranış” kurallarına göre değil de güçler hiyerarşisindeki yerlerine göre belirlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözgelimi millî mücadelenin temelini teşkil eden, Mondros mütarekesine rağmen dağıtmadığı ordusunu Mustafa Kemal’in emrine veren Kâzım Karabekir gibi bir kahramanın dahi Marksist kökenli Kemalist tarih şablonunda “Atatürk düşmanı bir gerici” olarak yaftalanması fevkalâde ibret vericidir. Hatta Karabekir’in İstiklâl Harbi’mizi anlatan eserinin bir nüshası dışında tamamının yok edilmesi gibi bir barbarlığın yargılanamaması da son derece önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sebebi de sanırım, millî mücadeleden sonra Mustafa kemal’in çevresinde birbiriyle mücadele eden gruplardan İnönücü kadronun güçlenerek tarih yazımını dikte edebilmesidir. Tarihi güçlülerin yazması, galiplerinin sözlerinin “gerçek” kabul edilmesi anlayışı, marksizmin pozitivist kaderciliğinden, aç gözlülükle beslenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişin geleceği belirlediği naif fakat bir o kadar tehlikeli fikri, milletin kendi kaderini tayin hakkı üzerinde demokles kılıcı gibi duran bir vesayet zor
